1 Eylül 2017 Cuma

Çetin Yetkin /DEĞİNMELER 21



"Sivil toplum" sözü moda olmaya başladığı günlerde "sivil"in "üniformalı" karşıt anlamına geldiği düşünülerek siyasette askerin etkisinin olmadığı bir düzenden hareketle "devlet dışı" ve hatta "devlete karşı" oluşumlar anlaşıldı ve öyle de anlatıldı. Bu, tümüyle yanlıştı ve yanıltıcıydı. Bunu anlamak için sözcüğün kökenine ve giderek nasıl kullanıldığına bakmak gerekiyor.

Devletin henüz ortaya çıkmadığı toplumlara "ilkel toplum" deniyor. Devletli toplumlara ise "uygar toplum". İlk devletler, kent devletleri. Çünkü, yerleşik düzene geçen kabileler bulundukları bu yerlerde nüfusça artıp çoğalarak "köy" olmaktan çıkıp "kent" durumuna gelmişler. Şimdi: "uygarlık sözcüğünün fransızca karşılığı "civilisation", ingilizce "civilization". Latince "civitas", yani "devlet" sözcüğünden geliyor. Ayrıca, Latincede "civilis", "devlete/kamuya ilişkin" demek. Arapçada da "medine", "kent" demek, "medeniyet" sözcüğü buradan geliyor ve "medeni" demek, aslında "kentli" anlamında. Yunancada ise "polis" kent devletleri anlamında, İngilizcede "kibar/ uygar" anlamına gelen "polite" da bu sözcükten. Açıkça anlaşılacağı gibi, "medeni nikah", devletin kıydığı nikahtır. "Medeni Kanun" dediğimizde de, devletin vatandaşları ile olan hukuku anlatılır.

Öte yandan, eserinin adını da "sivil hükümet..." koymuş olan John Locke, bununla sivillerden oluşan bir hükümeti değil, devletli toplumsal-siyasal düzeni kastetmektedir.

Demem o ki, sivil toplum kavramı, bilerek ya da bilmeyerek, anlamının tümüyle tersine, devlet karşıtlığı olarak dolaşıma sürülmüş bulunuyor.

NOT: devlet, devlet gücü, siyasal iktidar kavramları ayrı bir açıklamanın konusudur.

28 Ağustos 2017 Pazartesi

BASIN AÇIKLAMASI (30 Ağustos Lozan’dır, Cumhuriyettir, devrimlerdir)



Sayı:2017/008
Konu: “30 Ağustos Lozan’dır, Cumhuriyettir, devrimlerdir”                                                  28 Ağustos 2017                                                                                                                        
BASIN AÇIKLAMASI
(30 Ağustos Lozan’dır, Cumhuriyettir, devrimlerdir)
30 Ağustos 1922, Emperyalizmin işgaline, Saltanatın ve İstanbul hükümetlerinin işgalcilerden güç alan kudretine karşı Anadolu ve Rumeli hukukunu savunmak üzere başlayan ilk ve büyük bir başkaldırının zaferini ilan ettiği gündür.
30 ağustos 1922, herhangi bir düşmana karşı değil, emperyalizmin ta kendisine karşı kazanılmış bir zaferdir. Emperyalistlerin Türkiye’yi parçalamak ve paylaşmak emellerine son vermiş, karma bir imparatorluktan ulusal bir devletin doğuşunun öz koşullarını gerçekleştirmiştir.
30 Ağustos 1922, Bir halkın topyekûn kendini emperyalizme karşı konumlandırdığı haklı, meşru ve özgün bir savaştır. Bu savaşta Türk halkı cephedir, silahtır, baruttur, kurşundur, şehittir, gazidir; ama asla esir değildir.
30 Ağustos 1922, Düşmanı cephede yenmekle biten bir savaş da değildir. Düşmanı yendikten sonra yok edebilme kararlılığını gösterebilme cesaretidir. Onun için bu savaş, cephelerin savaşı değil, vatanın, bağımsızlığın, özgürlüğün savaşıdır. Bu savaşın adı Lozan’dır, Cumhuriyettir, devrimlerdir. Bu nedenle bu savaş sadece 30 Ağustos’la sınırlanmaz. Bu savaş bir ulusun tarih sahnesinden silinirken yeniden dirildiği bir savaşlar bütünüdür. Onun için adı bağımsızlık savaşıdır. Elbette bu savaşı veren, boynunda idam fermanı, elinde mavzeriyle emperyalizmin üzerine yürüyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk tüm ezilen ulusların bağımsızlık ve özgürlük sembolü olmuştur.
30 Ağustos 1922, Hindistan Milli Hareketinin lideri Mahatma Gandi’nin tanımlamasıyla; “Türkler, öldü sanılan ve cenaze törenini bile hazırlayanların, içine konulmak istedikleri tabutu, katillerinin başına nasıl geçirileceğinin örneğini verdiler.”
Ne yazık ki 1950’li yıllardan bu yana Bağımsızlığımıza, egemenliğimize kör ve sağır, Kendi halkına değil, emperyalist odaklara güvenen işbirlikçi siyaset esnafı Atatürk Türkiye’sini Emperyalizmin kuşatması ve yeniden işgale açmışlardır. Ülkemizi bu emperyalist sömürüye, boyunduruğa ve işgale açanlardan emperyalizme ve işgale karşı direnç beklemek en hafif deyimle akıl tutulmasıdır.
ü Emperyalist çıkarları korumak, karşı-devrimci faaliyetleri yürütmek üzere yasal ve yasadışı kurumlardan oluşan geniş ve kapsamlı bir organizasyon ağı olan NATO’ya bağımlı,
ü Generalleri ABD’de yetiştirilen,
ü Siyasetçileri ABD ve diğer Emperyalist odaklarca eğitilen,
ü Sömürge tipi satılık “aydınların/düşüncelerin” servis edildiği,
ü CIA üretimi bir dinci faşizmin kurumsallaştırıldığı,
ü Ekonomisi ve tarımı tümüyle emperyalist odaklara bağımlı hale getirilen,
ü Parkları, ormanları sahilleri katledilen, parsel parsel yabancı emperyalist odaklara pazarlanan Türkiye’nin bağımsızlığından söz etmek olanaksızdır.
Özellikle son 14 yıldır adım adım Cumhuriyet’i yıkanların, Cumhuriyet’in kuruluşunun nirengi noktası olan 30 Ağustos’a, Lozan’a, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmaları bu işbirlikçiliğin ve bağımlılığın sonucudur.
Emperyalizmin, işbirlikçilerinin gericiliğin boyunduruğunu kırmak, halkın egemenliğine dayanan bağımsız, demokratik, laik, sosyal hukuk cumhuriyeti olarak yeniden inşa etmek için 30 Ağustos ruhuyla mücadelemiz sürecektir.  Küreselci emperyalizme karşı verilen bu savaşımda 30 Ağustos en büyük esin kaynağımızdır
Emperyalizm ile mücadeleyi zafere taşıyan büyük komutanın ve büyük Türkiye halkının hatırası mücadelemizde yaşayacaktır!
30 Ağustos un 95. yılında emperyalizmi dize getiren, çağdaş Türkiye’nin mimarı, Mustafa Kemal Atatürk'ü ve arkadaşlarını, bağımsızlık savaşımızın saygın, onurlu şehitlerini derin saygı, gönülden bağlılıkla bir kez daha anıyoruz.
YÖNETİM KURULU ADINA:                                                                 Mahmut ÖZYÜREK
ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ
ISPARTA ŞUBE BAŞKANI

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Makarna Siparişiyle Atatürkçülük!




10 Ağustos 2017 günü sosyal medyada ADD Gül Isparta Şubesinin bir duyurusu vardı. Dernek binasında kurulmuş bir düzenek etrafında kadınların erişte makarna yaptığını gösteren fotoğrafların üzerindeki açıklama aynen şöyle; “Atatürkçü düşünce derneği olarak erişte siparişlerini yapıyoruz. Siparişleriniz varsa bildirin lütfen... Afiyet olsun.” (https://www.facebook.com/rahime.karakus.10/posts/1897150650546779)
Atatürk’ün bütün devrimlerine ağır saldırılar yapılırken, Cumhuriyet’in kurucu ilkeleri ve laiklik silinirken, O’nun mirası olan ve isabeti on yılların deneyimi ile kanıtlanmış dış politika ilkeleri rafa kaldırılırken, devletin kurucuları katliamcı iftirasına uğrarken, Atatürk ders kitaplarından kaldırılıp yerine “cihat” dersleri alırken, dini nikâh yasalaşırken, Osmanlıca, medrese, saltanat, hilafet, fetva yeniden hortlatılmışken, Emperyalizmin, işbirlikçi güçler ve gericiler Cumhuriyet Devrimi’ne topyekûn saldırırken,  tepki göstermeyen/gösteremeyen bir aymazlar topluluğu, icazetli Atatürkçüler ADD Isparta Şubesini “erişte imalatı ve satış yeri” olarak kullanıyor.
Daha önceleri “Güzellik ve Cilt Bakım ürünleri” pazarlamak, hamam - kaplıca turları düzenlemek, “pişi ve lokma” dağıtmak vb. her tür pazarlamacılık etkinliği için kullanan ADD Gül şubesi yöneticileri, söz konusu Atatürk olunca ortada yoklar.
Siz hiç ADD Gül Isparta Şubesinin “Osmanlıca, medrese, saltanat, hilafet, fetva, dini nikâh, cihat dersi, haftada 28 şehit, HES’ler, başkanlık sistemi, şehir hastaneleri, Cumhuriyet devrimi ve Atatürk’e yapılan ağır saldırılar konusunda bir eylem ve etkinliğini duyup gördünüz mü? 
Dinci Faşizme, emperyalizme karşı kavga kültürünü geliştirmeyenler, elbette ki sistemden beslenecekler, onun kültürünü yaşatacaklar. Bu objektif olarak böyledir. Fakat Atatürkçü olma maskesi ile yaşayarak birey haklarına saldıran, dedikodu yapan, iftira atan, Dinci faşist sistemin nimetleri ile beslenen pazarlama ve reklam dışında hiç bir etkinlik ve eylemi olmayanlarla ilgili nasıl bir tanım yapılmalı? Alçaklık bu tanıma yeterli midir?
1950’li yıllardan bu yana Kemalist devrimi boğmak, teslim almak, itibarsızlaştırmak, Kemalist devrimin öznesi olan devrimcileri davalarından uzaklaştırmak, yozlaştırmak için tüm araç ve yöntemleri kullanan “karşı devrim” cephesinin çabaları amacına ulaşmış görünüyor.  
   “Gerek dünyada, gerekse ülkemizde karşı devrimci, işbirlikçi güçler iktidarı ele geçirirlerse, kendi egemenliklerini koruyabilmek için, kendisine yönelik tepkileri etkisiz kılma ya da bu tepkileri kendisine zarar vermeyecek yönlere sevk etmeye çalışır.
Kendi düzenine tehlike oluşturmayan, sözde devrimci kimi siyasal, demokratik örgütlenmelere izin vererek, kitlelerin düzene karşı tepkilerini bu örgütlenmeler aracılığıyla kontrol altında tutmayı amaçlarlar. Sistemle uzlaşmış, karşı devrimciliğin çizdiği yasal sınırlar içinde varlığını sürdüren bu anlayış “icazetli Atatürkçülüktür”. Bu anlayış ADD Gül Isparta şubesinde zuhur eden haliyle “Siparişle Atatürkçülük” olarak adlandırılabilir.”
 Ülkemizde istemin egemenleri; ellerindeki her tür araç ve yöntemlerle Kemalist Devrimin değerlerini yozlaştırmaya, kitlelerde ve Kemalist cephede bilinç bulanıklığı yaratmaya,  devrimci unsurları düzenin içerisine çekmeye, onları etkisiz, eylemsiz, yılgın, çaresiz, düzenin saldırıları karşısında boyun eğen, uysal, uyumlu bir konuma getirmek için 80 yıldır plan proje üretmektedir.
Bu projelerden biri ve en çok bilinç bulanıklığı yaratan ise “Yeni Atatürkçülük” kavramıdır.
Nedir “Yeni Atatürkçülük”?
· Atatürkçülüğün özü tam bağımsızlık ve antiemperyalizmdir,
“Yeni Atatürkçülük” Batıcılık ve emperyalizmle işbirliği yapmaktır.
· Atatürkçülüğün toplumsal yapı taşı laikliktir
“Yeni Atatürkçülük” türbanlı laiklik, ılımlı İslam rejimi olacaktır.
· Atatürkçülüğün Cumhuriyet yapısı üniter ulus devlettir
“Yeni Atatürkçülük” ulus devlet yerine etnik bir federasyon getirecektir.
ADD Isparta şubesini “dedikodu, belden aşağı vurma, iftira, gözden düşürme, itibarsızlaştırma”  ve Mason Tansel Çölaşan’ın yadsınamaz katkı ve desteği ile ele geçiren  “Yeni Atatürkçüler”  sistem egemenlerinin damarlarımıza şırınga etmeye çalıştığı sapkınlığın ortağı ve işbirlikçileri olmuşlardır.

Atatürkçülüğün emperyalizm, çürümüş düzen ve gericilikle ödün vermeden mücadele eden bir devrimci hareket olduğunun bilince çıkmasını önleme adına elinden geleni ardına koymayan bu aymazları ve sosyal medyada “beğenileri” ile destek veren sözde Atatürkçü zavallıları “yetmez ama” kınıyorum. 14.08.2017
Mahmut ÖZYÜREK