17 Haziran 2015 Çarşamba

AKP, neden meşru değildir?




Ahmet Davutoğlu, yine temelsiz iddialarla süslü bir konuşma yaptı. Yanlışları düzeltmek bizim işimiz..

DAVUTOĞLU: Bizimle koalisyon kurmaya niyet edecek olanlar ya da bu düşünce içinde olanlara ilk çağrımız, yumruklarını çözsünler, silâhlarını, baltalarını gömsünler. Yumruklarınızı çözün, bu ülkenin geleceğini hep beraber konuşalım.

YORUM: Başbakan, siyasi rakiplerinin, kendilerine yumruk gösterdiğini kabul ediyor. Sormak gerekir; bugüne kadar muhalefeti az mı yumrukladınız? Ergenekon, Balyoz ve Casusluk diye subaylara ve aydınlara az mı kumpas kurdunuz? Az mı muhalif genç öldürttünüz? Şimdi kimsenin sizinle koalisyon kurmak istemediğini görüyorsunuz ama bunu da ters çevirerek anlatıyorsunuz.

*  *  *

DAVUTOĞLU: Tartışmasız şekilde AK Parti’nin en büyük övünç duyduğu husus olarak dikkatinizi çekmek istiyorum; bizim dönemimizde demokrasi işletilmiş, millî iradenin tecellisi konusunda AK Parti iktidarının sağladığı imkânlarla seçimler gerçekleştirilmiştir.

YORUM:: Davutoğlu, neredeyse, “Çok partili siyasi hayata geçişi de biz başlattık” diyecek! AKP, demokrasiyi, devlet imkânlarını parti çıkarları için kullanmak ve seçmene rüşvet vermek zannediyor. Cumhurbaşkanı’nın tarafsızlığı bırakıp, devlet parasıyla iktidar partisi lehine kampanya yaptığı bir seçim meşru olabilir mi? Bir terör örgütüne teslim edilen bölgede yapılan seçim, meşru olabilir mi? Hangi millî irade?

DAVUTOĞLU:: Şu anda Türk siyasetini yönlendirme, yönetme kapasitesine, hükümet etme anlamında da en kapsamlı meşruiyete sahip parti, yegâne parti AK Parti’dir.

YORUM: Seçim bildirgenizde, “Anayasa’da etnik vurgu olmayacak” diyerek “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes Türk’tür” maddesini kaldıracağınızı vaat etmediniz mi? Bir il başkanınız, “AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk” demedi mi? Türklüğü kabul etmeyenlerin, “Türk siyaseti”ni yönlendirmeye ne hakkı olabilir? “Türk Milleti”ni reddedenlerin meşruiyeti de yoktur.

* * *

DAVUTOĞLU:: Orta Doğu’daki halklar, Türkiye’nin başarı hikâyelerinden de esinlenip “Arap Baharı” olarak adlandırılan gelişmeleri başlattı. Türkiye’deki onurlu duruşun etkilerinden ve bunun getirdiği sonuçlardan korkan, çekinen çevreler, Orta Doğu’daki demokrasi rüzgârının önünü kestiler.

YORUM:Araplar, Türkiye’yi örnek almadı. AKP iktidarı, ABD’nin koordinatörlüğünde İslâm Dünyası’ndaki sivil toplum kuruluşlarını 2005 yılında İstanbul’da topladı. Bu örgütlere Amerikan parası dağıtıldı. Yani Arap Baharı, bir CIA operasyonudur. Ancak Mısır’da hareket kontrolden çıkınca darbeyle bastırıldı.

DAVUTOĞLU:: Bu mesele, 100 yıl sonra yazıldığında Türkiye’deki demokrasi rüzgârının, Orta Doğu’daki demokrasi rüzgârıyla nasıl bütünleşik yürüdüğünü ama nasıl Orta Doğu’daki demokrasi rüzgârını kesenlerin Türkiye’de demokrasiye darbe vurmak için ne plânlar yaptığını açık bir şekilde görecekler.

YORUM:: Bu mesele 100 yıl sonra; “Tayyip Erdoğan, kendisine ABD Başkanı tarafından verilen ve Türkiye dahil 22 İslam ülkesinin haritasını değiştirmeyi öngören Büyük Orta Doğu Projesi eş başkanlığı görevini bir an için unutarak ‘Müslüman Kardeşler Enternasyonali’ kurmaya heves etti. ABD ise hem Arap Baharı’nı sona erdirdi hem de AKP iktidarını, kurduğu IŞİD, El Nusra gibi örgütlere lojistik destek vermesini sağlayıp, Libya ve Suriye’yi parçalamaya, Suriye’nin kuzeyinde Türkmenlerin tasfiyesi ile bir Kürt koridoru açtıracak operasyonları desteklemeye, Güneydoğu’da “alan hâkimiyeti”ni terör örgütüne bırakarak, kantonlar kurdurmaya ve seçimlerde PKK’nın barajı aşmasını sağlamaya, böylece Büyük Kürdistan’ın sınırlarını çizmeye, bir taraftan da karnını doyurduğu Türkleri önce “Yeni Osmanlı” sonra “Yeni Türkiye” diye aldatarak, sınırların olmadığı, özerk bölgelerden oluşan, İsrail’in yönettiği bir Orta Doğu Konfederasyonu kurmaya mecbur ve memur etti” diye yazılacak..

KÜRESEL ÇETE EMRETTİ: “FABRİKALARI SAT! VE BİR DAHA SAKIN FABRİKA KURMA!”



Gençlerimizi aldatma amacıyla Osmanlı hakkında gerçek dışı hikâyeler uyduranlar, Osmanlı’dan bize çok büyük bir miras kaldığını söylerler.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlara Osmanlı’dan kalan mirasın bir bölümünü çok kısa olarak özetliyorum:

• Hastanesi, sağlık ocağı, doktoru, hasta bakıcısı, ebesi, eczanesi, ilacı olmayan bir Anadolu.
• Üniversiteleri, liseleri, ortaokulları, ilkokulları bulunmayan, toplam 12,5 milyon nüfusun sadece yüzde üçünün okur-yazar (Arap alfabesiyle) olduğu bir Anadolu.
• Sanayisi, fabrikaları, işletmeleri olmayan, madenleri yabancılar tarafından işletilen bir Anadolu.
• Başı bitli, gözü trahomalı, sıtmalı, veremli, frengili ve uyuz milyonlarca hasta insan.
• Hiçbir köyünde temiz, sağlıklı bir helâ bulunmayan bir Anadolu.
• Yabancı devletlere ödenecek 500 milyar dolar Osmanlı borcu.

Böyle bir mirası devralan Atatürk Türkiyesi, 1929 – 1939 döneminde neler başardı:

Ulusal Gelirin Büyüme Hızı Yılda: % 7,4
Sanayide Büyüme Hızı Yılda: % 9,6
Tarımda Büyüme Hızı Yılda: % 7,6
Enflasyonun Yıllık Ortalaması: - % 2
(Yani, Türk parası değer yitirmemiş, değer kazanmış)
Dolar Karşısında Türk Lirasının Kaybı: - % 1,8
(Yani, Türk lirası Dolar karşısında değer yitirmemiş, değer kazanmış)

1939’dan sonra, günümüze kadar, Türkiye bir daha bu değerlere ulaşamadı.

Sonradan adına KİT (Kamu İktisadi Teşebbüsleri) adı verilen fabrikaların ve işletmelerin temelleri de Atatürk Türkiyesi’nde atıldı.

1929 – 1939 sürecinde Türk milleti onurlu ve şerefli bir yaşam sürdü, yani hiç kimsenin buyruğu altına girmeden tam bağımsız, kendi ayakları üzerinde yürüdü.

Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya girmesiyle, Küresel Çete pençesini Türkiye’ye geçirdi.
1960’dan sonra Küresel Çete’nin yönetimi ve denetimi altına almadığı devlet kurum ve kuruluşu, medya, üniversite, sivil toplum örgütü kalmadı. Şanlı Türk Ordusu da Küresel Çete’nin yönetim ve denetimine girdi.

1980 yılında Küresel Çete, Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine şu emirleri verdi:

• Elindeki tüm fabrikaları, sanayi kuruluşlarını SAT!
• Ve bundan sonra, sakın ola fabrika KURMA!

Küresel Çete’nin bu emirleri şu siyasi partiler tarafından hemen kabul edildi:
ANAVATAN, CHP, SHP, DSP, DYP, MHP, AKP.

Küresel Çete’nin bu emirleri, şu siyasi aktörler tarafından eksiksiz uygulandı:
Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer, Abdullah Gül, Recep Tayyip Erdoğan, Bülent Ulusu, Yıldırım Akbulut, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Tansu Çiller, Ahmet Davutoğlu.

Yoksul Türk halkının 75 yılda, dişinden tırnağından artırıp da kurduğu fabrikalar ve sanayi işletmeleri, limanları ve tarım toprakları özelleştirme adı altında elinden alındı!
Ve bir daha hiçbir hükümet sanayi yatırımı yapamadı, fabrika kuramadı!
Daha da acısı:
Küresel Çete’nin yönetim ve denetimi altına giren Türkiye’de, artık hiçbir hükümet fabrika kuramaz!
Peki, sanayi yatırımları yapmadan, yani fabrikalar kurmadan işsizlik nasıl önlenecek? Yeni yetişen gençlerimiz nerelerde iş bulup çalışacak?

Size bu gerçekleri söyleyen, bu soruları sorup yazan bir gazete, bir köşe yazarı, bir televizyon programcısı var mı?
Benim bu yazdıklarımın doğruluğunu tartışmak isteyecek olanlara, GELİN YÜZLEŞELİM diyorum!
Yüzleşelim ve halkımız gerçekleri öğrensin.

Küresel Çete’nin “Sanayi üretimi yapacak fabrika kuramazsın!” emrinin hâlâ yürürlükte olduğunu şu somut örnekle vurgulamak istiyorum:

Hem başbakanlık döneminde hem de şimdi Cumhurbaşkanı olarak Recep Tayyip Erdoğan yaptığı seçim mitinglerinde, kapalı salon konferanslarında hep şunu vurguladı.
Binlerce kilometrelik çift yönlü yollar yapmışlar, çok sayıda havalimanları, köprüler, alt-üst geçitler kurmuşlar.
Elbette bunlar başarılı yatırımlardır.
Ancak Recep Tayyip Erdoğan, hiçbir yerde bir kere olsun, şu sanayi fabrikalarını kurduk, buralarda şu kadar işçimiz çalışacak, diyemedi!
Niçin diyemedi?
Çünkü hiçbir sanayi yatırımı yapmadı, hiçbir fabrika açmadı da ondan!
Küresel Çete, sanayi yatırımı yapmasını yasaklamıştı!
Küresel Çete’nin buyruğu altında olan Recep Tayyip Erdoğan, sanayi yatırımları yapamadı, fabrikalar kuramadı!
En ağır biçimde Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştiren muhalefet parti liderleri de bu konuda ağızlarını açmadılar. “Ey Recep Tayyip Erdoğan! Niçin sanayi yatırımları yapmıyor, fabrikalar kurmuyorsun?” diye sormadılar.
Soramadılar, çünkü kendileri de tıpkı Recep Tayyip Erdoğan gibi, Küresel Çete’nin buyruğu altındaydılar!

Yılmaz Dikbaş
16 Haziran 2015 Salı
dikbas@kalinka.com.tr
0532 233 31 52

16 Haziran 2015 Salı

Bilderberg, CHP, AB, Devlet Bahçeli ve MHP



Yaşadığımız gezegende 300 ailenin çarpık ve sapık amaçları için insanları köle gibi gütmek üzere örtülü bir teşkilatlanmaya gidilmiştir. Gizli dünya hükümeti olarak da adlandırılabilecek bu oluşum, kimi zaman hükümetlerin içinde, kimi zaman yanında, kimi zaman ensesinde, kimi zaman da üzerindedir. Bu yapılanmanın ayrıntıları bu yazının konusu olmamakla birlikte, Bilderberg’in bu oluşumun en alt basamağı olduğunu söyleyebiliriz.
İsmini 1954 yılında ilk kez düzenlenen toplantıya ev sahipliği yapan Hollanda’daki Bilderberg otelinden alır. Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki bağları güçlendirmek için yola çıktığını ilan etmiştir. Ancak Avrupa’daki ulusçuluk fikirlerini kademe kademe aşındırarak, kendi denetiminde birleşik bir Avrupa yaratmak için çaba sarf etmiştir. İngiliz ulusçuluğun kalesi kabul edilen Lordlar Kamarası 1988 yılında bunlar tarafından dağıtılmıştır. Ulus devletlerin yıkılması, küresel düzeyde sermaye ve mal dolaşımı için tüm engellerin ortadan kaldırılması temel hedefleri arasındadır.
Bilderberg grubu yılda bir kez toplanır. Finans kapital ve silah sanayinin çıkarları doğrultusunda dünyanın nasıl yönlendirilebileceğine dair politikalar saptanır. Toplantı görüşmeleri ve çıkarılan sonuçlar gizlidir ve asla kamuoyu ile paylaşılmaz. Hiçbir katılımcı görüşme içeriğini açıklayamaz; aksi halde özel cezalandırma mekanizmalarının muhatabı olur!
Türkiye gibi ülkelerden,işlerine yarayacak siyasi partilerin ve oligarşik yapıların temsilcileri davet edilir. Geçmişte AKP’li ya da AKP’ye yakın Ali Babacan, Cengiz Çandar, Fehmi Koru gibi mümtaz şahsiyetler (!) davet ediliyordu. Bu yıl ise CHP’den Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke ile milletvekili İlhan Kesici davet edildi.
Peki, bu ne anlama geliyor? Emperyalist merkezler ve küresel çeteler Türkiye ile ilgili sinsi emellerini gerçekleştirmek için artık yeni CHP’yi bir vasıta olarak görüyor! Yıkıcı ve bölücü projeler bundan böyle yeni CHP üzerinden yürütülecek! Bu nedenle, tüm yurtseverler, oylarını CHP’ye verenler bile projektörlerini bir an olsun yeni CHP üzerinden ayırmamalı! Bu parti Türkiye’ye her an bir gol atabilir!
Bilindiği gibi Avrupa Parlamentosu son dönemlerin en sert belgesi olan 2014 Türkiye İlerleme Raporu’nu 94’e karşı 432 oyla kabul etti. Ermeni soykırım yalanını savunan, Kıbrıs’ta Türk askerini geri çekilmeye davet eden rapor, AKP hükümeti tarafından bile “kabul edilemez” bulundu!
AB Dışişleri Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Federica Magherini, seçim sonrasında Türkiye’deki liderlerden Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Selahattin Demirtaş’ı arayarak tebrik etti. Bayan Magherini, MHP lideri Devlet Bahçeli’yi ise aramadı!
Devlet Bahçeli, seçim sonrasında en tutarlı ve en sorumlu demeçleri vererek kendisini TBMM’deki diğer liderlerden farklı bir konuma koydu. Kırmızıçizgilerini net bir şekilde belirledi: “Bir ihanet süreci olan açılıma son!” “Tayyip Erdoğan’ın Anayasal çizgiye çekilmesi!” “17-25 Aralık dosyasının yeniden açılması!”
AB emperyalizmi ise küstah, kibirli ve saygısız tavırlarına bir yenisini ekleyerek, milli birlik ve beraberlik yönündeki tavrı nedeniyle Bahçeli’yi hedefe koydu! Açılım ve bölünme projelerine destek veren liderleri bağrına basan bağnaz Avrupalı, ülke bütünlüğünü savunan liderlere aklınca gözdağı veriyor.Aslında Avrupa’nın bu hareketi Devlet Bahçeli’nin ülke içindeki saygınlığını artıran bir girişim olmuştur. AB, ülkedeki bölücülük (HDP/PKK desteği) ve gericiliğin (cemaat ve ılımlı İslam desteği) en büyük hamisi olduğunu her vesile ile gösteriyor.
Türkiye ve Türk düşmanlığını bir alışkanlık haline getiren, Ermeni yalanında kendi hukukunu bile çöpe atan çirkin Avrupalı, maalesef hâlâ bazı çıkar odakları tarafından medeniyet projesi (!) olarak pazarlanıyor!
TBMM içindeki partilerden sadece MHP ve lideri Devlet Bahçeli açılım ve bölünme politikalarına karşı çıkıyor. Bu konuda en radikal parti, sırtını emperyalist merkezler ve Bilderberg gibi küresel gizli örgütlere dayayan yeni CHP! HDP’yi (PKK) arkasına alarak açılım bayrağını dalgalandırmak, Güneydoğu’ya en geniş anlamda özerklik getirmek istiyor. Bu konuda AKP’den bile bir adım önde!
Ülkemizin içinde bulunduğu olağanüstü ağır koşullarda en öncelikli mesele, sanıldığı gibi ayakları yere basmayan bir hükümet kurmak değil, emperyalizmin dayattığı bölünme sürecini en az kayıpla savuşturmaktır. Sistem aslında,“ülke hükümetsiz kalmamalı!”söyleminin arkasına gizlenerek, bir bölünme hükümeti dayatmak istiyor! Ülkemizde onlarca hükümet kuruldu; yine kurulur. Ama ülke bölünürse, kurulacak hükümetlerin bir anlamı kalmaz!
Seçim sonucunda bir husus gözden kaçırıldı. PKK (HDP) her ne kadar hükümet kurmak için anahtar konumdaysa, MHP de bölücülük politikalarını engelleme konusunda kilit konumdadır. AKP’yi ve özellikle CHP’yi frenleme görevi MHP’nin üzerindedir. Bölücü bir rota için geriye tek bir olasılık kalıyor: “AKP-CHP Koalisyonu!” Böyle bir girişim ülkenin tüm milli güçleri devreye sokularak mutlaka engellenmelidir. Böylece emperyalist merkezler ve küres el çetelerin hevesleri bir başka bahara kalır!
TBMM dışında Vatan Partisi vatan nöbetindedir. TBMM içinde vatan nöbetini MHP kararlı bir şekilde, ABD ve AB’ye hiçbir taviz vermeden sürdürdüğü takdirde, AKP ve CHP’nin yurtsever seçmenlerinin ve parlamento dışı güçlerin de koşulsuz desteğini alacaktır.Çünkü AKP ve CHP’li seçmenler ülkenin bölünmesi için oy vermediler! Ve ilk seçimde bu büyük Millet MHP’ye, vatan nöbetinin karşılığını KDV’si ile birlikte fazlasıyla ödeyecektir.
MHP ve Devlet Bahçeli, tarihin kendilerine yüklediği bu ağır vazifeyi, yüksek bir sorumluluk bilinci ile başarı ile yerine getirmek zorundadır. Aksi halde, bunun vebali ağır olur!

Amiral Soner Polat
ulusalkanal.com.tr
spolat102@outlook.com

14 Haziran 2015 Pazar

SEÇİMİ KİM KAZANDI?




7 Haziran 2015 Pazar günü Türkiye’de yapılan Milletvekili Genel Seçimlerini “KÜRESEL ÇETE” kazandı.
Küresel Çete’nin kimlerden oluştuğunu ve gücünün boyutlarını çok kısa olarak özetleyelim.
Aşağıda adları yazılı kurum ve kuruluşları, yönetimi ve denetimi altında tutan gücün adı, Küresel Çete’dir:
• ABD Merkez Bankası (FED).
• Pentagon: ABD’nin Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmayı.
• NATO.
• ABD Kongresi: Senato ve Meclis’in toplamı.
• Başta CIA olmak üzere Amerikan gizli istihbarat servisleri.
• Siyonist Yahudi kurum ve kuruluşlar.
• ABD’deki büyük banka ve bankerler.
• IMF (Uluslar arası Para Fonu).
• Başta New York’taki Wall Street olmak üzere ABD ve Avrupa’daki borsalar.
• Kredi Değerlendirme Kuruluşları: Moody’s, Standards & Poor’s, Fitch.
• Tüm dünyaya haber yayma ağları: Associated Press (AP) ve Reuters.
• Başta New York Times, Herald Tribune, Wall Street Journal ve Washington Post olmak üzere en büyük Amerikan gazeteleri.
• Yalnız ABD’de değil, tüm dünyada en çok izlenen televizyon kanalları.
Avrupa Birliği (AB) de Küresel Çete’nin bir siyasi ve ekonomik yapılanmasıdır.
Dünyadaki tüm gelmiş geçmiş çeteler gibi, Küresel Çete de gerekli gördüğünde silah kullanır, terör estirir, mafya yöntemleri uygular, büyük soygunlar ve toplu katliamlar düzenler. Afganistan, Irak, Libya ve Suriye’deki soygun ve toplu katliamlar bunun örnekleridir.
Küresel Çete’yi en tepede şu örgütler yönetir: CFR (Dış İlişkiler Konseyi), Bilderberg ve Trilateral. Bu örgütlerde ezici çoğunluk Siyonist Yahudilerdedir.
CFR ve Bilderberg’in Türkiye’de de temsilcileri bulunmaktadır.
Ürkütücü bir deyim olan “Çete” sözcüğünün kullanmasını engellemek isteyen sömürgeci çakallar, “Küresel Sermaye” deyimini piyasaya sürmüşlerdir.
Oysa işin aslı, matematiksel olarak şudur:
Küresel Çete = Küresel Sermaye
Peki, Küresel Çete ile 7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimlerini nasıl ilişkilendiriyoruz?
Seçimler sonucunda Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne giren AKP, CHP, MHP ve HDP’nin tümü de Küresel Çete’nin vesayeti altındadırlar.
Bu partiler, Küresel Çete’nin vesayeti altına zorla girmiş değillerdir.
Bu siyasi partiler, gönüllü olarak Küresel Çete’nin vesayeti altına girmişlerdir.
AKP, CHP, MHP ve HDP’nin Küresel Çete’nin vesayeti altında olduğunu somut olarak ortaya koyan gerçekler şunlardır:
• Bu partilerin tümü, ABD’cidir.
• Bu partilerin tümü, AB’cidir.
• Bu partilerin tümü, NATO’cudur.
• Bu partilerin tümü, Siyonist Yahudi kurum ve kuruluşlarla içli dışlıdır.
• Bu partilerin tümü, IMF’cidirler.
• Bu partilerin tümü, Özelleştirmecidirler. Özelleştirme; Küresel Çete’nin gelişmekte olan ülkelerin soyulması amacıyla tasarlayıp uyguladığı bir yıkım projesidir.
7 Haziran 2015 Milletvekili Genel Seçimleri sonucu TBMM’ne giren siyasi partilerin tümü Küresel Çete’nin vesayeti altında olduğuna göre, seçimleri Küresel Çete’nin kazanmış olduğunu söylemek, gerçeğin ifadesidir.
Küresel Çete’nin vesayeti altındaki AKP, CHP, MHP ve HDP, aralarında ne tür bir hükümet kurarlarsa kursunlar, kurulacak olan hükümet Türk milletinin değil, Küresel Çete’nin çıkarlarını koruyacaktır.
Oylarıyla Küresel Çete’nin vesayeti altındaki siyasi partileri TBMM’ne sokan ATATÜRKÇÜLER bir kez daha YENİLDİLER!
Türk milletini, Küresel Çete’nin vesayeti altından Kemalistler, Milli Güçler kurtaracaktır.
Türk milleti, er ya da geç, bağımsızlığını ve egemenliğini mutlaka eline geçirecektir, bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın!
Yılmaz DİKBAŞ