3 Kasım 2014 Pazartesi

Y-CHP'DEKİ ÇÖZÜLME!..



Gerçek bir Cumhuriyet kadını olduğunu defalarca kanıtlayan Emine Ülker Tarhan, büyük umutlarla geldiği CHP'den, derin bir umutsuzluğa düşerek ayrıldı. Emine hanım derdini dört cümle ile özetleyerek gitti: Cumhurbaşkanlığının adeta iktidara hediye edilmiş olmasından ders çıkartılmamış olması, bu konunun tartışılacağı kurultayın koltuk kapma yarışına dönüştürülmesi, kritik dönemlerde yapılan sorumsuz çağrılar, tutarsız tezkere söylemleri ve halkın duyarlılıklarının kopuk muhalefet. Ne yazık ki, hepsi de doğru,  hepsi de yerinde tespitler...
CHP'ye oy veren 11 milyon 270 bin seçmenin dört gözle istifasını beklediği Kemal Kılıçdaroğlu (KK) ise kaldı. Bu konudaki görüşünü soran gazeteciye sadece bir kelimelik açıklama yaptı: “Bekliyorduk”...
O kadar yani!.. Grup Başkanvekilliği yapmış bir milletvekilinin istifası karşısında söyleyebileceği başka söz yok. Anlaşılıyor ki, 1 milyon 32 bin 639 CHP üyesi, istifa etmeden, KK da istifa etmeyecek!.. Karga gibi tepemizi gagalayıp duracak. Kılıçdaroğlu, bu kararını  “Ben eğer anlamlı bir oy kaybı yaşatırsam giderim” cümlesiyle daha önce ağzından kaçırmıştı zaten... Bu aşamadan sonra onurlu davranmaya çalışıp istifa etmeye kalkışsa da onu bu makama getirenler izin vermezler! Zira birlikte başladıkları operasyonu birlikte tamamlayacaklar... Bu ağır "görev" karşısında; KK'nın durumu PKK liderinden çok farklı değil... Her ikisinin de davul boyunlarında, tokmak başkalarının elindedir...
Vaktiyle antiemperyalist, antifaşist ve Marksist bir çıkış yaparak kurulan PKK, sonunda “Biji Serok Obama” sloganını atma noktasına kadar gelmiştir. (1) İçerisine düşürüldükleri bu rezil durum; bugüne kadar bulundukları ve bundan sonra bulunacakları safı da göstermektedir. Bununla birlikte Öcalan'ın, PKK için sorguda yaptığı “enstrüman”  benzetmesinin ne kadar gerçekçi olduğu bir kez daha ortaya çıktı. “Solcu” olduğu iddiası ile örgütlülüğünü bugünlere taşıyan PKK, meğer ABD'nin ve diğer küresel güçlerin elinde bir oyuncak, sadece bir silah imiş!..
Aynı şekilde, Yeni CHP de bu tezgâhın bir parçası olarak planlanmıştır. Baykal'ın Antalya'da Kılıçdaroğlu ile birlikte kahvaltı yapması, küresel güçlerin henüz öne sürmediği kanıtlara ve bu şantaj tehdidi yüzünden olsa gerekir ve Baykal'ın ne kadar zor durumda olduğuna işaret eder. Belli ki, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan gibi milli hassasiyetleri öne çıkan az sayıda milletvekili, tahammülün son sınırına kadar gelmişlerdir. Düşünebiliyor musunuz, Atatürk'ün partisinde, CHP'nin “ağır top”larından Atilla Kart: “PKK ve PYD'nin Türkiye Cumhuriyeti ile olan ihtilafları ayrı bir konudur. Fakat orada bir ölüm kalım savaşı veren, hak ve hukukunu korumaya çalışan bir Kürt halkı var. Dolayısıyla bu noktada PKK ya da PYD üzerinden söylem geliştirerek oraya sahip çıkmamak, destek vermemek kabul edilemez” diyebiliyor... Ne günlere kaldık ne günlere diyemiyoruz artık. Kart, bizim cephenin bir adamıydı -Sivil Kürtler Türkiye'ye sığındığı tartışmasızdır- demek ki, artık Türkiye Cumhuriyeti'nin PKK'ya sahip çıkmasını ve Türk Ordusu'nun PKK yanında savaşa girmesini istiyor!..
Bu noktaya getirilen bir partide Emine Hanım gibilerinin elbette ki işi olamaz!.. Partide kalıp mücadele etmesini öğütleyenlerin ise aklına şaşarım. Çünkü onlar, KK ile birlikte “parti içi demokrasi”nin tamamen yok edildiğini ve seçimle yönetime gelecek olanların şansının, işgal ile gelen bir oligarşi çetesine verildiğini bilmezler! Bu yüzden bu yaldızlı sözleri çöpe gider!..
İşin en can yakıcı yanı; son kurultayda; “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'na konulan çekinceleri kaldıracağız” diye taahhütle bulunan Dersimli Kemal'in, Öcalan'dan daha tehlikeli ve güvenilmez bir adam olduğudur!.. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın bazı maddelerine konan çekinceleri kaldırmak; yerel yönetimlere PKK'nın direttiği, “idari ve mali özerklik” tanımak anlamına gelir. Bu yüzden halk, muhalefetin bu ihanetinden korkmuş ve  AKP'yi, bütün yolsuzluklarına rağmen iktidarda tutmuştur. KK parti yönetimine taşıdığı isimlerle birlikte; güven telkin etmeyen, ikiyüzlü, yanar-döner, kaypak ve güvenilmez bir adam olduğunu defalarca göstermiştir. Y-CHP Milletvekili Bülent Kuşoğlu, TBMM'nde düzenlediği basın toplantısında; 17 ve 25 Aralık süreci dikkate alındığında, yolsuzluğun boyutunun GSMH’nin yüzde 20'sine çıktığını kaydetmiştir. Bu kadar büyük boyutta yolsuzlukların olduğu bir ülkede, yolsuzluk olaylarını sırf muhalefet dile getirdiği için halk hiç birine inanmamış ve iktidarı adeta aklayarak ödüllendirmiştir!.. Bu olay bile başlı başına parti yönetiminden çekip gitme nedeniydi! Ama utanmazlar direndiler. Kimse halkı, cahil ve ahmak yerine koymasın!.. Gerçek budur...
Alın size bir rezil daha: Bugüne kadar gerçek düşüncelerini gizlemeyi başaran Yeni CHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Cumhuriyet Bayramı nedeniyle düzenlenen törene çelenk koyduktan sonra, peşmergenin Habur gösterisine gösterilen tepkiler üzerine; “Umarım çözüm sürecinden dönüş olmaz” diyebilmiştir... Ağbaba'nın da bütün derdi: “Çözüm süreci”nin bitmemesidir... O da TSK'nın Ayn el Arab'ta (Kobane) PKK'nın yanında savaşmasında bir sakınca görmemektedir... Al birini vur ötekine...
Bu kafayı taşıyan başta KK olmak üzere; Yeni CHP yöneticilerini, yeniden oy verip TBMM'ne taşımak en büyük “gaflet, dalalet ve hatta ihanet”tir!.. CHP tabanı bu büyük yanlışa bir daha düşmemelidir. Bu nedenle vakit geçirmeden mutlaka bir alternatif yaratıp,  seçime bağımsız bir parti çatısı altında girmek gerekir...
***
Kürtlerin temsil etme iddiasında bulunan kişi ve örgütler, 30 yıldır okulları yakarak ve bu tavırları ile Kürt çocuklarının okumasını engellemek suretiyle, cahil kalmalarına neden olmuşlardır. Bu tespiti bir tarafa kaydedelim. Çünkü küresel güçlerin piyonları olan bu örgütlerine, verilen emirleri sorgulamadan yerine getirecek cahil askerler lazımdır... Terör örgütü PKK, hiçbir dönemde Kürtlerin can düşmanı olan feodalizmle mücadele etmemiştir. Bu önemli tespiti de diğerinin yanına not edelim. PKK tam aksine, feodalitenin daha da yerleşmesine neden olacak şekilde,  feodal beylerle işbirliği yapmıştır...
Gerçekte Kürt halkının, Türklerden ve diğer halklardan farklı veya onlarla ilgili bir sorunu hiç bir zaman olmamıştır!..
Sorun, Anadolu'da yaşayan diğer halkların da ortak sorunudur ve sınıfsal temeldedir. Doğrudan üretim ilişkilerinden kaynaklanmakta olan bu sorunlar; küresel güçler tarafından sürekli kaşınmakta ve istismar edilmektedir. En doğru şekilde; emek-sermaye, sömüren-sömürülen düzleminde tanımlanabilirler. Sınıfsal sorunlar, sadece Kürtlerle değil, Türkiye'de yaşayan bütün halkların alt tabakaları ile egemen sınıflar arasında var olmuş ve bugünlere gelmiştir...
Dolayısıyla Kürtlerin “özerklik”, “federasyon” veya “bağımsızlık” gibi talepleri ile çözülebilecek bir sorunları yoktur denebilir!.. Bu fikrin doğruluğunu ve Kürt hareketlerinin yanlış yolda olduğunu gösteren en temel ölçüt; aşağıdaki soruya verilecek,  yanıtın içerisindedir...
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri için “özerklik”, “federasyon” veya “Bağımsız Kürdistan” isteyen PKK, acaba Anadolu'nun diğer kesimlerinde yaşayan Kürtler için nasıl bir  çözüm önermektedir?..
Temel soru budur!..
Bir an için Kürtlerin isteklerini elde ettiklerini var sayalım. Anadolu'nun batısında yaşayan Kürtleri, doğuda kurdukları “devlete” taşıyabilirler mi? Batıya yerleşen ve iş kuran Kürtler, böyle bir öneriyi kabul ederler mi? Kürtleri temsil ettiğini iddia edenler, bir sürü laf cambazlığı yaptıktan sonra, bu temel sorulara hangi cevabı verecekler? Batıdaki Kürtler, oradaki diğer halklarla kardeş gibi yaşayacaklar, doğudakiler için “Bağımsız Kürdistan” devleti kurulacak!..
Bu demektir ki, Türklerle Kürtlerin geçmişte olduğu gibi kardeş kardeş yaşamalarının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır!.. Öyle ya, batıda kardeş olan halklar doğuda neden düşman olsunlar?
Kürtlerin haklarını savunmayı bir "ödev" gibi üzerine almış olanların, başka söyleyebilecekleri sözleri yoktur... En doğru ve akıllıca çözüm; “Kürt sorunu” diye abartılan ve gerçekte sınıfsal olan bu soruna verilecek olan yukarıdaki yanıtın içerisindedir... O da tabii ki, Kürtlerin Anadolu'nun her köşesinde diğer haklarla kardeş kardeş yaşamasıdır. Tıpkı ortak tarihimizde olduğu gibi...
Üniformalarında ABD bayrağı,(2) ağızlarında “Biji Serok Obama” sloganı olan Kürtlerin tek kurtuluşu; emperyalistlerin ellerine tutuşturduğu silahları bırakarak, bölgedeki milli devletlere teslim olmaktır. Aksi halde, tarihin tekerrür edeceği kesindir. Kürtlerin uyanmasından sonra, bölge ülkelerinin birlikte geliştireceği stratejilerle doğal kaynaklarımızı sömürmeye gelen küresel güçlerin hiç şansı kalmayacaktır...
Ne yazık ki, AKP iktidarını sürdürebilmek, muhalefet partileri ise küresel güçlerin desteği ile iktidara gelebilmek için, bu çirkin oyunun içerisinde rol almışlardır!.. İşte Y-CHP'deki çözülme, bu ihanetin gün yüzüne çıkmış olmasındandır...
Av. Cemil Can
DİPNOTLAR:

31 Ekim 2014 Cuma

BAŞSAĞLIĞI


          
  BAŞSAĞLIĞI
Cumhuriyetimizin 91. Yılında ülkemiz;
 Cumhuriyetin kendini savunma hakkının gasp edildiği, 
Ülkenin sınırlarının kevgire dönüştürüldüğü, Ulusun yargısı, akademisi, meslek odası, sendikalarının Yeni-Osmanlıcı din taciri çeteler tarafından tahrip edildiği,
Yurttaşlarımızın devletsizleştirilerek sahipsizleştirildiği ve yaşam güvencelerinin kalmadığı,
Dışta ve içte güvenliğimizin sigortası olan askerlerimizin sokak ortasında kalleşçe katledildiği
İşçimizin düşük ücretle, güvencesiz ve her dakika ölümle burun buruna çalıştırıldığı
Maden işçilerimizin Somada gazla, Ermenek'te su ile boğulduğu,
Son olarak Yalvaçta Tarım işçilerimizin devrilen otobüsün altında ezilerek katledildiği,
İktidarıyla ve ülkemizin yıkıma sürüklenişini yalnızca seyreden muhalefetiyle; Siyaseti yalnızca egemenler için yapan, siyaset yaptıkça zenginleşip, diktatörleşenlerin, tüm bu cinayetleri “işin fıtratından” saydıkları bir yıkıma sürüklenmiştir.
 Bu süreçte gazla, suyla, bir lokma ekmek için otobüslerin altında kalarak veya sokak ortasında PKK'lı hainlerce katledilenlerin sorumluları; TBMM’de koltuklarını ve ceplerini şişiren binlerce TL’yi yitirmemek için Parti Lideri sözde diktatörlerin önünde el-pençe divan duranlardır.
Zenginleşmek için siyaset yapan, siyaset yaptıkça zenginleşen, halkı yalnızca seçimlerde hatırlayanlar tarafından Katledilen işçilerimize, askerlerimize, Tanrıdan rahmet, başta aileleri olmak üzere tüm ulusumuza başsağlığı diliyoruz.

YÖNETİM KURULU ADINA                          Mahmut ÖZYÜREK
                                                                          Ulusal Eğitim Derneği  
                                                                           Isparta Şubesi Başkanı

29 Ekim 2014 Çarşamba

ERMENEK’TE YAŞANAN FACİANIN SORUMLULARI !!!



ERMENEK’TE YAŞANAN FACİANIN SORUMLULARI !!!

Yalnız cumhuriyetin değil, cumhurun kendini savunma hakkının gasp edildiği
Cumhuriyetin Yıkımından madencinin payına Somada yanmanın,  Ermenek’te boğulmanın düştüğü,
İş cinayetlerinin işin fıtratından sayıldığı,
Siyasetin zenginler için yapıldığı,  siyaset yapanların zenginleştiği,
Siyasetçinin; kirli ve kanlı tezgâhın bıraktığı delilleri temizlemek için cinayet alanına koştuğu,
Bu ortamda göçmekte olanın birer emek cehennemine döndürülen maden ocakları değil, Cumhuriyet olduğu bu süreçte,
SOMA’DA OLDUĞU GİBİ, ERMENEK’TE YAŞANAN FACİANIN SORUMLULARI, özelleştirmeci, serbest piyasacı Egemenler, Avrupa Birliğinin kapısında nöbet tutan, NATO’dan barış bekleyen tüm siyasi partiler ve koltuğu kaybetmemek adına bu katliama, cinayete suskun kalan siyasetçilerdir.
ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ISPARTA ŞUBESİ

“Cumhuriyetimizin 91.Yılını, Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin doğum günün kutluyoruz



BASIN AÇIKLAMASI
Cumhuriyetimizin 91. yılına,
Sevr'i hortlatmak, Lozan’ı yok etmek için Türk Ulusal Bağımsızlık ve Aydınlanma Devrimine düşmanlık güden sömürgecilerle, Vahdettin'leri "ecdatları" sayan işbirlikçilerinin ihanetlerinin zirve yaptığı,
Başta ulus-devlet ve bağımsız Türkiye olmak üzere, 1923 Devrimini ortadan kaldırmak için uygun ortam yaratılmaya çalışıldığı, kurtuluş Savaşımızın tüm kazanımlarının yok edildiği,
Ülke ve ulusumuz için yaşamsal önem taşıyan“ Yurtta Barış, Dünyada Barış” ilkesinin tersyüz edilip “yurtta ve dünyada savaş” çığlıklarının atıldığı,
Eşkıya başına af,  yurttaşlarımızı birbirine düşman etmek amaçlı etnik ve mezhepsel ayrışmanın körüklendiği,  yerel yönetimleri Orta Çağın feodal beyliklerine dönüştürüp Türkiye’yi Selçuklu ve Osmanlı’nın çöküş dönemlerindeki “fetret” (yönetilemezlik) ortamına düşürme amaçlı yasaların peş peşe uygulamaya konulduğu, Hukuku ve adaleti katletmek için her türlü komplonun pervasızca uygulandığı,
 Bir siyasi iklim ortamında ulaştık.
Bu siyasal iklim ortamına gelmemizin nedenleri ve sorumluları ise bellidir.
İktidar ve muhalefetiyle Cumhuriyetle Kemalizm i birbirinden ayırarak, Kemaliz mi basit bir Batılılaşma veya çağdaşlaşma hareketi olarak algılayan ve halkın böyle algılamasına neden olanlar,
Kemalist Cumhuriyetin “emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşı sonunda çağdışı bir düzeni yıkarak yerine devrimci bir cumhuriyetin kurulması” olduğu tarihsel gerçeğini unutturanlar,
Atatürkçülüğün, özünde Kemalist cumhuriyetin savunuculuğu değil,  yalnızca laikliği, çağdaşlığı savunan göstermelik bir makyaj, devrimci tam bağımsızlık rotasından çıkartılmış düzenin savunuculuğuna indirgeyenler,
Türkiye’de gericiliği ayakta tutan esas gücün emperyalizmin varlığı olduğu, Emperyalizmi yıkmadan gericiliği ayakta tutan geri toplumsal ilişkileri ortadan kaldırmanın olanaksızlığı gerçeğini yadsıyarak, NATO’nun, Avrupa Birliğinin kucağına oturarak gericiliğe karşı mücadele verdiğini söyleyen sahte Atatürkçüler, Bu günkü siyasal iklime gelişimizden en az Atatürk düşmanı dinci gericiler kadar sorumludurlar.
Kısaca Atatürkçülüğün köhnemiş düzen, gericilik ve emperyalizmle ödün vermeden mücadele eden bir devrimci hareket olduğunu gerçeğini anlayıp anlatmayanlar,  Cumhuriyetle Kemalizm’i karşı karşıya getirerek, 6 Ok’un birlikte ve bütünlüklü olarak Cumhuriyet olduğunu gerçeğini görmezden gelenler sorumludurlar. 
Tüm bunlara karşın, Mustafa Kemal Atatürk öncülüğü ve önderliğinde, emperyalizme karşı verilen bağımsızlık savaşının sonucu olarak kurulan çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni Sevr’i hortlatmak, Lozan’ı yok etmek için çabalayan “çok zayıf beyinli bahtsızlar” bu cumhuriyetin kurucusu olan Türk ulusunun tüm ögeleri arasındaki yıkılmaz dayanışma karşısında yenilgiye uğramaları kaçınılmaz sonuçtur.  Kurtarıcımız ve kurucumuz M. Kemal Atatürk’ün söylemiyle; “Temeli büyük Türk milletinin ve onun kahraman evlâtlarından oluşan büyük ordumuzun vicdanında, akıl ve bilincinde kurulmuş olan cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan doğmuş ilkelerimizin, bir vücudun ortadan kaldırılması ile bozulabileceği fikrinde bulunanlar, çok zayıf beyinli bahtsızlardır. Bu gibi bahtsızların, cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde lâyık oldukları davranışla karşılaşmaktan başka talihleri olamaz.” (1926 İzmir suikast girişiminden sonra Anadolu Ajansı’na verdiği demeçten)
Bilelim ki Türkiye Cumhuriyeti, 91 yıl önce, şimdiki sultanlık heveslilerinin o günkü öncüllerince değil; doğudan batıya, kuzeyden güneye her dil, din, inanç ve kültürden gelen yoksul halkımızın Bağımsızlık ateşiyle kuruldu. O gün olduğu gibi bugün de ulusa ihanet içinde olanlar, bölgeyi vatansızlaştırmaya çalışanlara karşı aynı Bağımsızlık ateşi, Türkiye’mizin tek ve en büyük gücüdür. Bu duygularla Atatürk Cumhuriyetinin 91. Yılını, Bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin doğum günün kutluyoruz.
YÖNETİM KURULU ADINA;                                                            Mahmut ÖZYÜREK
                                                                Ulusal Eğitim Derneği 
                                                                   Isparta Şube Başkanı