22 Ocak 2015 Perşembe

Ermeni soykırımı iddiası ve CHP Milletvekilleri hakkında suç duyurusu



Kamuoyuna
CHP Genel Başkan Yardımcıları Şafak Pavey, Sezgin Tanrıkulu,  İstanbul Milletvekili Umut Oran, Süleyman Çelebi, Kadir Gökmen Öğüt ve İzmir Milletvekilleri Alaattin Yüksel ile Mustafa Moroğlu hakkında,  basında yer alan "Ermeni Soykırımı Propagandasına destek verdikleri" iddiaları nedeniyele  kesin ihraç talebiyle CHP Genel Başkanlığı'na suç duyurusunda bulunduğumu kamu oyunun bilgilerine sunuyorum. Saygılarımla.

Prof.Dr. Kayhan KANTARLI
CHP Üyesi İzmir
Adres: 85 sok. No.8/4 Bornova_İzmir
GSM: (0532) 630 1473

22.01.2915
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığına;
Ankara
Bilidiği gibi Ermeni asıllı vatandaşımız Hrant Dink’in katledilişinin 8. yılında yapılan anma etkinliği, kendilerini  “Hrant’ın Arkadaşları” diye anan bir grup tarafından amacından saptırılarak “YÜZLEŞİN!Hrantla, Soykırımla!”  yazılı  pankartın açıldığı, Türkiye’nin sözde Ermeni Soykırımını kabul etmesini dayatan, haksız ve tarihsel gerçekleri reddeden bir gösteriye dönüştürülmüştür. Halkımızın büyük tepkine neden olan bu dayatmaya ne yazık ki bir kısmı parti yöneticisi de olan bazı CHP Milletvekilleri de katılarak “YÜZLEŞİN!Hrantla, Soykırımla!”  yazılı pankartın arkasında yürüyüp soykırım propagandasına alet olmakta/ destek vermekte bir sakınca görmemişlerdir.
İbret verici bu durumla ilgili olarak basında yer alan haberlerden anlaşıldığına göre, söz konusu “Ermeni Soykırımı” propagandasına destek veren  CHP Milletvekilleri, başta Genel Başkan Yardımcıları Şafak Pavey ve Sezgin Tanrıkulu olmak üzere İstanbul Milletvekili Umut Oran, Süleyman Çelebi, Kadir Gökmen Öğüt ve İzmir Milletvekilleri Alaattin Yüksel ile Mustafa Moroğlu’dur. İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu  aynı zamanda Yüksek Disiplin Kurulu üyesidir.   
Oysa Parti Programı’nın “Dış İlişkiler Bölümü”nde  yazılı olduğu gibi CHP, “Ermenistan’ın Ermeni örgütleri vasıtasıyla Türkiye’ye karşı uluslararası hukuka aykırı biçimde soykırım iddiasıyla girişimlerde bulunmaktan vazgeçmesini”  talep etmekte ve Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını “ülkemizin haksız önyargılarla suçlandığı” girişimler olarak  görüp bu mesnetsiz iddilara karşı olan kararlı duruşa sahip çıkılacağını kabul etmektedir. Programın Sözde Ermeni Soykırımı’na ilişkin bölümünde aynen şunlar yazılıdır;
“CHP, Sözde Ermeni Soykırımı iddiası ile ülkemizin haksız önyargılarla suçlanmasına karşı bugüne kadar Partimiz öncülüğünde sürdürülen kararlı duruşa sahip çıkmaya devam edecektir.
 Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan önceki dönemde gerçekleştiği iddia edilen sözde Ermeni soykırımı konusunda ülkemizi suçlayıcı keyfi kararlar alınmaktadır. CHP, 1948’de BM Genel Kurulu’nda oybirliği ile kabul edilen Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi tarafından yapılan açık tanım çerçevesinde, konunun bağımsız tarihçiler tarafından, Türkiye, Ermenistan ve Rusya dâhil ilgili tüm ülke arşivlerine erişim olanakları kendilerine tanınarak, iddiaların gerçekçi ve doğru zeminde, önyargılara kapılmadan incelenmesi gerektiği görüşündedir”
 Bu duruma göre yukarıda sözü edilen  Hrant Dink’i anma etkinliğinde, soykırım  iddia ve dayatmalarını kabul etmediklerini belli edecek şekilde ayrı yürümek yerine,  “Ermeni Soykırımı”  iddiasında bulunan  grubun içinde yer alıp açılan “soykırım pankartı”nın arakasında yürüyerek sözde soykırım iddialarına açıkça destek veren söz konusu milletvekillerinin parti programına aykırı hareket ettikleri  ve bu nedenle de Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre “partiden kesin ihraç” nedeni olan parti suçlarını işledikleri açıktır.
 Çünkü Parti Tüzüğü’nün 70. maddesine göre  “parti programına, tüzük kurallarına, kurultay ve yetkili organ kararlarına aykırı davranmak" ve "Partide aldıkları görev ve sorumlulukla ve üyelikle bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak" kesin çıkarma cezası gerektiren parti suçlarıdır.
 Bu nedenlerle yukarıda isimlerini belirttiği Milletvekilleri’nin işlemiş bulundukları parti suçu nedeniyle kesin ihraç talebi  ve  tedbirli olarak Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkedilerek gereğinin yapılmasını dilerim.22.01.2015
Saygılarımla.
Prof.Dr. Kayhan KANTARLI
CHP Üyesi İzmir
Not Bu dilekçe ayrıca kargo ile genel merkeze gönderilmiştir


21 Ocak 2015 Çarşamba

TÜRKİYE’Yİ EMPERYAL KUMPASLARDAN, KURTARSA KURTARSA CHP ÖRGÜTLERİ KURTARIR!..



Emperyal odaklar epeydir şunu keşfetmiş bulunuyorlar: Hepsi hepsi, dört adamı kontrol etmek suretiyle, 75 milyonu kontrol edebilirsiniz. Hele “medya silahları” ayrıca elinizde ise, kimseyi yerinden  kımıldatmama becerisini sürdürebilirsiniz.

Bu denklem; Ülkemiz’de de, Bölgemiz’de de yıllardır yürürlükte bulunuyor.

Bir defa %10’luk baraj; hele bir de, hükümette istikrar adına, sözüm ona, kelli felli hukukçularımız tarafından savunulunca, tam bir “demokrasi faciası” oluşturyor.

 Oysa, “temsiliyetin” olmadığı yerde demokrasiden (özgürlüklerin ödünsüz izlendiği, halk yönetiminden) bahis, abestir.  “Temsiliyet bunalımı” demek, “demokrasi bunalımı” demektir.

“Temsiliyet”, yalnızca bir ya da birkaç liderin, dağ taş demeden, vur ha sür ha koşuşturup
 -eyvallah gerçi- yarattıkları rüzgârı arkalarına almalarının uzantısında, ama işte milletvekilliklerinden başlayarak, giderek, partilerinin yönetim organlarının sandalyelerinin, hatta başbakan ve hükümet üyelerinin, isimlerini tek başlarına koyup, seçmenin önüne taşımalarıyla, olmuyor.

Tersine, birisi size “Yürü ya Kulum!” demişse ve siz bütün şu dediklerimi, biraz marifetiniz varsa,  encamında pekala tek başınıza yapabiliyor oluyorsunuz. Ama size el verene, kol kaptırıyorsunuz.

Onun için genel seçim kadar, partilerin içlerinde ve çeşitli kademelerindeki seçimler, bu arada, milletvekili adaylarının belirlenmesine dönük olarak, tüm partililerin katılımıyla önseçim (“eğilim yoklaması” değil, düpedüz, “hakim huzurunda ve tüm partililerle önseçim temsiliyetin, giderek parti içinde, ya da ülkede iktidarsanız, dış odaklara “kol kaptırmamanın” temel yöntemi oluyor.

**

CHP’de, Baykal’ın parti içi iktidarına (kim ne derse desin), fevkalade gaddar biçimde son verilmesinden önce; “parti içi demokrasi”, çalışmıyordu. Tersine partide, dargrupçuluk hakimdi. O kadar böyleydi ki, “Cumhuriyet’in Partisi” CHP, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütünlüğünü sağlamaktan uzaklaştı. Hatta, Türkiye’nin Doğusu’ndan ve Güney Doğusu’ndan (insanın söylemeye dili varmıyor) tam anlamıyla, kovuldu. Uzağa gitmeye gerek yok. Seçim sonuçları ortada...

 
1960’lardan başlayarak, “Orta’nın Solu” ilkesiyle, 1970’lerde, “Toprak işleyenin, su kullananın, ne ezen ne ezilen, hakça bir düzen!”, özdeyişiyle, 1980 sonrası, Sosyal Demokrasi (toplumculuk, dayanışma, hakça gelir dağılımı, içte ve dışta barış)  zeminindeki ilkeler demetiyle, CHP nüvesinin, yurtta, iyi kötü sağladığı bütünleşme ve sarmaşma, sonraları dargrupçulukla tavsayınca; Türkiye - telaffuz etmek, akademik namus gereğidir -  Refah Partisi’nden başlayarak, AKP’nin mimarisini oluşturduğu adil düzen, iman, kuran, ezan zemininde bir arada durmayı, evet, başardı.

Bu çizginin ise, hele, bölgede petrol ve doğal gaz uğruna, bitmek tükenmek bilmeyen fırıldaklar çevirmekte olan, emperyal odakların boyunduruğuna girince, gerek ülkede gerek bölgede nasıl yozlaştığına hep beraber tanık olduk; olmaya hâlâ devam ediyoruz... Encamında söz konusu çizgi, maateessüf, temelde, bölgemizde, vahşinin vahşisi bir mezhep çatışmasının aparatı oldu, çıktı.

**

Her şey bir tarafa, parti içi demokrasi kültürü en yüksek olan parti - yıllar içinde bu özelliği ciddi olarak zayıflatılmış olmakla beraber- CHP’dir.

Buna karşın, 2007 Seçimleri’nde, milletvekili listelerini, tek başına Genel Başkan (Baykal), yapmıştı.

2011’de tufaya getirildi. Buna dayanmasını beklerdik. Dayanamadı. Gitti. Yerine Kılıçdaroğlu geldi.

Türkiye’nin, bölgenin dizaynı uzantısında, tam bir dizayn tazgâhında olduğu belliydi. Petrol ve doğal gaza sahip olma yünündeki acımasız ve kanlı stratejik denklemler, Türkiye’nin yakasını bırakmayacaktı. Bu olgu yalnız iktidarın değil, aynı zamanda ve bilhassa Meclis’teki muhalefet partilerinin de hizada tutulması gereğini behemehal, beraberinde getiriyordu.

Kılıçdaroğlu, parti içinde dargrupçukluktan yaka silkmiş yığınlar tarafından, büyük umutlarla bağırlara basıldı...

Maateessüf, bir iki istisnanın dışında “eski tas, eski hamam”, hemen hiç değişmedi. 2011 Genel Seçimi’nde Örgütler, neredeyse külliyen hiçe sayıldı.

Partinin tabelasının altında dolaşmadıkları bir tarafa, başka partilerin tabelaları altında dolaşmış kıyamet kadar insan (herkesin, kendi dürüst müktesebatıyla saygıdeğer olduğu hususu saklı olarak ifade ediyorum) partinin üst kademelerine ve milletvekilliklerine doluştu...   

En tepedeki bir arkadaşıma bir gün Genel Merkez’de sordum:

-       Bu partiyi kim yönetiyor, allaşkına? dedim.

-       Lobiler, Hocam, diyiverdi...

Demek ki, lobiler ve bunların içli dışlı oldukları dış çervreler, CHP’nin örgütlerini nasıl çalıştırmayabileceklerini öğrenmişlerdi.

Ama CHP örgütleri, yamandır.

Durumu, hızlıca kavradılar...

Bayrağı açtılar.

Bu arada Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, üstündeki çeşitli vesayet zincirlerinden kurtulma refleksleri gösteriyor...

2015 Genel Seçimi’ne dönük olarak:

-        Önseçim, olacak, diyor.

Olmazsa, çok açık söyleyeyim, gider ve ağızdan yel alsın, partiyi bitirmiş olarak, gider.

Rahmetli Genel Başkan Erdal İnönü, 1991 Genel Seçimi’nde,  İzmir’de önseçime girmişti. Genel Sekreter Fikri Sağlar, Mersin’de önseçime girdi.

Daha önceleri, İsmet Paşa’nın Malatya’dan, Ecevit’in Zonguldak’tan önseçime girdikleri, övünçle zikredilir.

Kılıçdaroğlu’nun yapması gereken açıktır:

Etrafında ne kadar toplama ya da tıkıştırma adam varsa, uzmanı, bürokratı, oradan buradan devşirme sözde (köklerini örgütlerimizden alan, azınlık sayıdaki omuzdaşımızı, elbette tenzih ederek ifade ediyorum, ama işte sözde) siyasetçisi, hepsine dönüp, diyecek ki:

-       Ben önseçime giriyorum. Hadi yallah hepiniz, sızlanmayı bırakın, önseçime gireceksiniz!..

O yolla, bu yolla, parti yönetimine kadar tırmandırılmış ya da tırmanmış, kimse, kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmasın... Hemen hiç birinin “tabanı” yoktur. Hodri meydan, gelsinler, girsinler önseçime, alsınlar boylarının ölçüsünü...

Önseçimin, kendine özgü tuzakları yok mudur, vardır, ama CHP Örgütleri bu konuda idmanlıdır ve bu tuzakları etksiz kılmayı başaracaktır; buna yürekten inanıyorum.

**

Kayıtlı olduğum İlçe’nin, Örgüt Emekçileri, pek çok dost, beni milletvekilliğine taşımak üzere  harekete geçmişler, telefon görüşmeleri yapmışlar, fakslar çekmişler, bir kısmı, karda kışta, üşenmeden, taa Genel Merkez’e kadar gitmiş, ilgili arkadaşlarla görüşmüşler...

Bu gelişmeyi kıvançla oğrenmiş olmakla beraber, şu hususları yönetimdeki ilgili arkadaşlarıma derhal ilettim:

      o  Örgütlerimizin verecekleri her görevi üstlenmeye amade olmaklığım saklı olarak, ancak,  bulunduğumuz aşamada, o yönde şahsî, herhangi bir yönelişim olmamıştır.

 
o   Son iki genel seçimde, listelerde, parti içindeki ya da belki daha da önemlisi, parti dışındaki, seçkin sayılacak birikimlerim her ne olursa olsun, "malum denklemler" sebebiyle, tarafıma yer verilmeyeceğini öngörmüş bulunsam da, Örgütlerimiz'in, "Hocam siz aday olacaksınız, onlar yapmazlarsa biz hesabını soracagiz!", yönündeki sıcacık baskıları uzantısında, aday oldum; nedir ki bilindiği üzere, listelere alınmadımdı...


o   Bu sefer tüm partililerle ve hakim huzurunda, "Önseçim" olmazsa, aday olmayacağım, çünkü  resim ortada; içerisi, dışarısı, nereleri ise, oraları, pek rahatsız olacakları için, listelere "Tolga Yarman", zinhar alınmayacaktır.


o   “Eğilim Yoklaması” yapılacak olsa da aday olmayacağım, çünkü sonuç, hangi başarı gradosunu tutturursam tutturayım, yine aynı olacaktır.


o   Bu çerçevede, bir tek “hakim nezaretinde ve tüm partililerle önseçim” olursa, aday olabilirim...


Netice itibariyle önümüzde, Allah ömur verirse, daha çok kurultay vardır...

Düşüncelerimizi, kaygılarımzı, önerilerimizi, bolca da "çığlığımızı" seslendiririz elbette.

**

Bırakın Türkiye sorunlarına yoğun kafa patlatmış, pek çok çözüm üretmiş, nice projeye imza atmış, dünyanın bildiği bir bilim  adamı olmamı bir tarafa; parti kurucusu, yılların örgüt emekçisi, kurultay onur üyesi, bir çırpıda sayılamayacak kadar çok demokratik kitle örgütünün kurucusu ve önderi olarak ben, “kontenjan milletvekilliğine” talip değilsem, tersine, “Ancak önseçim olursa, aday olacağım!” diyorsam, sanırım, pek kimsenin kontenjan nilletvekilliğine talip olmaya hakkı kalmamak gerekir.
 *

Son bir söz, Doğu ve Güney Doğu İllerimiz’den seçilecek partililerimiz için...

Bir arkadaşım geçen gün danıştı:

-        Hocam, Doğu’da, Güney Doğu’da listelerimzi nasıl hazırlamalıyız, ne tür ittifaklar yapmalıyız?, diye sordu.

Cevabım basitti:

i)     Aman “ittifak” lâfını bir tarafa bırakalım... Bunun yerine şöyle bakalım: Yörede temsil kabiliyeti yüksek olan partililer, eğer o ya da bu sebeple partiden ayrılmışlarsa, hemen partiye dönsünler.

ii)   Parti yörede, muhakkak ve tüm partililerin katılımıyla, hakim huzurunda, önseçim yapsın.

iii) Süreç partiye sıcak, demokratik bir dinamizma kazandırır.

iv) Hakim huzurunda ve tüm partililerle yapılacak önseçim (dikkat “eğilim yoklaması” değil) yoluyla, listelere yerleşecek adaylar, kitleyi sürekleyecektir.

v)   Yalnız orada mı, Türkiye’nin her tarafında...  

Türkiye’yi emperyal kumpaslardan, kurtarsa kurtarsa, ama açıklayageldiğim yöntemlerle, CHP örgütleri kurtarabilir...

**

Bölge’de, her yıl bir milyon insanın kanını içerek yaşayan savaş makinasının efendisi, bir  emperyal boyunduruk istemiyoruz

Bölge’de mezhep savaşı istemiyoruz.

Yok istikrarlı hükümetmiş, yok değilmiş, temsiliyette adaletsizlik istemiyoruz.

İnanç dünyasında, din adına, hele emperyal tezgâhta,  “şekil dayatmacılığını”, bunun giderek  inanç barışına, kezzap gibi boca edilmesini istemiyoruz.

Diyanet’in, Cumhuriyet’in kurulduğu yıllarda olduğu gibi, bir, nakil kurumu, şekil kurumu, iktidar payandası, biat kurumu değil, bir, akıl kurumu ve inanç barışının güvencesi, özerk, gereğinde, eli mekruhtan, haramdan çıkmayan, münafık  iktidar erbabına haddini bildirecek  kurumunuz olmasını istiyoruz.

Demokrasinin; üçte birlik oy oranlarıyla, üçte ikilik parlamento çoğunluğuna konanların akıllarına her geleni yapmaya yeltendiği; giderek, hâşâ, hırsızlığı, arsızlığı, hatta kıyımları aklamaya tevessül ettiği, inanç barışını, görenekte, kitapta yeri olmayan, “kendi paranoyak mutlakları” adına, taammüden dinamitlediği bir yozlaşma ve aldatmaca rejimine dönüşmesini şiddetle reddediyoruz.

Yerel Yömetimler’e, bugünkünden daha geniş serbesti verilmesini ve icra alanı tanınmasını elbette, istiyoruz, ama ükemizin, hele emperyal dizaynlarla bölünmesini kesinlikle reddediyoruz.

Avrupa’nın göbeğinden kalkan bombardıman uçakları, yok Arap baharıymış, yok Fellah baharatıymış diye, Libya’da çoluk, çocuk demeden binlerce insanın üstlerine bomba yağdırırken, bizim önümüze, “Pat!” diye atılıveren Dersim Meselesi’ne (hangi acılar yaşanmışsa, onları elbette yüreğimizde acımız olarak hissederiz, ama bir dakika) yem bulmuş civciv gibi kapaklanan, gabi, giderek emperyal odaklarla kolkola girmiş hain yöneticiler istemiyoruz.

Gündemi, çözüm önerilerini tartışmayan ya da tam da emperyal buyurganların istedikleri gibi tartıştıran, her hal-u karda bölgedeki savaş makinasına dönük olarak ağızlarını açmayan medyacıları istemiyoruz.
 
İrfanı kapalı, vicdanı mühürlü değil, irfanı hür, vicdanı hür nesillerin yetişmesine omuz vermek istiyoruz.

Bilhassa içeridekilere söylüyorum, kimlerse artık, onlar:

-       Çekin mel’un ellerinizi CHP’den... Siz zaten batmışşınız. Ne Türkiye’yi, ne bölgeyi, ne de çocuklarınızın geleceğini daha fazla batırmaya hiç hakkınız yok!.. Çekmiyor musunuz: Nasıl isterseniz! CHP Örgütleri size, müstahak olduğunuz dayağı, er ya da geç, ama muhakkak, atacaktır!..


TEŞEKKÜR

Değerli Omuzdaşlarım, Lale Gürman’a, Tünay Süer’e, Engin Demirkollu Sarıkartal’a, Cavit Savcı’ya, Suay Karaman’a, Çetin Karadağ’a, Birol Başaran’a, Batur İlter’e, Bozkurt Nuhoğlu’na, Kayhan Kantarlı’ya, Hüseyin Ünal’a, Mehmet Patan’a  yapıcı eleştirileri ve sıcacık destekleri dolayısıyla gönül dolusu teşekkürlerimi sunuyorum...


Tolga Yarman, Prof. Dr.

CHP Kurultay Onur Uyesi

Psikiyatri Vakası Parti Ülke Yönetiyor! /MUSTAFA ÖNDER



AKP’li bir koskoca karı, “G...nün kılı olayım” demişti.

Başka biri “Annem gibi kokuyorsun” diyerek kocasını boynuzlamıştı.

"AKP'ye üye olmak RTE’ye nikâhla bağlanmaktır” diyen zavallı kadınları da yazdı basın.

Yahu bunlar fanatikler demiş, gırgıra almıştık.

Padişahın “Halife olarak gönderildiğine” inanan İmam-Hatip müdürüne acımıştık.

Ona oy vermek zorundasınız” diyen meddah kılıklı fesli kıravatlı deli tarihçiyi, “Harf İnkılâbı”na, “Bu memlekette köpekleştirme yapılmıştır. Bir gecede Türkiye’nin kitapları okunmaz hale gelmiştir” diyen sahte âlimleri ciddiye almadık!

RTE için her gün 2 rekât şükür namazı kılınması”nı isteyen şizofrene şaşırmıştık...
Beyin kanamasından 20 gün yoğun bakımda kalan AKP'li Belediye Başkanının muhtarlardan “Yoğun bakımda aşağıdaki dünyaya gittim, geri geldim. Aşağıda baba ve dedelerinizden size selam getirdim. Baba ve dedeleriniz çok çalışarak 10 Ağustos’ta Erdoğan’a oy vermenizi istedi” diye oy istemesi evlere şenlikti!
7 Yaşında kızlarla evlenilebilir”, “çalışan kadın fuhuşa ortam yaratır” ve “erkeklerin kadın spikeri izlemesi caiz değildir” fetvası veren örümcek kafalılar, tam deliydi.
Kaçak otel” işletip büyük paralara ekranda vaaz veren profesörler, “yolsuzluğu hırsızlık saymayan” ilahiyatçılar, “Cinsel ilişki namaz kılmaktan da önemlidir”, “Cinsellik bir ibadettir” vecizesi ile ünlü, kocasına arkadaşını teklif eden karılar sökün etti... Televizyonlarda “İsevî dinî magazin” oluşturdular!
Hz. Muhammet kimlik kartı” dağıtıp mevlide çağıran din tacirlerini de görmüş, her kesimden sütü bozuk çıkar diye aldırış etmemiştik.

Erdoğan'ı halife olarak tanıyor ve biat ediyorum” ifadesini kullanan yazarlar çıktı.

RTE’yi “atası ilan eden” dönek gazetecileri de tanıdık.
Yüzde 99’u Müslüman olan ülkenin Kayseri ilinde kurulan “Genç Müslümanlar Derneği”, Fransız Charlie Hebdo baskınında katliam yapanları "Müslümanların yüzünü ağarttılar" diye övüşüyle şaşkına döndük.

Beyaz çarşaf üstüne kravatlı, başları örtülü çıplak karılar, namazın boyun ağrılarına iyi geldiğini söyleyen münafık mankenlerimiz oldu!

Taraf olmayan bertaraf olur” diyerek işe başlamışlardı, AKP kongrelerini dansöz oynatarak kutladılar!

Günah işleme özgürü” vekiller, “Halife-i ruyi zemin” Padişaha "biat" eden tımarhanelikler, “Tayyip’i üzmek Allah’ı üzmektir” diyen ve onun yaşadığı Rize, İstanbul ve Siirt’i kutsal ilan eden divanelere şaşırmış, yalakalık yapıyorlar demiştik.

Padişahı “ikinci peygamber” ilân eden ve “RTE’ye dokunmayı ibadet bilen” teşkilat yöneticileri çıktığında, dedik ki bunlar deliriyor!
Padişah, “Hırsızlık babadan öğrenilir” dedi, oğulları yatak odasında milyarlar depoladı.
İthal AKP’li biri RTE’yi, “Türkiye’nin ezelî ve ebedî başkanı”, diğeri "Allah'ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan lider"i ilan etti, öteki hızını alamadı, “Ona dokunmak bile ibadettir” deyiverdi!

Hırsız kolu keseriz dediler, hırsızlara dava açan hâkim ve savcıları doğradılar!
Yalaka biri, “RTE, Hazreti İbrahim’e kadar uzanan bir yolun, bir davanın en son neferlerindedir” derken, öbürü kendini Hz. İbrahim, kardeşini de Hz. Muhammed ilan etti, diğer deli, torpili ayetle açıklayacak kadar tefsir uzmanıydı artık!

Psikiyatrik vaka hepsi de...

İlk işareti, “Oslo’da PKK ile görüştüğümüzü söyleyen şerefsizdir” dedikten sonra olayı itiraf edişiydi!

17-25 Aralık baskını ile depresyona girdi! 11 Yıllık nikâhlısı cemaati, haşhaşi, virüs, darbeci ilan etti. Dün, ağlaya ağlaya Hocayı Türkiye’ye çağırıyorlardı, Bozdağ, “Gülen bu memleketin yetiştirdiği değerli bir kıymettir” diyordu, Davutoğlu, “Faydalı çalışmalar yapan Hocafendiye selam olsun” diyordu!

İçişleri bakanı, “Peygamberimiz hata yaptı, biz yapmadık” şirkine saplandı.

Başbakanı eleştiren muhalefet parti milletvekiline fırça atan valiler türedi!

Yobaz Akit’in küfürbazı, İETT seferlerindeki gecikmeleri 'paralale' bağlayarak “paranoya”nın son safhasındaki şizofrenlerden.
 
AKP'li yönetici, “AKP'nin muhalifleri, Türkiye'nin hasmı, düşmanı, AKP’ye oy verenler ise Türkiye sevdalılarıdır” açıklaması yaptı, yüzde ellimiz hain oldu!
 
Onca haram para, ses kaydı, görüntü, video, tutanak, iddianame montajdı, yalandı!

Oğulların evine kasa ve paraları paralel polis koymuştu ama takipsizlik kararından sonra adamlar paraları valizlerle gelip aldı...

Yüzde ellilik, “çalıyoruz ama çalışıyoruz” sloganına yine oy verince zıvanadan çıktılar!

Rahmetimiz gazabımızı aşacak” zirvesine ulaştı Padişah...

Şimdi çiftlikteki sarayda, divan-ı hümayuna başkanlık ediyor!

Saray muradına erince partide hedef kalmadı, Saray’ın önündeki Zübeyde Hanım Sokağını, Cumhurbaşkanlığı Caddesi yaptılar...
 
Türkçeyi küçümseyip Osmanlıca Arap alfabesine hevesinde, 16 Türk devleti askeri ile poz vermeye başladılar.

Cumhuriyeti, Osmanlı'nın 90 yıllık reklam arası sanan ve “Arkadaşlar reklam arası bitti, film başladı ve isteseniz de istemeseniz de 2023'te vizyona girecek” diyen divane kadına, “Vizyona girmemiş film nasıl başlıyor?” demiyor o yüzde elli!

Tımarhaneliğin son örneği Erzincan İl Başkanlığı'nın hem Latin harfiyle hem de Arapça yazılmış davetiyesi! ‘Türk kaşığı ile cavır boku yemek’ denir buna!

Psikiyatrik vaka partiyi deliler, akıl noksanları, iyi saatte olsunlar sardı!

Gurur, kibir, güç zehirlenmesi, şımarıklık, kural tanımama onları deliliğe, münafıklık, şirk ve diktatörlüğe sürüklendiler, gayri iflah olmaz.

Din maskeliler, ne kadar günah varsa işlemekten zevk alıyor!

Yüzde ellilik millî irade”yi Deli İbrahim gibi yönetecekler!

Ey şu partiye oy veren yüzde ellilik!
 
Siz bunca deliyi nasıl bir araya topladınız?
 
Yoksa siz, mazoşist misiniz? 20 Ocak 2015     
http://www.haberiniz.com.tr/yazilar/koseyazisi117591-Psikiyatri_Vakasi_Parti_Ulke_Yonetiyor.html