25 Şubat 2016 Perşembe

Amerikancılık ve gayri millilik / Özgür ERDEM



60'lı yıllarda milliyetçilik bayrağı solda, Amerikancılık ve gayri millilik bayrağı sağdaydı...
O günleri anlamak için İleri Yayınları'ndan Gökhan Eşel'in imzasıyla çıkan ABD Barış Gönüllüleri ilgili çalışma mutlaka okunmalı.

1962'de Türkiye'ye binlerce Barış Gönüllüsü doluştu. CIA tarafından kurulmuş bu "hayır kurumu"ndan sadece İngilizce öğretmeni vasfıyla 725 kişi liselere yerleştirildi.
Türkiye'de yükselen sol muhalefet bu karanlık yapılanmaya büyük tepki gösterdi. Önce Dev-Genç üniversitelerden bu unsurları attı. Sonra öğretmen sendikası TÖS büyük grevlerle Milli Eğitim 'den uzaklaştırılmalarını sağladı. Ancak özellikle doğuda "kürtçe" bilen Barış Gönüllüleri fink atmaya devam ediyordu. TİP ve CHP üyesi milletvekilleri bu konuda defalarca önerge verdi (foto 2).

Sağ kanat ise "ABD'li dostlarımıza yönelik" saldırıları komünist kışkırtması olarak itham ediyor ve yer yer bizzat protestoculara şiddet uygulayarak "misafirlerimizi" koruyordu.
Sonunda Deniz Gezmiş, Mahir Çayan ve Sinan Cemgil gibi devrimci liderler ABD sömürgeciliğine karşı mücadeleyi söylemden eyleme taşıdı. Sinanlar Komer'in arabasını ODTÜ'de yaktıktan (foto 3) ve Denizler ilk ABD'li askerler kaçırdıktan sonra Barış Gönüllüleri 1970 yılında ülkemizi tamamen terk etti. Ama 8 yıl içinde kürtçü ve gerici ihanetin tohumlarını çoktan atmıştılar.

Kitaptan alıntılamak istediğim iki belge:
Foto 4: Türkiye'de dostluk mesajı veren Barış Gönüllüleri ABD'deki dergilerinde anılarını çok farklı bir üslupla kaleme almış. Amerikan bir hemşireye göre kendileri gelmeden önce Türkiye'de hemşire nedir bilinmiyormuş bile. Hastaneler pislik içindeymiş!!!

Foto 5: Barış Gönüllüleri Genel Müdürü Shriver 1964'te Türkiye'ye geldi. Kareler utanç ve ibret verici. Birinci karede Shriver ilkokulları teftiş ediyor. İkinci karede Rum Patriğin huzurunda. Patriğin masasındaki Kennedy resmine dikkatinizi çekerim.


22 Şubat 2016 Pazartesi

ELLERİNİZ VE YALANA DAİR - N.HİKMET





“İnsanlarım, ah, benim insanlarım,

antenler yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa rotatifler,

kitaplar yalan söylüyorsa,

duvarda afiş, sütunda ilan yalan söylüyorsa,

beyaz perdede yalan söylüyorsa çıplak baldırları kızların,

dua yalan söylüyorsa,

ninni yalan söylüyorsa,

rüya yalan söylüyorsa,

meyhanede keman çalan yalan söylüyorsa,

yalan söylüyorsa umutsuz günlerin gecelerinde ayışığı,

ses yalan söylüyorsa,

söz yalan söylüyorsa,

ellerinizden başka herşey

herkes yalan söylüyorsa,

elleriniz balçık gibi itaatli,

elleriniz karanlık gibi kör,

elleriniz çoban köpekleri gibi aptal olsun,

elleriniz isyan etmesin diyedir.

Ve zaten bu kadar az misafir kaldığımız

bu ölümlü, bu yaşanası dünyada

bu bezirgân saltanatı, bu zulüm bitmesin diyedir.”

21 Şubat 2016 Pazar

ADOLF HİTLER’İN KÖTÜ BİR KOPYASI’MI? (Kendilerine biçilen rol sona erince)



Ankara’da Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 26 Şubat olan doğum gününde resmi tatil ilan etti. Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve AKP’nin yandaş Derneklerinden biri olan Beyazay Derneği tarafından ortaklaşa düzenlenecek olan etkinlik resmi bayram havasında gerçekleşecek.   “2023 Türkiye Vizyonu oluşumu kapsamında 26 Şubat 2016 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğum günü kutlaması” için düzenlenecek. Yürüyüşe katılacak olan idareci, öğretmen ve öğrenciler izinli sayılacak.
Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürü Tugay Gözüm imzasıyla gönderilen bu yazının ilçedeki tüm okul ve bağlı kurumlara gönderildiği gün, 28 i Ankara’da, 9’u Diyarbakır’da olmak üzere toplam 37 yurttaşımız terör örgütlerince şehit edildi. Türkiye şehitlerinin yasını tutarken, birilerinin kaygısı “doğum günü kutlaması”nın olmasına söyleyecek çok sözümüz var ama….
“2023 Türkiye Vizyonu oluşumu kapsamında 26 Şubat 2016 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğum günü kutlaması” etkinliği ister istemez “Hitler’in 20 Nisan 1939'daki 50. Yaş gününün Almanya’da milli bayram olarak kutlanmasını ve Onuruna Berlin'de 50 bin kişi yürüdüğünü/yürütüldüğünü” çağrıştırdı.
Benzerlik yalnız bununla sınırlı değil.
Hitler iktidarı ele geçirmesinin hemen ardından ilk yasaklardan birisi “sigara yasağıdır”.
Hitler Almanya'sında Naziler sigara reklâmını ve tüm toplu yerlerde, araçlarda sigara kullanmayı yasaklamıştı. Yine Hitler Almayasında sigara fiyatları ve vergiler arttırılmıştı. Bu yasak yalnız Hitler le sınırlı değil, Faşizmin önde gelenlerinden Napolyon, Mussolini ve Franco'da sigara konusunda yasaklar getirmişlerdi
Peki, neden sigara yasağı?
Bilim insanları bu soruyu, "Çünkü insanların davranışlarını kontrol altına alma mekanizması bu şekilde devreye konulmuş oluyordu" şeklinde yanıtlıyorlar.  Bilim insanları  "Tüm bu tür abartılı yasaklar ve dayatmalar faşist diktatörlüklerin toplum üzerinde egemenlik kurma, itaat, "İnsanların günlük alışkanlıklarını kontrol altına alma yolunda ilk mevzi olarak” değerlendiriyor.
 Bu kontrol mekanizması bir kez işlemeye başladığında artık her şey kontrol altına alınmanın da yolu açılmış olur. Türkiye’deki Führer’in “3 çocuk, yetmez 5 çocuk” , “kürtaj” vb. birçok konuda insanların yaşamlarını kontrol altına alma yönündeki girişimleri bunun tartışmasız örnekleridir.
Benzerlik bu kadar da değil.  Hitler 1933’te Cumhurbaşkanı Hindenburg tarafından başbakanlığa getirildi. Hindenburg’ un 1934 'te ölümü üzerine Hitler devlet başkanlığı ile başbakanlığı birleştirmenin Alman halkı ve milliyetçiliği için daha iyi olacağından devlet başkanlığı ile başbakanlığını birleştirerek Almanya'nın tek lideri oldu.
Seçimle işbaşına gelen Adolf Hitler kısa zamanda anayasa değişikliği hakkını elde etti. Hemen ardından diğer partileri yasakladı. Almanya'da aşırı artış gösteren işsizliği savaş hazırlığı için kullanarak, iş sahası oluşturdu. Ülke genelinde büyük otobanlar inşa ettirdi. Batı Avrupa ülkelerini ve Rusya'yı karşısına aldı.
Kimileri belki bundan ders alır.. Hitler yıllarca birlikte olduğu isimlerin ihaneti karşısında çılgına dönerek bütün dalkavuk yalakalarını vatan haini ilan etti.
Bizim Führer’le, Adolf Hitler’in davranışlarının bu denli benzerlik göstermesi yalnızca bir rastlantı değil.
Adolf Hitler; Sorgulayan, bilimsel düşünüp itiraz eden gençlik değil, İtiraz yetilerini yitirmiş, sorgulamayan, anti bilimsel, anti laik, antidemokratik düşünen bir güruh hedeflenmiş, eğitimin içeriğini de buna göre şekillendirmişti. Hitler döneminde, eğitim müfredatına gerici öğeler dâhil edilmiş, din, ırk ve kimlik gibi ögeler bilimselliğin önüne geçirilmiş, yönlendirilmesi daha kolay olan,  faşizmi içselleştirmiş bir kitlelerin oluşturulmasına önem verilmiştir.
Peki, bizim Führer’in Eğitim alanındaki yapıp söyledikleri bunlardan farklı mı? Tam tersine bire bir örtüşüyor!
Ankara Etimesgut İlçe Milli Eğitim Müdürü’nün  “doğum günü kutlaması” yazısını kendi iradesi ile yazıp uygulamaya koyduğunu söylemek “eşyanın doğasına aykırı” bir değerlendirmedir. Bu etkinliğin Milli bayramlardaki kutlamalara sınırlama ve yasaklama getiren Führer’in bilgisi dâhilinde olduğu sanırım tartışılmaz bir olgudur.
Peki, Hitler’in sonu ne oldu?
“Führer”, Sovyet askerlerinin Berlin’e girişinden kısa süre sonra 30 Nisan 1945’te sığınağında intihar edip tarihin çöp sepetinde hak ettiği yere yuvarlandı…
Hitler dâhil hiç bir faşist savaşarak ölmemiş, hemen hepsi ya intihar etmiş, ya da ülkelerinsen kaçmışlardır. . Aslında bu ulus önünde yargılanmaktan kaçışın bir sonucudur. Tarihteki diktatörlerin çoğu emperyalist güçlerin maşası olma görevlerini yerine getirmiştir. Kendilerine biçilen rol sona erince, sahipleri tarafından bir paçavra gibi tarihin çöp sepetine atılmışlardır.
Tarihin bu şaşmaz yargısının Türkiye’de değişmeyeceği kaçınılmazdır.. 21Şubat 2016 Isparta

Mahmut ÖZYÜREK