20 Aralık 2013 Cuma

Siz Zahmet Etmeyin, Biz Deviririz /Can Soyer




Siz Zahmet Etmeyin, Biz Deviririz
Can Soyer
Malum, gündemde cemaatin AKP’ye yönelik operasyonları var. İki gündür, her cephede, söylenmeyen söz, ileri sürülmeyen iddia, duyulmayan yorum kalmadı neredeyse.
Evet, yolsuzluklar dosyası AKP açısından en yaralayıcı konulardan biridir. Cemaat tüm tasfiye çabalarına karşın, emniyet ve yargı içerisinde hala güçlü olduğunu göstermiştir. Operasyonun planlı ve eşgüdümlü olduğu, Hakan Şükür’ün istifasının başlama vuruşu anlamına geldiği belli olmuştur. Meselenin ardındaki gerekçenin dershaneler olmadığı, daha doğrusu tek kavga nedeninin dershane tartışması olmadığı bilinmektedir. AKP’nin canının hayli yanmış olmasına karşın, hala etkili bir iktidar olduğu ve ilk fırsatta sert bir yanıt vereceği de rahatlıkla söylenebilir.
Bunları tekrar etmenin gereği yok, o yüzden geçelim.
Ancak ne kadar tekrar etsek az gelecek değerlendirme, ortaya çıkan yolsuzluk ve rüşvet bataklığıyla birlikte, ülkenin tepesine çöreklenmiş gerici çetelerin derhal def edilmesi gerektiğidir.
AKP’siyle de, cemaatiyle de...
AKP’nin işi zaten bitmiş görünüyor. Yanlış anlaşılmasın, son cemaat hamlesinden söz etmiyorum. AKP’nin işi Haziran’da bitmişti zaten.
Haziran’da sergilediği performansla birlikte, AKP’nin bu ülkeyi yönetme kabiliyetini tamamen kaybettiğini, gerçek bir halk muhalefeti karşısında sistemi tehlikeden uzaklaştıracak hiçbir siyasal ve ideolojik donanıma sahip olmadığının açığa çıktığını, meşruiyeti ve kudreti ayaklar altına alınmış bir iktidarın hükümet etme şansının kaybolduğunu çok kere söylemiştik.
Öte yandan, uluslararası alanda dengeler hızla değişirken, kendisini Suriye’de muazzam bir savaş kışkırtıcılığına angaje eden, bu nedenle de dengelerin değişmesine ayak uyduramayan, ayak uyduramadığı ölçüde de değişen dinamiklere ayak bağı oluşturmaya başlayan AKP’nin, büyük biraderler nezdinde de cazibesini yitirdiğini, “sıkıcı” olmaya başladığını dile getirmiştik.
Bu kadar açık olan bir gerçeğin, elbette başkaları açısından da görünür olduğu belliydi. “Bağzı” çevrelerin bu duruma karşı çeşitli önlemler geliştirmeleri, belirli bir vadede AKP’yi revize ya da terbiye edecek, olmadı iktidardan edecek bir strateji üreteceklerini beklemek de garip değildi. Lamı cimi yok, koskoca Türkiye kapitalizmi, ülkeyi giderek yönetemez hale gelen, bu haliyle de sistemin bütünü ve aslı açısından ciddi bir endişe yaratan bir aktöre böyle koşulsuz ve tümüyle emanet edilemezdi.
Bunu biz gördük, “bağzı” çevreler gördü, elbette Erdoğan da gördü.
Erdoğan bunu gördüğü için erken hamle yaptı. Çünkü ana muhalefetin mevcut durumu içler acısıyken ve Haziran’da ayaklanan halk henüz örgütlü bir güç haline gelip soldan yüklenecek bir kuvvet yaratamamışken, AKP’ye darbeyi indirecek yegane aktörün cemaat olduğunu fark etmişti. O yüzden, dershaneler planıyla ilk darbeyi indirmeyi, inisiyatif kazanmayı denedi. Neden olmadığı, nerede planların aksadığı ayrı bir tartışma konusu. Ardından hazırlıklar hızlandırıldı ve son iki günde izlediğimiz operasyon başladı işte.
Tüm bu hengame içerisinde, tereddütsüz ve kesin bir haklılıkla söylenebilecek ilk söz “hükümet istifa” olmalıdır artık. Haziran’da halk düşmanı karakterini açık seçik belli eden ve halk nezdinde meşruiyetini önemli ölçüde yitiren hükümet, son yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla birlikte, artık kriminal bir soruşturmanın konusu haline gelmiştir. Siyasal ölçütlerin ötesinde ya da yanı sıra, bizatihi hukuksal açıdan “yok hükmünde” sayılması gereken bir hükümettir karşımızdaki bundan sonra.
Dolayısıyla, AKP iktidarı hakkında dile getirilecek sözün “hükümet istifa”nın gerisinde kalmasına izin verilmemelidir.
İşte tam da burası, halk hareketinin güçlü bir çıkış yaparak dümeni eline alması gereken yerdir.
Evet, AKP artık gayrimeşru ve hukuk dışı bir iktidardır ve derhal istifa ettirilmelidir. Ancak AKP’nin ipini çekecek gücün cemaat denen gerici operasyon örgütü olmasına da izin verilmemelidir. Çünkü arzuladığımız ve içerisinden geçtiğimiz koşullarda gayet mümkün olduğunu da gösteren hedef, ülkenin bu cinayet şebekesinden, bu soygun çetesinden, bu eli kanlı katil sürüsünden tümüyle kurtulmasıdır.
Haziran’da ayağa kalkan halk, Tayyip’in küstahlığının yerine hocaefendinin sinsiliği geçsin diye ayaklanmadı.
Haziran’da canını veren kardeşlerimiz, Erdoğan’ın küfürlerinin yerine Fethullah’ın yobazlığı geçsin diye canından olmadı.
Haziran’da oluşan umut, cemaatin siyasal hesaplarına malzeme edilsin diye büyütülmedi.
Roboski’den Reyhanlı’ya, Gezi’den Gever’e kadar, işlenen tüm suçların ortağı olanların, şimdi birbirlerinin kuyusunu kazmak için halkın alın terini, mücadele isteğini, güzel günlere olan inancını cebe indirmesine fırsat verilmemelidir.
Hani olur ya, yarın kalkıp “biz de AKP’yi deviriyoruz işte” derlerse, “hadi oradan” diyelim.
Siz zahmet etmeyin, biz deviririz.
Hatta...
İkinizi üst üste koyup bu ülkeden sepetleriz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder