24 Aralık 2014 Çarşamba

ATATÜRK’ÜN ERMENİ KONUSUNA BAKIŞI - İsmet GÖRGÜLÜ



Atatürk’ün yazışma ve konuşmalarından Ermeni konusu üzerine neler dediğini tarayıp, bir kitapta topladım. Karşımıza önemli bir bilgi ve değerlendirme zenginliği çıktı. Bunlar konu başlıkları halinde şöyle sıralanabilir:
·  Tehcir bir zorunluluktu.
·  Tehcir’de Ermenilere katliam yapılmamıştır.
·  Tehcir edilenler hayattadır.
·  Tehcir, Ermeni çetelerinin Türklere yaptığı katliamlardan doğan kin ve düşmanlıktan dolayı, bir yönüyle Ermenilerin hayatını kurtarmıştır.
·  Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşı sırasında katliama uğrayan, asıl soykırım girişimine tabi tutulan Türklerdir.
·  Türkleri ve Ermenileri, birbirlerini kırmaları için Doğu’da önce Ruslar, sonra İngilizler, Güney’de Fransızlar kışkırtmışlardır.
·  Ermeni kırımı yalandır, uydurmadır, iftiradır, İngiliz propagandasıdır.
·  “Ermenilere kırım yaptınız” konulu saldırılar, tarihi gerçeklere değil, siyasi emellere dayanmaktadır.
·  Siyasi emel topraktır, Türkiye’nin  Doğusunda “Kafkas Seddi” oluşturmaktır.
·  Bu projede, Kürtçülük ve Ermenicilik birer vasıtadır ve paralel kullanılmaktadırlar.

Bunlardan sadece son üçünü ana hatları ile ele alabileceğiz.

Türk ulusu, Ermenilere soykırım yaptınız iddialı saldırılara üçüncü kez muhatap olmaktadır. İlki 1915 Tehciri’nden sonra 1916’da başlar, 1918 Mondoros Mütarekesi’nden sonra yoğunlaşır. İkincisi 1920’dedir. Türk ulusunun canını, namusunu, toprağını kurtarmak için Çukurova’da Antep, Maraş ve Urfa’da Fransız-Ermeni işgalcilerine karşı direnmesi üzerine ve özellikle Şubat 1920’de Maraş’tan Fransız-Ermeni işgalcilerini kovuncadır. Üçüncüsü de 1965’te başlatılır ama asıl saldırı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin PKK terör örgütü ile ABD’nin ve AB’nin istediği şekilde bir diyaloğa girmeyip siyasi çözümü reddederek silahlı mücadeleyi sürdürme kararlılığı üzerine 1995’te başlatılır. 1995’e kadar, 30 yılda Türkler Ermenilere soykırım yapmıştır şeklinde karar alan veya bildiri yayınlayan sadece altıdır(1). 1995’ten 1998’e kadar karar alanlara dokuz(2) ilave daha olur. 1999’da PKK başarısız olunca, Güneydoğu’yu Türkiye’den kopartamayınca yani PKK’ya verilen görev gerçekleşmeyince soykırımlı saldırılar bunaltıcı şekilde yoğunlaşır. Sadece 2000 yılında 7 karar(3) çıkar. 2001-2006’da bunlara 17 karar(4) daha eklenir.
__________________________________________________________________
(1) Uruguay 1965, ABD Temsilciler Meclisi 1975, GKRY 1982, Dünya Kiliseler Konseyi 1983, ABD Temsilciler Meclisi 1984 (1975’in tekrarı), Avrupa Parlamentosu 1987, Arjantin 1993.
(2) Rusya 1995, Arjantin 1995, Kanada 1996, Yunanistan 1996, Lübnan 1997, Belçika 1998, AKPM 1998, Fransa 1998, Arjantin 1998.
(3) Soykırım uzmanı 126 akademisyen 2000, İsveç 2000, Lübnan 2000, Fransa 2000, Vatikan 2000, Avrupa Parlamentosu 2000, İtalya 2000.
(4) Vatikan+Ermeni Kilisesi 2001, Fransa 2001, Avrupa Parlamentosu 2002, Kanada 2002, Arjantin 2003, İsviçre 2003, Arjantin 2004, Uruguay 2004, Arjantin 2004, Kanada 2004, Slovakya 2004, Hollanda 2004, AB İlerleme Raporu 2004, AP Eurlings Raporu 2004, Almanya 2005, Litvanya 2005, Fransa 2006.
 -----------------
1965’ten 2007’ye kadar toplam 39 karar çıkar, bunlara eyalet kararları dahil değildir. 39 kararın 6’sı 30 yılda, 1965-1994 arasında çıkar. 1995’te saldırılar yoğunlaştırılır, 4 yılda (1995-1998) 9 karar, 2000’de 1 yılda 7 karar, 2001 ve sonrasında ise 17 karar çıkartılır. 39 kararın 24’ü 1999 sonrasında, yani PKK başarısız kılındıktan, Türkiye AB’ye aday yapıldıktan sonradır. 1997’de adaylığı reddedilen Türkiye’nin 1999’da yani PKK başarısız kılındıktan sonra aday yapılmasının anlamı ve arkasından aday yapılan Türkiye’ye Ermeni soykırımı kartı ile siyasi saldırıların yoğunlaştırılması dikkat çekici ve uyarıcıdır. Ayrıca 2000 yılında, soykırım suçlamasıyla yapılan siyasi saldırıların yanı sıra, Batılı sermayedarlarının çıkarttığı Kasım 2000 ve Şubat 2001 ekonomik krizleri ve sonuçları da göz önüne alındığında, Türkiye’nin planlı bir siyasi-ekonomik-sosyal tehditle karşı karşıya olduğu anlaşılmaktadır.

Saldırıların sürecine ve yoğunlaşma dönemlerine dikkat edilirse konunun tarihi bir hesaplaşma değil, siyasi bir hesap olduğu ortaya çıkmaktadır. Birinci ve ikinci saldırılar Sevr öncesidir.  Üçüncü saldırı ise Kürdistan kurma öncesidir. Sözde Ermeni soykırımı konusu ile Kürdistan kurma konusunun ne ilgisi var denilebilir. İkiz konulardır. Tarihimizde paralel yürütülmüştür. Bu günde paralel yürütülmektedir.

Soykırımlı saldırılara Atatürk’ün bakışı, tarihi bir konu şeklinde değil, siyasi hedefleri gerçekleştirmede bir vasıta olarak kullanma şeklindedir. Yani mücadele alanı tarih değil, siyasettir demektedir. Ki kendisi de tarihle değil, siyasetle ve güçle çözmüştür.

Atatürk’ün sözde soykırım iddiaları üzerine tespit ve değerlendirmelerini sorularla açıklığa kavuşturalım. Biz soralım, O yanıtlasın.

Türkiye’ye yapmadığı ve yapmadığını bildikleri halde neden “Ermenilere soykırım yaptınız” suçlamaları ile saldırıyorlar. Bunları neden yapıyorlar?

“… Düşmanların bütün çalışması, barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda memleketimizi dışarıda ve içeride güçsüz bir durumda bırakarak, istedikleri her şeyi kabul ettirmeyi amaçlıyor…(5)”                  (24 Nisan 1920-TBMM)

O günlerde Sevr Anlaşması gündemdeydi. Sevr ile istediklerini kabul ettirmek için, “Ermenilere kırım yaptınız, yapıyorsunuz” saldırısı ile Türkiye’yi suçlu duruma düşürüp dıştan destek görmesini önlemeyi, hayır deme direncini kırmayı amaçlamışlardı.

Şimdi 1995’te yoğunlaşan, 2000’de doruğa çıkan saldırıların amacı daha iyi anlaşılmaktadır. 1995 yılı için Ata’nın açıklamasındaki, “barış esaslarının kararlaştırılacağı şu sıralarda” ifadesinin yerine “PKK ile silahlı mücadeleyi bıraktırıp, siyasi çözümün dayatıldığı şu sıralarda” ifadesi konularak okunması yeterli olmaktadır. 2000’li yıllar için konulacak ifadeler çoğalmaktadır. Birkaçını sıralayalım.

·  “Kendisine verilen görevi PKK başaramayınca, PKK’nın yapamadığını bizzat yaptırmak için AB adaylığına kabul edilen Türkiye ile adaylık koşullarının belirleneceği şu sıralarda…”
__________________________________________________________________
(5) İsmet Görgülü, Atatürk’ten Ermeni Konusu-Belgelerle, Bilgi Yayınevi, Genişletilmiş 2. Basım, 2006, s.198 (Metnin devamındaki Ata’nın sözleri aynı kaynaktan alıntıdır.)
·  “AB’ye uyum paketleri adı altında verdirilecek ödünlerin Türkiye’ye kabul ettirileceği  şu sıralarda…”
·  “İncirlik Üssü kullanım koşullarının görüşüleceği şu sıralarda (2000 Baharı-ABD için)…”
·  “BOP’un gerçekleştirileceği şu yıllarda…”
·   “Kuzey Irak’ta bir devlet yapılanmasına başlanacağı şu sıralarda (2002)…”
·  İran’a karşı ABD’nin yanında yer almasının sağlanacağı şu sıralarda…”
·  “Kuzey Irak’taki devlet ilanının yapılacağı şu sıralarda…”
 ----------------------------
Atatürk’ün aynı konuşmasında sorumuzla ilgili iki yanıtı daha vardır.

“Geleceğe yönelik çıkarlarını, çeşitli baskılarla bütün dış ülkeleri aleyhimize çevirmekte gören bütün unsurlar,… tümüyle yalan olan en son Ermeni kırımı uydurmasını (1920’yi kastediyor) düzenlediler…
İngilizler, dış durumumuzu yani toplu öldürme iftiraları ile sarsarak, … tasarladıkları İstanbul işgalini kolaylıkla uygulayabilecek bir ortam hazırlıyorlardı…” (24 Nisan 1920-TBMM)

Başka bir konuşmasından bir alıntı daha yapalım.

“… Düşmanlarımız hakkımızda icat ettikleri iftiralarını bir Aralık Paris Konferansı’na da kabul ettirir gibi oldular. İhtimal bunun neticesi olarak, daha savaş esnasında birbirleriyle yaptıkları gizli anlaşmaların ve karşılıklı verdikleri sözlerin tatbikatına başlanmış idi. İzmir, Antalya, Adana, Antep, Urfa ve Maraş’ın işgalleri hep bir karşılıklı taahhütler neticesi…” (31 Aralık 1919 Ankara)

Ata’nın bu üç açıklamasından, Ermeni kırımı konulu saldırıların basit bir suçlamadan çok öte bir durum olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye üzerine niyet besleyenler, bunu araç olarak kullanmışlar. Güncel çıkarlarını sağlamak için bir tehdit aracı, uzun vadeli planlarını gerçekleştirmede de bir alt yapı aracı olarak kullanmışlar. Bugün de Türkiye’ye yönelik planlarını, ki planlarını gizlemeye de gerek görmüyorlar, gerçekleştirmede bir araç olarak kullanmaktadırlar.

Peki, bu soykırım iddiaları doğru mudur?

“Türkler tarafından Ermeniler aleyhinde katliam (İddiaları), uydurulmuş rivayetler ve bir takım yalan ve iftiralardan ibarettir.” (17 Ocak 1921-Demeç)

O halde Ermeni sorunu nedir?

“Ermeni sorunu, Ermeni milletinin gerçek olmayan isteklerinden çok, dünya kapitalistlerinin ekonomik yararlarına göre çözülmek istenen sorun(dur).” (1 Mart 1922-TBMM)

Ermeni sorununu dayandırdığınız Emperyalistlerin ekonomik çıkarları nedir?

“Ermeniler Van ve Bitlis’i ele geçirince, Irak’taki İngilizlerle birleşeceklerinden dolayı bütün Yakındoğu’da İngilizlerin yeri çok sağlamlık kazanacaktır.”  (1 Aralık 1920)

“Ermenistan’ı Mezopotamya’da yerleşmiş İngilizlere yaklaştıracak surette uzatmak, Moskova ve Ankara hükümetlerine pek çok nahoş sürprizler yaratmak demek olur.”  (27 Aralık 1920)

“Taşnakların, İtilaf devletlerinin entrikalarına alet olmaktan vazgeçmeyip… Sevr’de İstanbul hükümetine imza ettirilen anlaşma hükümlerine dayanarak Doğu vilayetlerimizi işgal için fırsat kollamaları, bu suretle Basra Körfezi’nden Karadeniz’e kadar Doğu ile Türkiye arasında itilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getirip Yunanistan’ın Rumeli ve Batı Anadolu’da oynadığı rolü Kafkasya, Doğu Anadolu ve İran’da oynamaya azmetmiş olmaları …” (6 Ekim 1920)

“Musul (Vilayeti-bugünkü Kuzey Irak) bizim için çok kıymetlidir… Birincisi, civarında sonsuz servet teşkil eden petrol kaynakları vardır. İkincisi bunun kadar önemli olan Kürtlük meselesidir. İngilizler orada bir Kürt hükümeti teşkil etmek istiyorlar. Bunu yaptıkları takdirde bu fikir bizim hududumuz dahilindeki Kürtlere de sirayet edebilir. (6)” (16 Ocak 1923)

Atatürk’ün  bu dört açıklamasını, Sevr haritasını ve 1918’den sonraki bilgileri yan yana getirdiğimizde emperyalistlerin ekonomik çıkarları ortaya çıkmaktadır.

İngiltere Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın elindeki tüm petrol yataklarını; Arabistan Yarımadası, Basra ve Musul’u; ele geçirir. Mondros Ateşkes Anlaşması’ndan sonra, Osmanlının 1918 yazında işgal etmiş olduğu Bakü petrol bölgesini, Osmanlıya boşattırarak işgal eder.

Ele geçirdiği Hazar petrol bölgesi ile Ortadoğu petrol bölgesi arasını kendi kontrolünde tutup, iki bölge arasında fiziki bağı kurmak için, 1918’de kendisi tarafından kurulan Ermenistan’ı, Karadeniz kıyılarından Van Gölü’ne kadar uzatmak, Van Gölü güneyi ile Irak arasındaki boşluğu doldurmak için burada bir Kürdistan kurmak ister. Sevr haritasının doğusu işte bunu gerçekleştirmektedir.

Atatürk, bu planı anladığı içindir ki; Moskova’yı birkaç kez uyarır, uyarıları sonuç doğurur, Ankara – Moskova işbirliği gelişir ve senaryonun Ermeni ayağı kırılır.

Kürdistan’ın kurulmasını önlemek için de, Musul vilayetini Misak-ı Milli içine alır ve Türkiye’ye dahil etmek ister. Musul alınamaz ama Sevr ile kurulmak istenen Kürdistan oyununu bozar.

Görüldüğü gibi emperyalistlerin ekonomik çıkarı, petroldür, Karadeniz’de egemenliktir. Diğer öğeler figürandır, kullanılandır. 1920’lerde bu senaryoyu Atatürk bozmuştur.
Günümüzde de aynı senaryo oynanmakta, aynı figüranlar kullanılmaktadır. Sadece filmin esas oğlanı
değişmiştir. O yıllarda İngiltere idi, bugün ABD’dir. İngiltere yardımcı oyuncu olmuştur. Amaçları arasına “su”
ilave olmuştur.

__________________________________________________________________
(6) Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923 Eskişehir-İzmit Konuşmaları, Yay. Haz. Arı İnan, TTK., 1982, s. 45.
Atatürk’e sorularımızı sürdürelim. Bu senaryo içersinde Ermenilerin rolü nedir?
 ---------------------------------------
“Rum ve Ermeni, Batı emperyalistlerinin hizmetçisi olan uluslar(dır).” (1 Aralık 1920-Ankara)

“Ermenistan, Doğu’da büyük bir inkılap gayesi için çalışan mazlum milletler arasında, … bozguncu bir unsur vazifesi yapıyordu. Doğu milletlerinin temasına engel oluyordu. Doğu’da İngiliz emperyalistleri için bir dayanak noktası hizmeti görüyordu…

Ermenistan, Doğu ihtilal makinesinin iyi işlemesine mani olmak için, bu ihtilalden etkilenecek olacaklar tarafından makinenin çarkları arasına sıkıştırılmış ecnebi bir cisimden başka bir şey değildir…”            (13 Kasım 1920-Hakimiyeti Milliye)

Atatürk, Ermenilerin emperyalistlerin bir maşası olduğunu, kullanıldıklarını tespit ediyor; ki bu tespitini sıkça tekrarlar, gerçeği gören Ermeniler de bu yönde açıklamalar yapar; kullanılma amaçlarının da bir siyasi hedefin gerçekleşmesi için olduğunu belirtiyor. Bu siyasi hedefin tam açıklamasını, hedefi belirleyenin ağzından verelim.

Sevr Anlaşması’nı hazırladıkları konferanslarda İngiltere Dışişleri Bakanı Lord Curzon,  16 Şubat 1920’de şöyle diyor :

“Müttefiklerin uğrunda savaştıkları… amaçları arasında bağımsız bir Ermenistan devletinin kurulması da vardır. Bu amacın gerçekleşmesine tüm müttefikler aynı derecede ant içmiş durumdadır.” (7)

Aynı kişi, bu devletin kurulma amacını da, 22 Nisan 1920’de şöyle belirtir :

“Büyük bir Pan-İslam ya da Pan-Turan hareketi ortaya çıkabilir ve böyle bir halde, Londra Konferansı, genellikle dünya barışı bakımından, Türkiye Müslümanları ile daha doğudakiler arasına sokulmak üzere bir Hıristiyan toplumunun sıkıştırılmasının yerinde bir girişim ve bunun da yeni bir Ermeni devleti olabileceğini düşünmüştü.” (8)

Atatürk; bu toplantı tutanaklarından haberi olmaksızın, emperyalistlerin Ermeniler üzerine neden oynadıklarını, siyasi hedeflerinin ne olduğunu tam isabetle tespit etmiş ve buna göre cephe tutmuş, bu plandan Türkiye kadar zarar görecek olan Rusya ile işbirliği yapmış ve planın gerçekleşmesini engellemiştir.

Bugün de Ermeni kartının tekrar Türkiye’nin önüne konulması, Ermenilerin tekrar kullanılmaya başlanmasının arkasında, daha önce açıklanan ekonomik çıkarlarının yanı sıra, L. Curzon’un ikinci sözündeki amaç aranmalıdır. Bundaki doğru tespit, Atatürk’ün yaptığı gibi, doğru cephe tutmayı, doğru hedefe saldırmayı sağlayacaktır.

__________________________________________________________________
(7) Osman Olcay, Sevres Andlaşmasına Doğru, Konferans ve Toplantı Tutanakları ve Belgeler, Ankara Üni. SBF. Yayınları, 1981,  s. 24
(8) a.g.e.  s.  513
 -----------------------------------------------------
Ermenicilik ve Kürtçülük hareketleri birbiriyle ilişkili midir, bunlar aynı kaynaktan mı tetiklenmektedir?

“Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmaları teorisini tasvip etmem. Çünkü bu teori, … Ermenistan lehine İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plandır.”                  (16 Haziran 1919)

“… Kürtleri Osmanlı (Türk) camiasından ayırmak, İngiliz boyunduruğuna sevk etmek, neticede Doğu Anadolu’muzu Ermenilere çiğnetmeye yol açacak(tır).” (9 Kasım 1919)

“… Basra Körfezi’nden Karadeniz’e kadar Doğu ile Türkiye arasında İtilaf devletleri nüfuz ve himayesi altında büyük bir kütle husule getir(mek)…” (6 Ekim 1920)
 
İngiltere, Hazar ile Basra petrol havzaları arasını kendi kontrolünde bir coğrafi bağ ile birleştirmek ve Anadolu Türklüğünün Kafkas ve Orta Asya Türkleri ile fiziki bağını kesmek için, Ermenicilik ve Kürtçülük hareketini paralel yürütmüştü. Her iki hareketi kendi emperyalist politikaları için bir vasıta olarak kullanmıştı.

Atatürk, sözünü ettiği “Doğu ile Türkiye arasında büyük bir sed meydana getirme” projesini görmüş, Ermenicilik ve Kürtçülük hareketlerinin bu seddi oluşturmak için İtilaf devletleri (yani İngiltere) tarafından tezgahlandığını ve Türkiye için tehlikelerini anlamış, inşa aşamasında seddi yıkmıştır.

Bu seddin yapılmasını önlemedeki kesin kararlılığını şöyle ifade eder :

“Kafkasya seddinin yapılmasını Türkiye’nin kati mahvı projesi sayıp, bu seddi İtilaf devletlerine yaptırmamak için en son vasıtalara müracaat etmek ve bu uğurda her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetindeyiz.” (9)

Bugün de emperyalizmin bu iki vasıtası, Büyük Ortadoğu Projesi içerisinde aynı kaynaklardan, aynı amaçlarla ve yine paralel yürütülmektedir ve 2007 yılı itibarı ile önemli mesafe kat etmiştir. Türkiye, Atatürk’ün kesin kararlılığını gösterme zamanını geçirmektedir. Bugün, Büyük Ortadoğu Projesi içinde oluşturulmak istenen Doğu Seddini önlemek için “her türlü tehlikeleri göze almak mecburiyetinde” olduğunu anlamalıdır. Varlığını devam ettirmek için buna zorunludur. Geç kalmanın bedelini halkına kanla ödettirmemek için zorunludur. Doğu Seddini önlemek zorundadır.  Önlemenin nasılı, ne yapılacağı da Atatürk’tedir. Atatürk gibi önce bağımsızlığımızı kurtarmak gerekmekte ve bunu yapabilecek teslimiyetçi olmayan bir hükümeti iş başına getirmek, yurttaşlık görevimiz olmaktadır.

 İsmet GÖRGÜLÜ
Başkent Üni. Öğr. Üyesi


                                                                
                                                                                                  Cumhuriyet Gazetesi – Strateji Eki , 4Haziran 2007

 (9) 5 Şubat 1920 tarihli bildirisi, Atatürk’ün bütün eserleri (ATABE), C.6, Kaynak Yayınları, s. 268

23 Aralık 2014 Salı

Bir dede torun hikayesi../ Sinan Meydan



Sinan meydan'ın 2010 yılında yazdığı dede - torun hikayesini Kubilay'ın katledilişinin yıldönümünde hatırlatıyoruz. Devrim şehidi Kubilay'ı saygı , sevgi ve minnetle anıyor, Katledilişinden 84 yıl sonra Kubilay'ın katillerinin torunları Cumhuriyeti katlederken çaresiz kaldığımız için Kubilay ve tüm devrim şehitlerinden özür diliyoruz..

Bir Dede Torun Hikayesi!

Dede:
Derviş Mehmet

Torun: 
Bülent Arınç

Dede Mehmet, tarikatçı
Torun Bülent, cemaatçi,

Dede Mehmet, 1919′da işgalci Hıristiyan Yunan’ın Manisa’da yaptığı kıyım, katliam ve tecavüzlere 
“Ben Yund Dağı’na kadar bu köylerin tarikat Şeyhi’yim, bizim tarikatımız kurşun atmayacak… Mehdi gelmeden cihat caiz değildir!” diyerek Hıristiyan Yunan’ın Müslüman kanı dökmesine seyirci kalacak kadar Müslüman(!)….

Torun Bülent: 2010′da Hıristiyan ABD’nin bir dediğini iki etmeyen bir partide “ABD’deki cemaat liderinden aldığı talimatlarla” siyaset yapacak kadar Müslüman (!)…

Dede Mehmet: 1930′da “Din elden gidiyor! Şeriat isteriz” diyerek isyan edip Teğmen Kubilay’ın başını keserek genç Cumhuriyetin genç Mehmetçiğine; bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne saldıracak kadar Müslüman (!)..

Torun Bülent: “Türbana özgürlük, laiklik yeniden tanımlanmalı, askerler bana suikast yapacak” diyerek cumhuriyetin Mehmetçiğine, hukuk düzenine; bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ne saldıracak kadar Müslüman (!)..

Yıl 1930

Dede Mehmet,İşgalci Hıristiyan Yunan’a karşı sessiz, buna karşın İşgalci Hristiyan Yunanı yurttan kovan Cumhuriyetin Müslüman Mehmetçiğine karşı “isyankar”…

Yıl: 2010

Torun Bülent, Hırıstiyan ABD emperyalizmine karşı ve bölücü Kürt hareketine karşı sessiz; buna karşın Cumhuriyetin Müslüman Mehmetçiğine karşı “kabadayı”!…

Dede-torun işte!

Ne de olsa genetik süreklilik!

“Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, meczuplar, müritler memleketi olamaz…”

Mustafa Kemal ATATÜRK


Sinan MEYDAN - 23 Aralık 2010 - İlk Kurşun

Rotary Kulüpleri ve Küresel Emperyalizm…




[Bu yazıyı, bizler “MASON BUNLAR” dedikçe,
-Ne var bunda?!!!  Kadın “Ben Atatürkçüyüm! diyor,
-“Emperyalizme karşıyım” diyor!  “Mason olması Atatürkçülüğe engel değil!” diyen, ve hatta bazılarının bu nedenle bizimle yollarını ayıran ADD üyeleri ve Şube yöneticisi dostların okuması dileği ile..]Mahmut Özyürek
Küresel Emperyalizmin sömürmek üzere hedefe koyduğu ülkeleri soymak üzere değişik stratejiler uygularlar. Öncelikli olarak ülkeyi içerden fethetmek için işbirlikçiler yetiştirirler. Emperyalizmin baronları şunu çok iyi bilirler ki bir ülkede milli bilinç yıkılmadan ya da zayıflatılmadan kansız işgal yapmak mümkün olmaz. Bunun için de direnç gösterecek milli güç odaklarını zayıflatmak gerekiyor. Aksi halde sömürülmek istenen ülkeye diz çöktürülemez…
**
Şimdilerde sömürgeleştirilmek üzere Türkiye Cumhuriyeti hedefe oturtulmuştur emperyalizmin baronları tarafından… Atatürk’ün vefatından sonra, 1940’lardan itibaren Türkiye bu amacın hedefindedir. Bu bağlamda Türkiye’de işbirlikçi olabilecek kadrolar oluşturulmuş, yetiştirilmişlerdir. Devletin tüm kurumlarına, zaman içinde, idari katmanlarına sömürücülere hizmet için “itaatkâr” işbirlikçiler sızmış/sızdırılmışlardır.

Sivil toplum kuruluşlarına, medya gruplarına, gazete köşelerine, işçi sendikalarına yeterince işbirlikçi sızmış, emperyalist amaçlara hizmeti gaye edinmişlerdir. Bu amacın nasıl gerçekleştirileceği çeşitli basın organlarında yayınlanmıştır.
İlginç olarak; Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran Mustafa Kemal Atatürk düşmanlığını temel kabul eden Batı emperyalizmi; sömürmek için hedefe koyduğu bu Ülkede, emperyalist güçlere hizmet edenler arasında kendilerine Atatürkçüyüm!’ diyen kişilerin de olması dikkat çekicidir.
Bunların büyük bir kısmı üye oldukları kuruluşların ne kadar Atatürk düşmanı bir felsefe üzerinden işlev yaptığını bilmezler. Çoğu samimi ve özenti nedeniyle üyedirler, işin farkına varan ise “çıkmak” isteseler de bir türlü ayrılamadıklarını ifade ederler… Bağlayıcı güç (??) bilinmiyor…
Bunlar arasında Batı emperyalizminin en sadık kurumlarının maskeli örgütlerine üye olup bununla gururlananların olması son derece ilginç bir durumdur. Bunlardan kimisi masumane “özentili” duygularla bu örgütlerin çemberine girer, kimisi de “hainlik damar akrabalığı” ile bilinçli olarak bulunur.
**
Bulunduğum ilde, moda deyimle ‘sosyal sorumluk projeleri’ ile ilgilendiklerini söyleyen bazı dernekler, kulüpler vardır. Bunların başında da sosyal statülerini belirlemek ve biraz da işini geliştirmek için çevre yapmak amacıyla, Liyons, Rotary kulüpleri var. Tanıdığım epey arkadaşım da bu kulüplere üye. Son 1-2 seneden beri bendenizi bu tip derneklerin özgün toplantılarına vesileli olarak konuk konumuyla bulundum ve bu dostluğa dayanarak beni “bilgi edinme konferanslarına” davet etmektedirler.
Bu kulüplerin davetlerinde sorduğum bekli sorulardan biri, hangi fikri temsil ettikleri ve faaliyet alanlarının ne olduğu yönündedir. Bunların çoğunluğu şöyle cevaplar verdiler: “Ben Atatürkçüyüm! Emperyalist devletlere sonuna kadar karşıyım. Rotaryen olmanın bu görüşle çeliştiğini düşünmüyorum!” demeleri son derece ilginçti…
Bazı yazılarımı okuduysanız küresel emperyalizmin Türkiye üzerindeki emellerini ve yeni haçlı seferlerinin nasıl başladığını hatırlayacaklardır. Bu kulüplerden 1-2 tanesinde sunduğum konferanslarımda emperyalist güçlerin tek hedeflerinin, dünyayı sömürmek olduğunu ve buna karar verenlerin de küresel çete olduğunu, bunun en üst kuruluşu ise, CFR (Council on Foreign Relations; Dış İlişkiler Konseyi) olduğunu, bunlardan örnek olarak Bilderberg, Trileteral verilebileceğini hatırlattım…
Türkiye’deki çoğu Rotaryen vatandaşımız, bu kulüplerin Batıdaki ‘Guvernorler’ine (Guvernörler) teşkilatına bağlı olduğunu bilmiyor olabilir.
Bu kuruluş ve benzerleri Devletler ve hükümetler üstü bir örgütlenmenin sadece yüzlerce, belki de binlerce şubesinden biri olduğunu da bilmiyorlar; belki de bu örgütlenmenin ‘enternasyonalist’ ağının bir üyesi olduklarını da bilindiğini de…

Dahası var; Türkiye’deki Rotary ve benzer kurumların esas amacının milli ve millici olan her şeyle çeliştiğini de bilmiyor olabilirler… Aslında bu ‘enternasyonalist’ örgütlenmenin özelliği ve üstünlüğü, kendini bu haliyle gizleyebiliyor olmasıydı…
**
Kendini güya ‘sosyal sorumluluk proje’ uygulayıcısı olarak tanıtacaklar; bir iki okula bilgi sayar hediye ederek, duvarlarını onararak, sınırlı öğrenciye burs vererek, düzenli olarak çok lüks otellerde, özel giysilerle ‘elit’ toplantılar yaparak dünyaya uyum sağladıklarını sanmak da işin gizli ajandasını anlaşılmasına yardımcı olmaz… Benzer kuruluşlara bilerek ya da bilmeden ya da ‘özenti’ teşvikle masumca katılan sevgili vatandaşların bilmesi gereken çok özel durumlar vardır, hatırlatalım…
Şöyle ki; ana hedef, Dünyayı egemenliklerine almak, doğal kaynakları sömürmek, karşı çıkan ülkeleri küçük parçalara ayırıp kendilerine bağlı sömürgeler yapmak, milli ve millici olmayı ret eden, bu akıma karşı plan ve stratejiler geliştiren bize göre ‘organize suç örgütü…’ Ulus devlet fikrine karşı, millici olanı da yok etmeye yönelik önlem alıyor içinden… İşte CFR bunun için kurulmuştur…
**
Dış İlişkiler Konseyi, Bielderberg ve benzerleri küresel sermaye tarafından kurulmuş en üst örgütlerdir. Küresel sermayenin kuruluşlarıdır.
Bunlar aynı zamanda Rotary kulüplerinin de kurucularıdırlar. Örneğim “Rotary İnternational” örgütün perde arkasındaki kurucular, “İnternational Bilderberg Group” kurucularındandır. Bir isim de verelim: Prens Bernhard of Lippe Biesterfeld… Bu zatın isminden de anlaşılacağı üzere bir prens yani bir “derebeyi”... Bu zat şimdiki Hollanda Kraliçesi Beatrix’in babası olduğunu da belirtelim. Merak edenlere bir hatırlama daha yapalım; kendiniz Wikipedia’dan gerekli bilgilere ulaşabilirsiniz… Eğer; ‘Ne var bunda!’ diyorsanız, diyeceğim olmaz! Siz sağ ben selamet…
**
Avrupa’nın ortasında küçücük bir ülke olan Hollanda’nın dünya ekonomisinde etkin rol almasını sağlayan kurumların başına adam yetiştirtmeleri son derece ilginç ve önemlidir. Nitekim Prens Bernhard, 2004’de ölene kadar bu kurumun başında yani küresel emperyalizmin baronlarının olduğu kuruluşun önde gelen isimlerinden biri olması dikkat çekiyor. Sadece Rotary ve Bilderberg kuruluşların kurucusu olmak kalmayıp, aynı zamanda şimdi “Al Gore” olarak bilinen kuruluşun başkanlığında bulunmakta... Al Gore ne yapıyor diye sorabilirsiniz…
Sömürülmesine karar verilen ve hedef ülke olarak belirlenen her neresi ise orada ‘şirinlik maskesi takarak yeni yolsuzluklar, amiyane tabirle ‘fırıldak’ çeviren kuruluşlar icat edip ön hazırlık yapmak…
Örnek mi? Doğal Hayatı Koruma (World Wildlife Fund) Derneğinin de kurucu başkanıydı Prens Bernhard... Diğer bir parlak görevi ise ikinci Dünya Savaşında ‘kahraman’ olarak tanıtılmış olmasıdır Prens Bernhard... Ayrıca adı bir skandala da karışmıştır; “Lockheed” rüşvet skandalının ortasında yer aldığından kenara çekilmeye mecbur edilmiştir.
**
Dikkatiniz çekti mi bilmiyorum; pek çok ülkede (iddiaya göre yüzlerce ülkede,20-30 bin civarında şubesi olan) “insani yardım” görüntü ile kurulmuş, aslında dünyayı yönetmeye yönelik bir hedefe kilitli “derin devlet” örneğine nazire niteliğinde “derin dünya” denilebilecek bir örgütlenme var… Bu örgütlenmelerden bir ayağı da “Rotary İnternational” kuruluşu olduğu söylenir.
“Rotary” örgütü, küresel emperyalizmin ekseninde yer alan sömürgeci dev şirketlerin yaygınlaşması ve etkin olmaları için faaliyet gösteren bir örgüt olup Birleşmiş Milletler ile derin ilişkiler yürüttüğü bilinen bir gerçek… Bir örnek olsun diye söyleyelim; yıl 1945, San Francisko, BM toplantısı, katılan delegelerden 50 kadarı “Rotaryen” danışman... Dünyaca bilinen bir başka örgüt UNESCO bile Rotary konferansı sonucunda kurulmuştur.
**
“Rotary İnternational” temsilcilerinin neler yaptıklarını merak edenler, açıklıkla ifade edilen belgelerden anlaşıldığı kadarıyla, dünya kapitalizmine hizmet bağlamında bilgi akışını sağlayan ve kontrol eden küresel emperyalizmin baronlarına (elit konseyine) hizmet ettiklerini görürler.
“Rotary İnternational” üyelerinin nüfuz ettikleri şu kuruluşlar öndedir; BM Çevre Programı, Avrupa Konseyi, Dünya Gıda Programı, Afrika Birliği Örgütü, Dünya Bankası, IMF, Unesco gibi küresel emperyalizmin amaçlarına hizmet eden kuruluşların kalbinde ‘görev’ yaparlar...
Şimdi bir hatırlatma yapalım; emperyalizmin emrinde çalışan, ‘derin dünya’ denilen bu örgütün amaçlarına hizmet eden bir örgüt, kendi amaçlarına tamamen ters düşen “millici” bir düşünceye taraftar bulabilirler mi?
Örneğin Türk Kurtuluş Savaşına taraf olabilirler mi?
“Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Mustafa Kemal’i severler mi?
Mustafa Kemal, böyle ‘derin dünya’ örgütleriyle nasıl aynı kazanda pişen çorbaya kaşık sallayabilir ki?
O zaman “ben Atatürkçüyüm” diyen Rotaryan dostlarımız büyük bir yanılgı içinde olmalılar…
Mustafa Kemal, mülksüz bir kahramandır. Bütün hayatı, emperyalistlerle savaşmakla geçmiştir… Batı emperyalizminin Mustafa Kemal’e ve Türk milletine olan kinleri ve hınçları bundan dolayı devam etmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Türkiye’deki “mason” derneklerini bu dünya emperyalist güçlere hizmet ettiği gerekçesiyle kapatması bir mesaj değil midir?!
**
Mustafa Kemal Atatürk’ün yırtıp attığı Sevr’i yeniden hayata geçirmek için, yani “Büyük Kürdistan” ve “Batı Ermenistan” hayallerini gerçekleşmesi için, Batı emperyalizminin kurguladığı plânlar ve stratejiler aşamalar halinde uygulanmaktadır. Servin bir başka versiyonu olan BOP denilen proje, aslında Orta Doğu’daki enerji ve su kaynaklarının paylaşım projesi olduğunu bilelim ve uyanalım.

Emperyalizmin yeni stratejisi, işgal edeceği ve sömüreceği ülkelerin kalelerine artık bayrak çekmiyorlar, burçlarına flama dikmiyorlar…
Askerlerini de harcatmıyorlar…
İçerden fethediliyor ülkeler…
Kukla idareciler bulup iş başına getirerek…
Köşe kapıcısı, eşik bekçisi hainlere makam, yetki, söz ve yazı hakkı tanıyarak…
Artık uyan ey Türk halkı uyan…
Vatanına, bayrağına, cumhuriyetine, iffetine sahip çık…
Yarın uyandığında iş işten geçmiş olabilir…
Bu haykırışa kulak ver…

PROF.DR.RAMAZAN DEMİR
rdemir@akdeniz.edu.tr