13 Ocak 2014 Pazartesi

Sağlam İrade(!)…/Figen ÖZEN





Türk milletinin kayıtsız şartsız egemenliği, yapılan gizli anlaşmalar, Oslo görüşmeleri ile ABD-AB-Öcalan şeytan üçgenine devredilmiş ve dar bir alana adeta hapsedilmiştir.
Bu dar alanda cemaat-iktidar işbirliği öne çıkmış ve sabırla, sessizce devletin bir  çok  kurumunda kadrolaşmayı başarmıştır.
O devirde cemaat-iktidar işbirliğinin amacı birdir. Her ikisi de “Büyük Abi”nin emirlerine baş kesmekte rant ve devleti ele geçirmek için riya dolu temennalarla, küresel çetelerin himayesinde ceplerine yemyeşil dolarları doldurmaktadırlar.
Onlar küresel çetelere hizmet ettikçe yolları açıktır. Aynı merayı kullanan sürünün iştihası ile ulus devleti paylaşmakta bir sakınca görmemektedirler.
Akıl ve mantığın kabul edemeyeceği bir süreç başlamış, tüm kadroları denetim altında tutan küresel çeteler, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bölünmez bütünlüğüne göz dikmiştir.
Ancak,  Türkiye’yi didik, didik etmek için yaptıkları,  tüm   planları, engelleyecek bir güç vardır önlerinde. Tüm tırpanlamalara, dönüştürme çabalarına rağmen,  Cumhuriyet’i korumanın, devletin ülkesi ve milleti ile  bölünmez bütünlüğünü savunmanın görevleri olduğu bilincinde olan Türk ordusu… Milliyetçi ve Kemalist  subayların oluşturduğu kadro…
5/Kasım/2007’de İllüminati’nin sadık memuru BUSH’un Oval Ofis’inde, Erdoğan’la yapılan o çok özel görüşmede, Ergenekon planı, iktidarın eline tutuşturulmuştur.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin küresel çetelere biat etmeyen, ettikleri yemine sadık kalan Kemalist ve milliyetçi kadrosu, sabahın alaca karanlığında, çok tuhaftır ve acıdır,  Türk(!) polisi tarafından der-dest edilerek, göz altına alınmıştır.
Ve   “çok ama çok kahraman bir savcının”  yazdığı iddianame ile bu göz altına alınma süresi tutuklanmaya dönüştürülmüştür.
Adı geçen savcı Cumhuriyet’in iddiacısı olduğunu tamamen unutmuş, hukuku üsttekilerin emrine amade kılmıştır. Bu nedenle kendisine zırhlı araba ve koruma tahsis edilmiştir. O artık “kayıtsız, şartsız” iktidarın savcısıdır.
Kendi ülkesinin milli ordusuna, milli istihbaratına, milli bankasına, milletin gönlünde yer edinen sivil iktidarına kumpas kuranların bu ülkenin hayrına bir iş yapmış olmayacağını çok iyi bilir. Amaca ulaşmak için her yolu mubah görenlerin nasıl hastalıklı anlayışlar ürettiğini iyi bilir.”
Yalçın Akdoğan’ın bu itirafı doğru, fakat eksiktir. Küresel çeteler, cemaat ve iktidar milli orduya kurulan kumpasın baş aktörleridir. Sırıtkan şeytanların bir araya gelmesiyle, Türk ordusu kafeslenmiş, esir edilerek, zulümhanelere kapatılmıştır.
Sahte deliller üretilmiş, PKK’lılar gizli tanık olarak dinlenmiş, telefonlarına veriler yüklenmiş aslan yürekli yargıçlar, Adalet Hanım’ı da bir başka hücreye hapsederek, kendilerine verilen emiri uygulamışlardır.
Verilen cezalar, Kürt Nemrut Mustafa Divanı’nda,  Boğazlıyan Kaymakamı M. Kemal Bey için verilen idam hükmünden farksızdır. Kiminin boynu kırılmış ve/veya kırdırılmış, kimi kanserden ölene kadar tutuklu kalmıştır. En önemlisi askerin şeref ve haysiyetiyle oynanmış ve intihar vakaları, istifalar olağan kabul edilmiştir.
Bu süreçte Erdoğan için yargı bağımsızdır, Hukuk Devleti gereğini yapmaktadır. Savcılar aslan, yargıçlar   kahramandır.
Dershanelerle ilgili kayıkçı kavgası başladığı zaman, zülfiyare dokunulmuş ve yolsuzluk, rüşvet, kara para operasyonu Erdoğan’ın kimyasını bozmuştur. 17-25 Aralık’taki YOLSUZLUK  operasyonun kendisine uzanması üzerine, paçayı kurtarmak adına atağa geçmiştir.
 Maalesef devletin içinde yapılaşmaya giden bir örgüt, bir çete var. Bunlar mahremiyet diye bir şey tanımıyor" diyen Erdoğan, "Çok ciddi bir iftira kampanyası var. Devletin içinde yapılaşmaya giden bir örgüt bir çete de var. Bunlar mahremiyet diye bir şey tanımıyor. İzlemekse izlemek, dinlemekse,  dinlemek. Yargıda dürüst adım atan bütün yargı mensuplarını tenzih ediyorum ama maalesef belli bir örgüt anlayışı içerisinde görev alanının dışına çıkarak bazı medya gruplarına da içine alarak masum insanları karalamak isteyen yargı mensupları var. Oradan da bu tür servisler yapılıyor. Hiçbir savcı medyayla işbirliği yapamaz.”

Aynı şekilde yürütme mensupları da var, bu da polisin içinde var. Ben polisin de ahir ekseriyetini tenzih ederim ama maalesef orada da var, oradan da bu tür servisler yapılıyor."

Hatta Erdoğan, bu söylemle de yetinmemiş sanal çetelerin kurulduğunu(!) ve bu çetelerin en tepesine de “Recep Tayyip Erdoğan”ın yerleştirildiğini de söylemiştir.

Kimdir bu operasyonu düzenleyenler? Ama daha önce malum kayıkçı kavgasında gözden kaçan ve/veya görmezden gelinen ana tehlikeyi de işaret etmemiz gerekmektedir.
CFR memorandumunu tüzükleştiren iktidar eğitim konusunda, yerelleştirme sözü vermiştir. Kayıkçı kavgasının arkasındaki ana gerçek, yerel seçim öncesi bebek katiline ve bölücü örgüte verilen sözlerdir. Büyük Abi böyle olmasını emretmiştir.  
 AK KİTAP: Sayfa 12:
Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleştirilmesinden özelleştirilmesinden yanadır.
Sayfa 35:
Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin, devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı çağdır.
Sayfa 41′de ise eğitimin küreselleşme odaklarının şehir devletleri planı gereği zamana yayılarak yerelleştirileceği ifade edilmiştir.
Temel eğitim hizmetlerinin verilmesi pilot uygulamalarla, merkezi idarenin taşra birimlerine ve yerel yönetimlere aktarılacaktır.
Kimdi bu operasyonu düzenleyenler? Erdoğan’ın kahraman polisleri, aslan yürekli savcıları… Dün iktidarın emrindeydiler, ortaklık bozulunca kirli çamaşırları ortaya döktüler.
Erdoğan’ın, operasyon sonucu bozulan kimyası, ok kendini işaret edince müthiş bir öfkeye dönüşerek, dün baş tacı ettiği kurum ve kişileri suçlamaya başlamıştır.
Yavuz hırsız ev sahibini bastırmıştır. Bu bastırışın adı da ne yazık ki “sağlam idare”  olarak ambalajlanarak millete yutturulmuştur.
Erdoğan ve onun “Adalet Bakanı”, “İç İşleri Bakanı”  işbirliği yapmış,  “paralel devlet”i tasfiye perdesi adı altında bir başka operasyona imza atmıştır.
“Bilal’e uzanan eller kırılsın.” Operasyonda görev alan tüm kadrolar görevden alınmış, dünün kahramanları suçlanmış, rüşvet iddiaları ortalıkta dolaşmış, “sağlam irade” ve “itaatse itaat, biatse biat, ölümüne arkasındayız”  diyen zihniyet, devlet kurumlarını kıyıma uğratmıştır.
Ve dün gece muhterem halkımız Bülent Ersoy’un tesettürü ile uğraşırken, Ana Muhalefet Partisi’nin  anlı, şanlı lideri yerel yönetim adaylarını açıklarken TBMM’den HSYK ilgili değişiklikler el çabukluğu ile geçirilmiştir.  
Ancak bir zamanlar adı “GAZİ MECLİS” olan TBMM’de, ithal malı ampullerle aydınlatılan Adalet (!) Komisyonu’nun toplantı yaptığı salon yüz kızartıcı bir olaya sahne olmuştur.  Erdoğan’ın “militan” diye adlandırdığı,Eminağaoğlu’nun Komisyon Başkanı’ndan söz istemesi üzerine, AKP’li milletvekilleri Eminağaoğlu’nun üzerine yürümüşlerdir. Adalet Bakanı olaylar vuku bulduğu dakikada  salondadır. Milletin vekilleri, milletin yargıcını  tekme,tokat hırpalamıştır. AKP Tokat milletvekili Zeyid Aslan, Eminağaoğlu’na attığı tekme, Türk yargısına atılan bir tekmedir. Elbette bu tekmeden Türk milleti de nasibini alacaktır. ‘tekme, tokat, zorbalık, gereğini yapın.’ Sağlam (!) iradenin dikta anlayışının ifadesidir.
“TBMM Adalet Komisyonu'nda, HSYK ile ilgili yasa teklifinin 7., 8., 9., 10. maddesi kabul edildi. TBMM Adalet Komisyonu'nda, HSYK Kanun Tasarısı maddeleri üzerindeki görüşmelere devam ediliyor. Yasa teklifinde yer alan, 7. 8. 9. maddeler kabul edildi. Tasarıda yer alan maddeler şöyle:

MADDE 7- 23/7/2003 tarihli ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.

MADDE 8- 4954 sayılı Kanunun 8 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

MADDE 9- Başkanlık, Başkan ile üç başkan yardımcısından oluşur. Başkan yardımcılarının sorumlu olduğu birimler Başkan tarafından belirlenir."

MADDE 10- 4954 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan "Yönetim Kurulunca" ibaresi "Başkan tarafından" şeklinde değiştirilmiştir.

"Başkan, Bakan tarafından Yargıtay ve Danıştay üyeleri, birinci sınıf adli ve idari yargı hakim ve savcıları ile bu sınıftan sayılanlar, hukuk profesörleri, en az yirmi yıl fiilen mesleği icra etmiş avukatlar veya en az yirmi yıl fiilen mesleği icra etmiş birinci sınıf noterlerden muvafakatleri alınarak gösterilen üç aday arasından Bakanlar Kurulunca dört yıl süre ile seçilip görevlendirilir veya atanır. Başkan yardımcıları, yukarıda sayılanlar arasından Bakan tarafından görevlendirilir veya atanırlar. Süresi biten Başkan bir dönem daha AYM usulle yeniden seçilip görevlendirilebilir veya atanabilir."

Hukuk, sadece üsttekiler, PKK’lılar için değil, bu kez de deveyi havuduyla götürenler için değiştirilmektedir.
“Halkın ekmeğidir adalet” B.Breht
Türk milleti ekmeğine, emeğine sahip çıkmalıdır. Hukuk bu milletin her ferdi için geçerli olmalıdır ve kişilere göre yasa değişikliği yapılıp, hukuk ve yargı zedelenmemelidir.

13.Ocak.2014                                                                           Figen ÖZEN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder