5 Aralık 2014 Cuma

"19. Milli Eğitim Şurası ve Eğitim Üzerinden Gelecek Kuşakları Teslim Almak"



BASIN AÇIKLAMASI

19. Milli Eğitim Şurası 02-06 Aralık 2014 tarihlerinde Antalya'da toplandı. Milli Eğitim Şuraları, zaman içinde alınan kararların birçoğu tavsiye olarak kalsa da eğitim sistemimize şekil veren en önemli kurullardır.
19. Milli Eğitim Şurasına yaklaşık 600 katılımcı davet edilmiştir. 600 katılımcıdan yalnızca 16'sı sendikacı, eğitimcilerin oranı ise  %10 yani yaklaşık 60 kişidir.   Eğitim sistemine önümüzdeki yıllar içinde şekil ve yön verecek yaşamsal kararların alınacağı şurada siyaseten bağımsız kişi ve kuruluşların oransal ağırlığı ise içler acısıdır.  Şura katılımcıları arasında; referansı dinci siyaset olan parti meclis üyeleri, muhtarlar, iktidar yandaşı dernek ve vakıfların temsilcileri, parti kadın ve gençlik kolu üyeleri, milletvekilleri, eski bakanlar, yandaş sendikanın temsilcilerinden çok sayıda var.  Ama Şuraya katılabilen  “EĞİTİMCİ” sayısı neredeyse bir elin parmakları kadar. Bu yönüyle bakıldığında 19. Milli Eğitim Şurasının adeta “Eğitim Bir Sen Çalıştayı” olarak gerçekleşmiş olduğu bir tahmin değil, yaşanılan bir gerçekliktir. 
19. Millî Eğitim Şûrası;  gündem Konuları, alınan tavsiye kararları, uygulamalar noktasında önümüzdeki 3 yıla damgasını vuracaktır. Milli Eğitim Şurasının gündemi ve alınacak kararlar önceden,  Cumhuriyet'e yönelen ihanete “kılıf” amaçlı olarak kurdurulan  Eğitim Bir Sen’, AKP’nin önde gelen isimlerin üyesi olduğu ‘Türkiye Gençlik ve Eğitime Yardım Vakfı’ (TÜRGEV), ‘İmam Hatip Mezunları Derneği’ (ÖNDER), Nakşibendilerin üye olduğu ‘İlim Yayma Cemiyeti’, ‘İlim Yayma Vakfı ve Ensar Vakfı’ndan oluşan, “5’li Koordinasyon” denilen bir oluşum tarafından belirleniyor.  Bu oluşum, değişik vakıf, dernek ve Milli Eğitim yöneticileri ve bürokratlarla toplantılara yaparak eğitim politikalarını konuşuyor, yapılması gerekenleri belirliyor.  İşte bu “5’li Koordinasyon” un önerileri “Şura Kararları” olarak kabul edilmiştir.

19. Millî Eğitim Şûrasının Gündemi ve gündem başlığı altında alınan kararlar şöyledir.
Gündem1. Öğretim Programları Ve Haftalık Ders Çizelgeleri: Alınan karalar;
a)    Değerler eğitimi bahane edilerek zorunlu dini eğitimin okul öncesini de kapsayacak şekilde genişletilmesi,
b)   Devlet okulları talebi karşılamıyor bahanesiyle özel imam hatip ortaokulları ve liselerinin açılması,
c)     Alevilik başlığında müfredatların güncellemesi ve anadilde eğitim tavsiyeleri,
d)   TC. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük derslerinin ve 4. sınıfta 2 saat anlatılan İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi dersi kaldırılarak, bu derslerin içeriklerinin Sosyal Bilgiler derslerinin içine alınması,
e)   Osmanlı Türkçesi’nin liselerde zorunlu ders olarak bütün liselerin öğretim programlarında yer alması
Gündem 2. Öğretmen Niteliğinin Artırılması; Alınan karalar;
a)    Öğretmen alımlarında Eğitim Fakültesi mezunu olma koşulunun kaldırılarak yerine her lisans mezununun öğretmen olabileceği bir siteme geçilmesi,
b)   Öğretmenlerin “nitelikleri” üzerinden ayrımcılığa tabi tutulmalarını sağlayacak düzenlemeler yapılması, (yandaş olanı tarafsız olandan ayırma çabalarına tavsiye kılıfı)
Gündem 3. Eğitim Yöneticilerinin Niteliğinin Artırılması; Alınan karalar;
a)    Eğitimci olmayanların da eğitim kurumu yöneticisi olabilmesini sağlamak,
b)   Mülakat temelli görevlendirmelerine yandaşlık zemininde meşruiyet kazandırmak,
c)    Verilen emri sorgusuz uygulayan kukla idarecilerle öğretmenler üzerindeki baskıyı arttırmak
Gündem 4. Okul Güvenliği; Alınan karalar; karma eğitimin kaldırılmasına meşruluk kazandırmak amacıyla,
a)    Karma eğitimin, karşı cinse ilgiyi artırdığı, bu durumun ise güvenlik ve disiplin sorunu yarattığı, okullarda şiddet ve akademik başarıyı engellediği ve kız öğrencilerin okullaşma oranlarına olumsuz etkilediği gerekçesi ile Karma Eğitimin kaldırılarak, ayrı kız-erkek okullarının açılması,
AKP iktidarı ‘eğitim üzerinden’ gelecek kuşakları dincileştirerek, ülkeyi talibanlaştırma ve Ortaçağ karanlığına sürükleme çabalarını karşı devrime, dinci faşizme dönüştürüyor. İktidar laikliğin olmaz olmazı karma eğitimi kaldırma ataklarında bulunurken; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) karşın kaldırmadığı zorunlu din dersini şimdi de ilkokullara sokmaya hazırlanıyor. Kur’an derslerinin süresi artırılıyor.
 Alınan kararlar öğrencilerin bilimsel eğitimden uzaklaştırılmasını, dinci – faşist gericiliğin meşrulaştırılmasına ve iktidarın karşıdevrim girişimlerine  “mazeret” oluşturmaktadır.
AKP’nin ülkeyi imam hatipler, dini dersler, mescitler ile türbanı ilkokula kadar sokarak talibanlaştırma çabalarına, Şura ile birlikte Osmanlıyı canlandırma, dili Araplaştırma çabaları da eklenmiş oldu. Osmanlıcanın zorunlu ders haline getirilmesi harf ve dil devrimlerine yönelik karşıdevrim girişimi olduğunu da anımsayalım.
Peki; 1923’lerde başlayan, 15 yıl içinde devrimci bir atılımla dünyaya örnek bir eğitim sistemini yaşama geçiren Cumhuriyet, Nasıl oldu da 19. Milli Eğitim Şurasında “dinci, karşı devrimci” kararları alabilme noktasına sürüklendi?
Eğitimi,  içinde bulunduğu sistemden bağımsız değerlendirme yanılgısı bizi,  yıllardır yerel ve uluslararası sermayenin toplumsal yaşamın tüm alanlarında, ama ilkönce ve her şeyden önce eğitim alanında ördüğü/ örgütlediği Siyasal dinci-gericiliğin meşrulaştırılmasına ve dolayısıyla emperyalizme bağımlılığın meşrulaştırılmasına götürür.
AKP iktidarının gerici ideolojiye yaslanan ve bunu derinleştiren politikaları göz önüne alındığında, halkın bağımsız siyasetinin olmazsa olmaz başlıklarından birisi gericiliğe karşı mücadeledir.
Siyasal dinci-gericiliğe karşı mücadele, siyasal dinci-gericiliği besleyen, palazlandıran ana damar olan emperyalizmle karşı mücadele ile özdeştir. Başka bir söylemle emperyalizmi alt etmeden siyasal-dinci gericiliği alt etmek olanaksızdır. Hesaplaşmayı dinci-gerici siyasal sistemin temel dayanağı olan emperyalizmle yapmayı göze alamayan her hareket ikincil sorunları öne çıkarıp dinci faşist sistemin eğitimini aklayıp meşrulaştırılmasına hizmet eder.
Diğer taraftan Eğitim sisteminin “hem kadrolarıyla hem müfredatıyla hem de yaşam alanı olarak” dinci gericilik ekseninde yapılandırılması yalnızca son 12 yıllık dönemin ürünü değildir. Elbette Yerel ve uluslararası sermayenin koruyuculuğunda, devlet-siyasal iktidar, ticaret-  cemaat-tarikat-vakıf ilişkileri etrafında örgütlenen İslamcı gericilik, AKP ile birlikte aydınlanma mirasının reddi ve tarihsel kazanımların tasfiyesi konusunda, kendinden önce iktidar olan siyasal partileri çok gerilerde bırakmıştır.
Eğitim sistemi içinde siyasal dinci gericiliğin yaygınlaşıp, kurumsallaşmasında dönüm noktası, Türkiye’de laikliğin geriletilmesinin ve devlet eliyle dinselleşmenin doğum izi olan 1947 yılı, Türkiye’nin kaçınılmaz olarak emperyalizmin kollarına teslim edildiği tarihtir. Milli Eğitimimiz 27 Aralık 1947'de imzalanan ve “Fulbright Antlaşması” olarak anılan ”Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma’nın sonucu olarak, bütünüyle Amerikalı uzmanlar ve CIA tarafından, Amerikan çıkarları doğrultusunda biçimlendirildi.
Bu tarihten başlayarak, söz konusu gericileşme süreci boyunca, Köy Enstitüleri kapatılmış, ezanın Türkçe okunması uygulamasına son verilmiş, Kuran’ın Türkçe meallerinin yayınlanması eski hızını kaybetmiş, Kuran kurslarının sayısı büyük ve baş döndürücü bir artış göstermiştir.
Bu tarihten başlayarak, imam-hatip liseleri kurulmuş ve yaygınlaştırılmış, yasa dışı ve kaçak kursların açılmasına müdahale edilmemiş, Cumhuriyet Devrimi Kanunları rafa kaldırılmış, tarikat yapılanmaları teşvik edilmiş, tarikatların siyaset ve ülke yönetimi üzerinde çok büyük oranda söz sahibi olmaları gündeme gelmiş, dinci partilerin sayısında bir patlama olmuştur.
Türkiye daha 25 yıl önce, yani 1920'lerde kan ve can bedeli ülkesinden kovduğu emperyalizme,  gericileştirme operasyonu ile yeniden teslim edilmiştir.
Öyleyse, mücadelenin hedefine emperyalizmi koymayan, gözünü tam bağımsızlığa dikmeyen bir laiklik mücadelesinin başarılı olacağına inanmak tam bir ham hayaldir, akıl tutulmasıdır ve siyasi karşılığı yoktur.
Çünkü dinci gericilik emperyalist sistemden bağımsız, ayrıksı bir olgu, bir aşırılık değildir. Dinci gericilik yerel ve uluslararası sermaye egemenliğinin bütünlüğünü temsil eder.
19. Milli Eğitim Şurası kararlarına bakıldığında bu açıkça görülmektedir.  Büyük Ortadoğu Projesinin amaçlarına ulaşabilmesi için;  Türkiye'nin Ortadoğu'da emperyalist senaryoların içine çekilmesi, bu amaçla Sünniliğin keskinleştirilmesine, Türk halkının kendini “yurttaşlık bilinci” ile değil  “dinle” tanımlar konuma getirilmesine yakıcı gereksinim vardır.
Aklın ve bilimin özgürleşmesi olan Laikliğe bile şaşı bakan,  hedefine emperyalizmi koymayan/koyamayan Sözde muhalefet, dinci- faşist iktidara muhalefet etmek için “gerçek Müslümanlar” adına konuşmayı yeğlemektedir. Böylece, dinin yaygınlaşıp derinleşmesine, yurttaşlığın değil, dinin ortak payda oluşturduğunun kabulü ve meşrulaştırılmasına en az dinci gericiler kadar katkı koymaktadırlar. Bunun sonucu olarak 1920'lerin halkçı- devrimci Laiklik anlayışı,  Emperyalizmin hizmetine sunulmuş bir laiklik anlayışına dönüştürülmüştür.
Emperyalist Kapitalist sistem tüm dünya çapında olduğu gibi, Türkiye’de de tıkanmış, gelecek vaat edememeye başlamış, gericileşmiştir. Yozlaşma ve çürüme bütün hızıyla devam etmektedir. Hayali ihracat, rüşvet, yolsuzluk sürmekte, toplumsal çürüme giderek mistik akımların ve dinselliğin yaygınlaşmasıyla, yoz kültürüyle, fuhuşla, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmaktadır. Karanlık giderek yoğunlaşmaktadır.  Ama unutulmamalı “Karanlığın en yoğun olduğu an, şafağın en yakın olduğun andır.” Şafağın yakın olduğunu bizim kadar iktidarı ele geçiren dinci- faşist siyaset ve ulus ötesi güçlerde biliyor. Bu nedenle korkuları hezeyana dönüşmüştür. Bir biri ardınca çıkarılan faşist yasalar,  korunaklı saraylar korkularının ürünüdür.
Şafağın ve sabahın sahibi olma zamanıdır.  Gelecek Ellerimizdedir! Ancak bu zafer zorlu, sabırlı ve kararlı bir mücadele ile olanaklıdır.  Çünkü dinci - faşizmin saldırıları gelip geçici bir olay değil, “Bizi mahvetmek isteyen emperyalizmin ve bizi yutmak isteyen kapitalizmin” yarattığı bir ahtapottur.  Bu nedenle Kemalist, halkçı- devrimci güçler artık sıradan bir “laiklik savunuculuğu” ile yetinmemeli/yetinemezler. Başka bir söylemle "hafız ezberlediğini okumamalı", kimi ezberler bozulmalıdır.
Dinci faşizme ve emperyalizme karşı mücadele dün olduğu gibi bugün de Kemalist, halkçı- devrimci güçlerin omuzlarında tarihsel bir görev ve borç olarak durmaktadır. 
Zaman ağlama, sızlanma, teslimiyet değil,  küllerinden yeniden doğma, yeniden Mustafa Kemal olma zamanıdır. Türk ulusu “Ulusal Kurtuluş Savaşı” ile emperyalizmin zincirlerini kırarak nasıl bağımsızlığını kazandıysa, bugün de aynı bilinç ve kararlılıkla zincirlerini kıracak, kuşatmayı yaracaktır. Bundan kimse kuşkusu duymasın. 05.12.2014


YÖNETİM KURULU ADINA:                                                                                                Mahmut ÖZYÜREK
                          ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
ISPARTA ŞUBE BAŞKANI

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder