1 Ağustos 2016 Pazartesi

Amacını aşan KHK'ler AYM'ye taşınmalıdır./ ÖMER FARUK EMİNAĞAOĞLU



Yapılmak istenen darbe teşebbüsünde bulunanlardan hesap sormak ise, mutlaka hukuk gözetilmelidir.
Olağanüstü KHK'ları ile neler yapılabilir, neler yapılamaz...
Olağanüstü hal KHK'ları ile hükümet ancak, olağanüstü halin amacını aşmayacak biçimde düzenlemeler yapabilir.
Olağanüstü hal KHK'ları ile yasalarda değişiklik yapılmamalı, bu yolla yürürlükte tutulacak olağanüstü hal KHK'ları ile değişen yasalar üzerinden, olağanüstü hal adeta süresiz kılınmamalıdır.
Tüzel kişiliklerin/derneklerin, faaliyetten alıkonulması ve kapatılması, olağanüstü hal durumunda bile, TMY 89-90 maddeleri uyarınca sadece ve sadece mahkeme kararı söz konusu olabilir. Aksi anlayış, tüzel kişiler dışındaki (gerçek) kişilerin de yargılanmadan, olağanüstü hal KHK'ları ile cezalandırılmaları ve verilecek cezaların kesin kabul edilip derhal infaz edilmesi ile yani yargısız infaz ile eşdeğerdir.
Nasıl ki gerçek kişilerin yargısız infazı, yani gerçek kişilerin olağanüstü hal KHK'ları ile cezalandırılmaları ve bu cezaların infaz durumu kabul edilemez, tüzel kişiler için de olağanüstü hal KHK'ları yoluyla bu nitelikteki düzenlemeler kabul edilemez.
Olağanüstü hal KHK'ları yoluyla, her konuda ve de sınırsız biçimde her türlü düzenleme yapılamaz. Olağanüstü hal KHK'ları ile yapılacak düzenlemelerde, mutlaka olağanüstü halin amacı ve sınırları gözetilmelidir.
Anayasa'daki düzenleme uyarınca olağanüstü hal KHK'ları için Anayasa Mahkemesine başvurulamamaktadır. Anayasa Mahkemesi, Anayasadaki bu düzenlemeyi geçmişte 1991 ve 1992 yılında verdiği kararlarda, hukuk devleti anlayışını öne çekerek yorumlamış, eğer olağanüstü hal KHK'sı yoluyla yapılan düzenleme, olağanüstü halin amaç ve sınırılarını aşmıyorsa, olağanüstü hal KHK'ları ile ilgili bu Anayasa hükmünün uygulanabileceğini ve yargı yolunun kapalı olduğunu ifade etmiştir.
Anayasa Mahkemesi, olağanüstü hal KHK'ları ile yapılan düzenlemelerle ilgili olarak kendisine yapılan başvurularda, bu düzenlemelerin adına bakarak yargı yolunun kapalı olduğunu belirtip hemen red kararı vermeyeceğini, bu düzenlemelerin adına değil içeriğine bakacağını, olağanüstü hal KHK'larının içeriğinde, olağanüstü halin amacı ve sınırları aşılmış ise, bu durumda olağanüstü hal KHK koşulları söz konusu olamayacağından, bu addaki düzenlemeleri iptal edeceğini söylemiş ve bu anlayışla, yerinde olarak 424, 425, 430 sayılı olağanüstü hal KHK'ları hakkında 1991 ve 1992 yılında iptal kararları vermiştir.
Olağanüstü hal durumunda, Anayasa'ya ve İHAS'a aykırı önlemler alınabilmesi söz konusudur. Olağanüstü hal konusunda, İHAS'a aykırı önlemler alınabileceği ile ilgili Avrupa Konseyi'ne bildirimde bulunulması durumunda, hem Anayasa'nın, hem de İHAS'ın 15 inci maddeleri çerçevesinde, aykırı önlemler alınabilir. Ancak bu durum, büsbütün de keyfi hareket etme hakkı sağlamamaktadır.
Olağanüstü hal durumunda yapılacak düzenlemelerde anayasaya ve İHAS'a aykırı önlemler alınabilecek ise de, gerek Anayasa'nın 15 inci, gerekse İHAS'nin 15 inci maddeleri mutlaka gözetilmelidir.
Hiç bir kural gözetilmeden, her şeyin olağanüstü hal KHK'leri ile yürütülmesi demek, sürecin hukuka aykırı yürütülmesi demektir. Hukuka aykırılıklar yaratmak demek, yürütülen tüm bu sürecin, yarın hukuka aykırılıklar nedeniyle, amacından uzaklaşması, etkisiz kalması, istenilen sonuçların alınamaması demektir.
Bir hukuk devletine yani bir anayasal düzene saldıranlara, bir darbe teşebbüsünde bulunanlarda bu durumun hesabı ancak hukuk yoluyla sorulabilir. Hukuk gözetilmeden yürütülecek bir süreç, yarın hukuka aykırılıklarla yüz yüze kalmayı, bu hukuka aykırılıklar nedeniyle amaçlanan sonuçların elde edilememesine yol açacağına göre, hukuka aykırılıklardan her durumda uzak durulmalı, darbe eyleminin ağırlığı ne olursa olsun, yapılacak işlemlerde asla hukuktan uzak kalınmamalıdır.
Yaşadığımız sürece bakıldığında nasıl olsa olağanüstü hal var diye, her konuda her türlü ve de olağanüstü hal sonrasına sarkabilecek nitelikte düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Bu yolla olağanüstü hal, adeta süresiz kılınmaktadır.
Örnek vermek gerekirse, yargıç adaylarından uygun görülenlerinin, adaylık süresine bakılmaksızın, yargıçlığa alınması hükmü, olağanüstü hal KHK'sı ile getirilmiştir.
Bu yargıç adayları, süreçte hem yargıç kimliği ve donanımı yönünden sorun yaratabilecek, hem de bu durum yasa ile bile yapılmayıp, olağanüstü hal KHK'sı ile yapıldığından, olağanüstü hal hukuku ve uygulayıcıları, sistemde kalıcı/süresiz kılınmaktadır. Bu durum son derece hatalıdır.
YARSAV'ın kapatıması, hem KHK ile yapılması, hem de FETÖ ile mücadele yönünden amacı aşan bir işlemdir.
667 sayılı olağanüstü hal KHK'sına bakınca böyle örnekler oldukça fazladır.
Bu nedenle 667 sayılı olağanüstü hal KHK'sı, yürütülen sürecin hukuksuz bir temele oturup çökmemesi için, mutlaka Anayasa Mahkemesi'ne taşınmalıdır.

Ömer Faruk Eminağaoğlu

30 Temmuz 2016 Cumartesi

Müyesser YILDIZ: "Hulusi Akar O Madalyayı İade Etmek Zorunda!"



15 Temmuz “işgâl ve iç savaş provası”nın maşasının FETÖ, sahibinin ABD olduğundan Erdoğan ve iktidar dahil hiç kimsenin şüphesi yok.
Bu konudaki tartışmalar, ABD Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper ile ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel’in açıklamalarıyla iyice ısındı.
Clapper, “Darbe girişimi ve geri tepmesi, Türkiye’deki ulusal güvenlik aygıtını tamamını etkiledi. Bizim bazı muhataplarımız ya tasfiye edildi ya da tutuklandılar. Şüphesiz ki, bu durum ABD’nin Ortadoğu stratejisini daha güç hale getirecek” derken, Votel, “Darbe girişiminin ardından ABD Ordusu’nun Türk Ordusu’ndaki birçok yakın müttefikinin hapse konduğunu” söyledi.
-O Kim mi; Genelkurmay ve Dışişlerine Sorun-
Erdoğan da bu itirafçılardan Votel’e şöyle tepki gösterdi:
“İşte bir tanesi, ne yazık ki, Amerika’da aynı zamanda önemli bir makamda olan general veya amiral kalkıyor, ‘İrtibat halinde olduğumuz, görüşme halinde olduğumuz üst düzey komuta kademesinde olanlardan içeri alınanların olduğunu görüyorum, duyuyorum.’ bunu söylüyor. İnsan biraz sıkılır ya, insan biraz sıkılır. Bunun kararını vermek senin haddine mi? Sen kimsin? Bir defa haddini bileceksin, kendini bileceksin. Sen benim ülkemdeki yapılan bir darbe girişimine yönelik kalkıp bu darbe girişimini püskürten bu devlete teşekkür edeceğine, demokrasi adına teşekkür edeceğine, tam aksine darbecilerin yanında yer alıyorsun. Zaten darbeci senin ülkende, darbeciyi senin ülkende zaten besliyorsunuz, bu zaten ortada. Benim milletimi asla inandıramazsınız, milletim şu anda bu tezgahın içinde olanları da biliyor ve bu açıklamalarla da kendinizi açığa çıkarıyorsunuz, açığa veriyorsunuz. Türkiye bu oyunlara gelmeyecek.”
Erdoğan’ın bu sözleri üzerine Votel adına CENTCOM’dan bir yazılı açıklama yapılarak, “Türkiye’deki başarısız darbe girişimiyle herhangi bir alakam olduğuna yönelik haberler, talihsiz ve tümüyle gerçek dışıdır” denildi.
Erdoğan Votel için “Sen kimsin?” diyor ya, hatırlatalım.
Obama’nın IŞİD’le Mücadele Özel Temsilcisi McGurk’un Kobani’ye gidip, PYD’lilerle görüşmesini ve sözde komutanlardan plaket almasını, Erdoğan’ın buna sert tepkisini, sonra bu ismin geçen Mart’ta Obama’yla görüşmesinde karşısına oturtulmasını, Suriye’nin kuzeyindeki ABD askerlerinin üniformalarına alenen PYD arması takmasını geçelim.
Takvimler 22 Mayıs’ı gösterdiğinde, ABD’den Rojava bölgesine en üst düzeyde ziyaret yapıldığını duyduk. Kimdi bu ziyaretçi; CENTCOM Komutanı Votel. Gizli ziyaret tam 11 saat sürdü. Meşhur McGurk bu ziyaret için, “IŞİD liderleri ses kayıtlarını karanlıkta yapmaya mahkûm edilirken General Votel, Rakka saldırısı planı için Suriye’deydi” diye tweet atarken, CENTCOM, Votel’in Suriye’de IŞİD karşıtı yerel güçlere eğitim ve danışmanlık hizmeti veren ABD askerlerine moral ziyareti gerçekleştirdiğini bildirdi.
Anlattıklarımızın bizimle ilgisine gelince;
Votel, Rojava’dan doğruca nereye geldi; Ankara’ya…
Ne yaptı; O dönem Genelkurmay 2. Başkanı, şimdi Jandarma Genel Komutanı olan Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileriyle görüştü…
Birincisi; Erdoğan, Yaşar Güler ve Dışişleri Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu’na, Votel’in “kim” olduğunu ve 2 ay önce ne görüştüklerini sordu mu ya da soracak mı?
İkincisi; Darbe teşebbüsünde Yaşar Güler “derdest” edilen, yani tutuklanmayan isimlerden olduğuna göre, Votel’in “hapse konuldular” dediği Türk Ordusu’ndaki başka “yakın müttefikleri” kim veya kimlerdir?
-Söylem Değil, Eylem Gerek-
Erdoğan ve iktidar, Türkiye’yi ve TSK’yı vuran 15 Temmuz darbesinin ardında ABD’nin olduğuna eminse yapılacak nedir?
Yegâne tepki ve çözüm, “Örgütün lideri Fetullah Gülen’i verin. Yoksa, biz de sizin bizden istediğiniz teröristleri vermeyiz” demek midir?
Mesela İncirlik konusu hâlâ neden ağızlara alınmaz?
Bu kadar rezalete rağmen ABD Hava Kuvvetleri Sekreteri Deborah James, “İncirlik’teki kuvvetlerimizi başka bir yere taşımak gibi bir planımız yok. İncirlik’teki tüm operasyonlarımız normal şekilde devam ediyor” derken, neye güveniyor?
-Akar FETÖ’yü Yeni mi Anladı?-
Devam edelim;
Erdoğan, Fetullah Gülen’i 2 yıldır ABD’den istemiyor mu?
Peki ABD ordusu ile yakın “müttefik” olan TSK’nın komutanları bu zaman kadar o konuda ne yaptı?
Darbe teşebbüsünden sonra ilk önce Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın, ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford’u iki kez aradığını ve “Türkiye’nin taahhütlerine bağlı olduğu” mesajını verdiğini öğrendik. Bunu bizzat Dunford açıkladı.
Sonra; Akar’ın ABD’li mevkidaşını bir kez daha arayarak, Fetullah Gülen’in iade edilmesini konuştuğu ve bunun için “devreye girmesini” istediği duyuruldu.
Şimdi gel de, “Akar Fetullah Gülen’in FETÖ’nün başı olduğunu ancak darbe teşebbüsünden sonra mı anladı?” diye sorma.
Bir önceki telefonlarınızda, “taahhütlerimize bağlıyız” diyerek, adeta açık çek verip, sonra Gülen’i isterseniz, sizi ciddiye alırlar mı?
Dahası;
Votel’in, “Darbe girişiminin ardından birçok yakın müttefikimiz hapse kondu” sözüne dönelim.
Hulusi Akar hapiste değil, ama ABD’li mevkidaşına açtığı telefonlarla “yakın müttefik” olduğunu gösterdi. Ki, Akar’ın bu konuda zaten tarihi bir “nişanesi” de var.
2015′te Genelkurmay Başkanlığına atanmadan 7 ay önce, “Çuvalcı” General Raymond Odierno’nun boynuna taktığı ABD liyakat madalyası…
Tamam Akar’ın bugüne kadar, iktidarın Suriye, PYD-YPG ve İncirlik politikalarında esamesi okunmamış, bundan sonra da hiç okunmayacak olabilir…
Ama yapabileceği bir şey var; O madalyayı çıkarıp, iade etmek…
Hazır, yarın ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford ziyaretine geliyorken; Buyurun size, “Gülen’in iadesi” konusundaki ısrar ve samimiyetinizi sembolik de olsa gösterme fırsatı!..
30 Temmuz 2016