26 Ekim 2014 Pazar

TÜRKLERDE “AVRUPA AŞAĞILIK DUYGUSU”NUN OLUŞMASI



 Osmanlı imparatorluğu dinsel esasa  göre kurulmuş bir Orta Ç imparatorluğudur.
İki yüzyıl içinde büyük askerî zaferler kazanarak 1555te Dünya Hâkimi olmuştur; O dönemde dünya,  Akdeniz ve çevresinden ibaretti.
*Aynı yüzyıl, İtalyada Rönesans  döneminin başladığı, Batı’nın Ortaç uykusundan uyandığı tarihtir; Batı’nın dünya görüşü altüst olmuş, kafaların içi değmeye başlamıştır.
*Rönesans’ta atılan adımlar, Osmanlı İmparatorluğunun  farkında olmadığı duraklamanın başladığını gösteren adımlardır.
* Antik Grek’in ve Kültürü’nün keşfi, Batı düşünce sistemini kökünden değtirmiş
*Matbaanın icadı, bilginin kitleye yayılmasını gerçekleştirmiştir.
*Batı düşünce sistemi, edebiyat, felsefe, plastik sanatların varlığı, aydınların  yüksek sosyetelerinde yaptığı çok faydalı eleştiri ve tartışmaları ile ortaya yavaş yavaş büyük bir Batı kültürü çıkmıştır.
*Sahne sanatları, Tiyatro ve Bale…düşüncenin mobil ifadesitiyatroya müziğin girmesi kiliseden halka inen konserler çok yanlı, büyük bir  Avrupa, Batı kültürü’nün bütün görkemiyle  ortaya çıkmasını sağlamıştır.
*Osmanlı İmparatorluğu böyle bir  gelişimin tümüyle dışındadır. Ortaçdan, dinsel esastan kopamamıştır.

Batı, yalnızca bu demek değildir.
*Barutun keşfi Okun, yay’ın, palanın, kılıç’ınsavaşlarda önemini kaybetmeye başlaması…
*Buharın icadı… coğrafî keşifler başka ülkeler başka maddelersömürgeciliğe geç...sömürgelerdeki zenginliğe sahip olmak
*Ticarî yolların değmesi, ekonomi diye bir bilimin varlığı ve etkinliği
* Fabrikalar, buharlı  gemiler…sanayinin, özellikle ağır sanayiinin kurulması…
*15’inci yüzyılda, 1444’de  matbanın icadından, başlayan duraklama ve 16..17..18..19 yüzyıllardaki Batı’ya kıyasla 400 yıl süren bir gerileme
* Savaş sanatının makineleşmesi, makine yapamayan Osmanlı sanayii, arka arkaya yapılan ve kaybedilen savaşlar sonucu
* İmparatorluğun parçalanması,  kaybedilen topraklardan
* Türk halkının ikinci Anayurdu;  Anadolu’ya çekilmesi…Akdeniz’i çevreleyen, Karadeniz’i Türk Gölü yapan büyük topraklardan ancak Anadolu topraklarının  kalmış olması…
* Çıkarılan etnik isyanlarla baş edemeyen, bu topraklardan kovulmuş, aşılanmış, bir çaresizlikten ötekine sürüklenen, acz içinde kalmış olmanın verdiği devamlı acılarla Kültür Avrupası’nın karşısında, askerî yenilgilerle, Avrupa aşılık duygusu  hücrelerimize kadar işlemiş, boynu bükük, zavallı kişiler olduğumuzu manen kabullenmişiz
*Bu topraklarda yaşayabilmek için Avrupalılaşma gereği ortaya çıkmış, vücuda uymayan elbiseler giyinilmiş
*her tür sivil ve askerî sanayi mamûlleri, satın alınma suretiyle sağlanmış
*Büyük bir Batı hayranlığı, tarihî  olayların oluşturduğu Avrupa aşılık duygusunu daha kökleştirmiştir.
Bu kısa yazıda büyük bir genelleme yaparak Batı karşısında 400 yıl süren gerileme sonucu doğan geri kalmışlığın Avrupa aşılık duygusunu nasıl yarattığını  gördük.
Gelecek yazıda bu kökleşmişılık  duygusunu işleyerek,  Batının bizi içerden çökertme çabalarına başvurduğunu göreceğiz.

Halûk Tarcan (CNRS- Paris)

BAŞSAĞLIĞI VE KINAMA



“Çözüm süreci” Emperyalist haydutların Türkiye’yi parçama projesidir. “Çözüm süreci’’  PKK’nın katliamlarına davetiye çıkarmaktadır. Bu gün Hakkari de kalleşçe şehit edilen üç fidanımıza Tanrıdan rahmet, Türk ulusuna başsağlığı diliyor, Onlarca  Mehmetçiğin eli kanlı PKK militanlarınca katledilmesine karşın suskunluğunu koruyan Genel Kurmay Başkanı ve tüm siyasileri kınıyoruz..


ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ISPARTA ŞUBESİ

25 Ekim 2014 Cumartesi

Cumhuriyeti Kuran Parti Eliyle Cumhuriyeti Yıkma Projesi



Önce su sözleri okuyalım. “Dersim coğrafyasında yaşanan olay, bir insanlık dramıdır. Bu bölgede yaşayan insanlar, o dönemin acılarını, o dönemin kaybolan hayatlarını, o dönemin ağıtlarını dinleyerek bugünlere geldiler. O dönemde yapılan çok ciddi, insanlıkla bağdaşmayan olaylar oldu.”
Bu sözler; “AKP’nin Dersim Katliamı konusunda aldığı tavır” veya “PKK terör örgütü elamanlarından birinin propaganda amaçlı” söylemi değil,  CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun TV’de yaptığı bir konuşmadan alınmıştır.
Sanırsınız’ ki Cumhuriyet yasalarına karşı, Seyit Rıza’nın çağrısı ile Yusufanlı, Kureyşanlı, Abbasuşağı, Bahtiyar, Haydaran aşiretleri ayaklanmamışlar, Türkiye Cumhuriyeti hükümetine Ültimatom göndererek, Jandarma dersimden çekilsin. Yeni köprüler yapılmasın. Yeni idari yapı oluşturulmasın. Silahlarına el konulmasın. Vergiler, hükümetle aşiretler arasında paylaşılsın dememişler. Sanki ayaklananlar Askeri birlik karargâhlarını, askeri karakolları basıp yüzlerce asker ve subayı şehit etmemişler, köprüleri havaya uçurmamışlar, Cumhuriyet adına yapılan okulları, hastaneleri yakıp yıkmamışlar. Ama O dönemde Türk ordusu bölgede “insanlık dramı” yaratmış!
Bu denli pervasızca bir yalan ve inkârı, Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı sapkınlardan duyduk ama CHP Genel Başkanından duymak isyan ettiriyor..
K.Kılıçdaroğlu bununla da kalmıyor, CHP’yi köklerinden kopararak karşıdevrimci bir çizgiye sürüklediğini "Ben Dersimli Kemal'im" diyerek Adeta Mustafa Kemal Atatürk’e ve Atatürkçülere meydan okuyor.
Dersim veya Tunceli,  yalnızca bir coğrafyanın adı değildir. Dersim; Ortaçağ karanlığının, ağalık şeyhlik, derebeylik rejiminin adıdır. Dersim; Seyit Rızadır, Şeyh Said’dir.
Tunceli; Cumhuriyetin, aydınlanmanın, Türk devriminin, Mustafa Kemalin adıdır.  
Atatürk ün Kurup yücelttiği partinin şimdiki genel başkanına “Atatürk mü Seyit Rıza mı” derseniz “yaşananların bir insanlık dramı” olduğunu söyleyerek Seyit Rıza’yı tercih ediyor..
Abartıyorsunuz diyenler olabilir. Ama dönemim Başbakanı RTE, “Dersim katliamı”!!! için devlet adına özür dileyince, Kılıçdaroğlu; kendisinin de özür dileyip dilemeyeceğini soran basın mensuplarına; “Dersim'in mağduru biziz, bir işin mağduru özür diler mi” “Özür dilemek yetmez tazminat da ödenmeli” (20 Kasım 2012) 
Peki, “Mağduru” Kılıçdaroğlu olan (Kılıçdaroğlu Dersim isyanına en başından beri katılan 3 aşiretten biri olan Haydaran aşiretindendir) olayın suçlusu kim olur? Mustafa Kemal Atatürk ve Türk silahlı Kuvvetleri…
Öyleyse soralım: Köklerini Atatürk’te değil, Seyit Rıza’da, Tunceli de değil, Dersimde arayan biri CHP Genel Başkanı olabilir mi?
Bilindiği üzere ne kadar Atatürk düşmanı, Cumhuriyet yıkıcısı varsa, doğrudan Atatürk’e saldırmak yerine Mustafa Kemal’in devletin yönetimine doğrudan egemen olduğu 1920-1940 arasında yapılan uygulamalara saldırırlar. Onlar saldırırlar da Haydaran aşiretinden “Dersimli Kemal” durur mu?
    "…Bizi hâlâ 1930'ların CHP'si gibi görmeyin. Dünya değişiyor, biz de değişiyoruz. Demokrasi ve özgürlüğü savunuyoruz"1930'ların CHP'si değiliz anadilde eğitimi tartışırız'  “Devlet dediğiniz aygıt, halkına baskı yapan aygıt değildir. Devlet artık 30’ların, 40’ların, 20’lerin devleti değil…”
Breh.. Breh.. Demek ki  30’ların, 40’ların, 20’lerin devleti, halkına baskı yapan aygıt”mış. Peki, bu aygıtın en tepesinde kim var? Mustafa Kemal Atatürk..
Ve CIA-NED bağlantılı, Soros fonlarıyla desteklenen TESEV’in kurucu üyesi olan Kılıçdaroğlu; Atatürk’ü, halkına baskı” yapmakla, insanlık dışı” olmakla suçluyor! “ halka zulüm ve işkence ” yapan bir Atatürk ve onun partisi CHP algısı oluşturmaya çabalıyor. Bu nedenle sık sık “1930'ların CHP'si değiliz” diyerek “reddi Miras” yaparak CHP’nin “Y-CHP” olduğunu söyleyerek, Kurtuluş ve kuruluş sürecine AKP sözcülerinden, Atatürk düşmanı “ihanet erbabı kalemlerden” daha fazla saldırıyor.
Şimdi de, Batman il kongresinde 2010 yılında yaptığı konuşmaya bakalım… Orada da bakın neler diyor:
   “Toplumsal barış için genel affı destekliyorum”
   Yani Türkiye’ye kan kusturan,40.000 yurttaşımızın kanları ellerinde olan azılı teröristlerin, bu bahane ile elebaşları olan APO’nun affını destekliyor. Desteklemekle kalmıyor “Habur otobüsünden inenleri, CHP otobüsüne bindiriyor”
Bir başka konuşmasında; “Milletlerin kendi tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini” söylüyor. Hangi tarihle yüzleşeceğiz? “20’lerin, 30’ların, 40’ların” tarihi ile. Peki, ne var o tarihte? Antiemperyalizm var, devrimler var, tam bağımsızlık var, Türk kimliği var. Demek’ ki Y-CHP liderine göre bu değerler “yüzleşilmesi gereken” değerler. Ama sıra Kürt ayaklanmalarla, Ermenilerin Türklere uyguladığı kıyım ve katliamlarla, İşgal güçlerinin ülkemizdeki soykırım ve yıkımı ile “yüzleşme” ye gelince Kılıçdaroğlu orada yok…
“Çözüme sonsuz kredi” veren, “Nazım Hikmet’i CHP hapse attı, Sabahattin Ali’yi CHP öldürttü” diyen, “AKP ile mücadele ederken ben kendimi 1930’lu- 1940’lı yılların CHP’si ile mücadele ediyormuş gibi hissediyorum” diyerek, Atatürk dönemini bu günkü AKP iktidarı dönemiyle eşdeğer gören bir kişi, adı, unvanı, makamı, ne olursa olsun, bırakın CHP Genel Başkanlığını, CHP parti binasının önünden bile geçemez.
Şimdi CHP’li dostlarımıza soralım..  Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu CHP ile , bu günkü AKP yi aynı gören, “AKP ile mücadele ederken ben kendimi 1930’lu- 1940’lı yılların CHP’si ile mücadele ediyormuş gibi hissediyorum” diyebilecek kadar CHP’ye-Atatürk e karşı olan kişinin “Genel Başkan” olmasını, Atatürk’ün koltuğunda oturmasını içinizi hiç mi acıtmıyor?
“Lazca” resmi eğitim dili olsun diyen, Atatürk’e hakaretten yargılanmış Mehmet Bekaroğlu CHP hukukunu yok sayarak, en yakın yardımcılığına getiren,
En yakından tanıyanların "Erdoğan cahil bir Atatürk karşıtıdır. Ama Ekmeleddin İhsanoğlu onun gibi değildir. Bilinçli bir Atatürk karşıtıdır." Dedikleri kişiyi Cumhurbaşkanı adayı göstererek RTE’ ye Cumhurbaşkanlığını altın tepsi içinde sunan,
CHP’nin 18. Olağanüstü Kurultayında “CHP iktidarında yerel yönetim özerklik şartını mutlaka getireceğiz” diyerek, en pervasız bölücülere bile fark atan,
Cumhuriyeti yıkma projesinde görev almış ne kadar bölücü, dinci, F-Tipi,  ajan ve BOP kadrosu varsa CHP parti yönetimine taşıyan,
   İstanbul mitinginde, 'Sayın Başbakan(RTE) siz türbanı da engellediniz diyor. Söz veriyorum türbanı da biz özgür kılacağız. Görecek Sayın Başbakan. O yapmadı, biz yapacağız. Sözümün arkasında duracağım'  diyen ve türbanın anasınıflarına kadar girmesinin önünü açan, birinin genel başkanlığını yürüttüğü Cumhuriyet Halk Partisi’nin genleri ile oynanmış, Türk Devrimi ve Atatürk ilkeleri rotasından çıkartılmıştır.
Bu yalnızca CHP’nin değil Türkiye’nin üzerine kurulduğu eksenin emperyalizmin dümen suyuna girdiğinin tartışmasız göstergesidir. Bu nedenle CHP’nin kendi köklerine dönmesi mücadelesi aynı zamanda Türkiye’nin kendi köklerine, yani Kemalist bir eksene oturtulması mücadelesidir.
Batı emperyalizminin Cumhuriyeti kuran parti eliyle Cumhuriyeti yıkma projesine karşı durmak bir vatanseverlik ve namus görevidir. 25.10.2014
Mahmut ÖZYÜREK

21 Ekim 2014 Salı

"BİR DEVLET YOK EDİLMEK İSTENDİĞİ ZAMAN ÖNCE O DEVLETİN JANDARMASI YOK EDİLMEK İSTENİR"




Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı olan ''Jandarma Genel Komutanlığı'', 22 Haziran 1930'da, 1706 sayılı yasa ile kurulmuştur.
''Jandarma, ordunun bir bölümüdür.
Jandarma, ordunun ödevlerinden birini üstlenmiştir.

Jandarmanın ödevi barışta ordunun savaşa hazırlanmasına olanak sağlamaktır.
Eğer bir ülkede jandarma gücü bu ödevini yapamıyorsa o zaman orduyu barışta içişlerine karıştırmak, dolayısıyla ordunun savaş hazırlığını aksatmak gibi sakıncalar oluşabilir
. Bu nedenle ordunun savaşa hazır olması için jandarma kuruluşunun güçlü olması ve ödevini yapması gerekir.''
''Jandarmamızın kökleri ordumuzun kökleri gibi 'Türk tarihi'nin içindedir.
Türk-Osmanlı Devleti döneminin jandarma gücü olan 'zaptiye kuruluşu' na ilişkin asılsız söylenceler ve öğretiler, Türk-Osmanlı Devleti düşmanı yabancı güçler tarafından uydurulmuş yalanlardır.
Bir devlet yok edilmek istenildiği zaman, önce o devletin jandarması yok edilmek istenir.
Bugün bir devletin bağımsızlık göstergesi tuğ ve tuğra değil, o devletin jandarma kuruluşudur.
Jandarması yok edilen Türk-Osmanlı Devleti'nden binlerce kilometre kare toprak çalınmıştır.
Tarihimize baktığımız zaman, jandarmanın benim boyumu aşan yükseklikte kan döktüğünü ve milyonlarca şehit verdiğini görebiliriz.''
''Jandarma ödevini, Çanakkale-Gelibolu savaşlarının başlangıcından sonuna dek ateş hattında asker olarak savaşıp onurla yapmıştır.
Jandarmanın ordunun içindeki yararlılıkları ve askeri harekâttaki kahramanlıkları için anıtlar dikmek gerekir.''
''Jandarma 1. Dünya Savaşı'nda ileri ve geri ödevlerde çok başarılı olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra 1925 yılında, doğu bölgemiz dışında ülkemizin ulusal sınırları içinde, 400 eşkıya çetesi vardı.
Bunlar Türk-Osmanlı Devleti döneminden arta kalmış çetelerdi. 1. Dünya Savaşı içinde Kurtuluş Savaşı sırasında, Türkiye Cumhuriyeti Devleti döneminde yüzlerce eşkıya çetesi, jandarma güçleri tarafından yok edilmeseydi;
tren yolları yapılamaz, asker toplanamaz ve ülkemiz düşman saldırısından kurtulamazdı. Jandarma canı ve kanı pahasına bu eşkıya yuvalarını yok etti.
"Aynı şekilde PKK odakları da şimdiye kadar Jandarma tarafından yok edilmiş ve vatan savunulmuştur"
Ülke savunması için ölen jandarma askerlerinin ve subaylarının sayısı, ölen evlatlarımızın annelerini ve bizleri ağlatacak ve kalplerimizi sızlatacak büyük bir sayıya yükselmiştir. Biz bu şehitlerimize ağlıyoruz.''

 Metin ERKSAN