29 Şubat 2016 Pazartesi

BAŞKA KAPIYA / Suay Karaman



 
Siyasi iktidar tarafından ‘ileri demokrasi’ ile yönetildiği söylenen ülkemizde düşüncelerini açıkladığı ve gazetecilik mesleğini yaptığı için Can Dündar ile Erdem Gül'ün tutuklanması, hüküm giymesi gerçek demokrasi ile açıklanamaz. Gerçek demokrasi ile çelişen bu durum nedeniyle toplumun vicdanında da, bu gazetecilerin tutuklu kalmalarına yönelik olumsuz bir kanaat vardı. Bu yüzden serbest kalmaları, hukukun üstünlüğü adına sevindirici olmuştur. 92 gün sonra özgürlüklerine kavuşan bu ikili, haksızlığa uğramanın, suçsuz yere hapiste yatmanın ne anlama geldiğini anlamışlardır belki…

 Erdem Gül, Cumhuriyet Gazetesi’ne gelmeden önce, asker ve sivil aydınlar ile gazetecilere kurulan kumpasların baş destekçisi The Taraf Gazetesi’nde görevliydi. “Türk Milleti diye birşey yoktur” gibi erdemsiz sözü söyleyebilen birisinin, The Taraf Gazetesi’nden sonra yeni Cumhuriyet Gazetesi’ne gelmesi de normaldir.

 Can Dündar, Atatürk imajını bozmaya ve aşağılamaya çalışan ‘Mustafa’ filmi ile ne olduğunu ve ne yapmak istediğini göstermiştir. “Kıbrıs'ı verelim, kurtulalım”, “soykırım iddialarını tanıyıp içimizi rahatlatalım” gibi özel dayatmalar ile PKK terör örgütünün utangaç savunucusu olan ve ürettiği bazı haberlerle, eserlerin çalıntı olduğu mahkeme kararıyla onaylanmış bir sahtekardır.

 14 Nisan 2012 tarihinde Milliyet Gazetesi'ndeki 'Başka Kapıya' adlı yazısında; “dün düzmece andıçlarla demokratları yok etmeye çalışanlar, bugün düzmece kanıtlarla yargılandığından yakınıyor. Adaletsizliğe, zulme karşı her zaman herkesin yanındayız. Ama dün burnundan kıl aldırmayan mağrurların, bugün mağdur rolü oynamasına cevabımız aynı: Başka Kapıya” diyen Can Dündar, yıllarca haksız yere hapis yatanlar için daha olumlu düşünmeyi de öğrenmiştir belki.

Aydınlık Gazetesi’nin yaptığı bir haberi, aradan 16 ay geçtikten sonra çalıp, yeniden haber yapan yeni Cumhuriyet Gazetesi yöneticileri için dava açılması normal bir durum değildir. Ne olursa olsun, yeni Cumhuriyet Gazetesi yönetimine karşı yapılan bu hukuksuzluğun karşısında olmak gerekir. Ortada suç olsa bile, tutuksuz yargılamak varken iki gazetecinin tutuklanması onaylanacak bir durum değildir. Hukukun bir gün herkese gerekeceği unutulmamalıdır.

Cumhuriyet Gazetesi, cumhuriyeti yıkmak isteyenler tarafından ele geçirilince, Dündar ve Gül’ün her ikisi de destek olup, bu safta yerlerini almışlardı. Ergenekon, Balyoz gibi davalarda askerler, sivil aydınlar ve gazeteciler iftiraya uğratılıp, hapis yatırılırken sesleri çıkmamış ve kılları kıpırdamamıştı. O zaman sessiz kaldıkları hukuksuzlukların şimdiki hedefi, kendileri olmuşlardı. Dıştan gelen zorlamalarla aralarında adam gibi adamların da  bulunduğu birçok kişiye, Silivri cezaevi önünde bu ikili için destek nöbeti tutturuldu. Basın özgürlüğü adına bu iki gazeteciye destek istendi. Özgür basın; vatanını ve milletini seven, ulusal egemenliği ve tam bağımsızlığı savunan, halkından yana tavır koyan, ilkeli insanlardan oluşur. Ülkemizde basın özgür olmadığı için, böyle gazeteciler ve insanlar azınlıktadır. Bu nedenle sadece kendisine gerekli olduğunda hukuku ve basın özgürlüğünü savunur gibi yapanlara destek verilmez, verilemez, verilmemesi gerekir. Böylelerine “başka kapıya” demek hoş olmasa bile, söylenecek farklı bir söz de yok gibidir.

Bu ikilinin başvurusundan önce Anayasa Mahkemesi’nde başka gazetecilerin de hak ihlali nedeniyle başvurusu bulunmaktaydı. Onlar hiç gündeme alınmadan, kişiye ya da emperyalizmin baskısına göre adalet dağıtılmamalıdır. Cumhuriyet Gazetesi’ni açık açık Fethullah'ın gazetesi yapan Can Dündar ve Erdem Gül’e, Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar hayırlı olsun, Atatürkçülükten de, bizden de uzak dursunlar ve “başka kapıya” gitsinler. Şimdi gelinen durumlardan elde edilen ilk sonuç, geçmişleri kirli insanları kahraman gibi sunmamayı öğrenmektir. Bu öğreti en azından “ben Atatürkçüyüm” diyenler için geçerli olmalıdır.

 İlk Kurşun Gazetesi, 29 Şubat 2016.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder