2 Ağustos 2014 Cumartesi

TÜRK HALKINI DİN İLE ALDATAN İHANET ŞEBEKESİNE KARŞI AÇILMIŞ BİR DAVA

Said-i Nursi"yi (Said-i Kürdi) iyi tanımayan varsa, bu dosyayı sabırla okuyup daha iyi öğrenecektir.  Her vatandaşımızın bunu iyi bilmesi gerektiğini düşünüyorum"¦D.Aydoğmuş
Değerli Kemalist dost D.Aydoğmuş bu dilekçe için bunları yazmıştı.. Bu dava yalnız Isparta ‘da değil, Türkiye de gericiliğe, yobazlığa, Türk halkını din ile aldatan ihanet şebekesine karşı açılmış bir dava idi. Davayı duruşmalı istemiştik. Isparta İdare Mahkemesi bu istemimizi kabul etmişti. Ancak duruşmadan bir gün önce  gecesi saat 22.00 de ADD Genel Merkezinin“ Duruşmaya ADD adına katılamayacağımı, ADD Isparta şube başkanlığı görevinden alındığımı, davaya ADD Hukuk bürosunun müdahil olacağını” içeren e-posta iletisini aldım.  Bu iletiyi dikkate almam düşünülemezdi. Çünkü dava dilekçesinin her satırı kendi araştırma ve çabamın ürünü olması bir yana, gericilere karşı  mevziyi  terk etmek gibi bir teslimiyete razı olamazdım. ADD Genel Merkezinin yapmak istediği de bu idi. Yani davayı sahipsiz bırakmak. Ertesi gün duruşmaya Avukatımla birlikte katıldım.  Dava dilekçesinde yazıp söyleyemediklerimi mahkeme hakimlerine hem yazılı, hem de sözlü olarak  ilettim.
Ancak Mahkeme “ Said i Kürdinin bir “din alimi” olduğunu, daha doğrusu “DİYANET İşleri Bşk. Din işleri yüksek kurulunun bu yöndeki yorumunu  karar olarak açıkladı.
Davanın DANIŞTAY a gitmesi gerekiyordu. Benden sonraki Şube Başkanı O.Mümtaz Çapçı  (o da görevinden alındı)  dosyayı ADD Genel Merkezine gönderdi.
Bildiğim Kadarı ile ADD Genel Merkezi  Danıştay a  gerekli başvuruyu yapmadı.  Ben ise ADD Üyeliğinden ihraç edildim. Isparta’da ve Türkiye’de gericiliğe ve yobazlığa bundan daha iyi bir hizmet olamazdı sanırım..  

Bu dava dilekçesi , BU GÜNKÜ İKTİDAR DAHİL TÜM GERİCİLİĞİN İLHAM KAYNAĞI OLAN “SAİD KÜRDİ” gerçeğinin kısa ama kapsamlı bir özetidir. Dosya arasında sıkışıp kalmasına gönlüm razı olmadı. Paylaşma amacım budur. sağlık ve esenlik dileklerimle.
Mahmut ÖZYÜREK 


*****
İDARE MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA
ISPARTA

Duruşmalı -Yürütmenin Durdurulması ve iptali istemlidir

DAVACI: Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesi Adına: Mahmut ÖZYÜREK - ADD Isparta Şube Başkanı
DAVALI : ISPARTA VALİLİĞİ
D.KONUSU :T.C ISPARTA İLİ İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2–363 sayılı kararının g-bendi, “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasının Yürütmesinin durdurulması ve iptali istemidir.

KARARIN TEBLİĞ TARİHİ : 23.03.2012
AÇIKLAMALAR :
1-) T.C ISPARTA İLİ, İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2–363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasını, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. Maddesi (a) fıkrası gereğince İl Genel Meclisinin 06.12.2011 tarihli 2. birleşiminde oybirliği ile kararlaştırmıştır.(Ek–1: İl Genel Meclisi Karar Örneği)
Söz konusu karardan 15 Mart 2012 tarihinde İl Genel Meclisi Üyelerinden biri ile yaptığımız özel görüşme sırasında haberdar olduk. Bunun üzerine 23.03.2012 tarih ve 2012/34 sayılı yazımızla, Isparta Valiliğine “Böyle bir kararın olup olmadığını, varsa bu konuda şubemize bilgi verilmesini” yazılı dilekçe ile istedik. (Ek–2)
Sn. Vali Memduh OĞUZ, aynı gün saat 17.00 sularında Şube Başkanımız Mahmut Özyürek’i telefonla arayarak, “Dilekçenize yazılı cevap veremem, İl Genel Meclisi Kararları kamuya açıktır. Dilerseniz biz talimat veririz, bir suretini alabilirsiniz, ya da biz gönderelim” dedi. Saat 17.30 sularında Valilik görevlisi ile sözü edilen karar, kapalı zarf içinde, “23.03.2012 tarih, B.05.4.VLK.0.32.04.01/492 sayılı “Dilekçeniz” konulu TUTANAK’la “tarafımıza imza karşılığı teslim edilmiştir.(Ek- 3)
2-) Söz konusu kararın “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılmasını,………… 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 6. Maddesi (a) fıkrası gereğince İl Genel Meclisinin 06.12.2011 tarihli 2. birleşiminde oybirliği ile kararlaştırmıştır” ifadelerinin yer aldığını gördük.
3-) Türkiye Cumhuriyeti Isparta İli Barla Kasabası yol kavşağına yazılması kararlaştırılan sloganda adı geçen BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ KİMDİR?
2 Asıl adı Nüfusundaki yazılımıyla Said Okur’dur. 1878’de doğmuştur. 1908’de İstanbul’da haftada iki gün yayınlanan “Şark ve Kürdistan Gazetesinde” Said-i Kürdi’de adıyla yazmaya başlamış. (30 yaşında) 1909’da (31 yaşında) İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi’ni yazmıştır. Said; 1918’de Neşr-i Maarif Cemiyetinin (Kürt Teali Cemiyetinin yan kuruluşu) kurucu üyeleri arasında yer almıştır. Isparta'daki sürgünden memleketine dönen Saidi Kürdi yine İngilizlerin işgal planına uygun olarak Doğu'da ve güneydoğuda İngiliz hükümeti destekli bir Kürdistan kurulması amacıyla "Kürt Teali Cemiyeti" kurucuları arasında yerini aldı.(kaynak: Marmara brifingi, 1971)
a) Kurtuluş savaşında İngilizlerle işbirliği yapan, İtilaf Devletlerinden aldığı silah, para ve malzeme ile 30 u aşkın isyanın çıkmasını örgütleyen “Kürdistan Teali Cemiyetinin 3. Azasıdır. (1-Seyyid Abdülkadir……..sayfa 70, 2-Said-i Nursi….sayfa 73, 3-Dr. Abdullah Cevdet.. .sayfa 83)
b) Saidi Nursi’nin 1327 ( 1909 ) yılında, İstanbul'da Vezir hanındaki İkbal-i Millet matbaasında basılmış "İki Mekteb-i Musîbetin Şahâdetnâmesi Yahut Divan-i Harb-i Örfî ve Saîd-i Kürd-î" adlı eserinde açıkça kürtçülük yapmakta ve Kürtleri uyanmaya ve Kürt milliyetçiliği etrafında birleşmeye davet etmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz kitapta Saidi Nursi aynen şöyle demektedir. "Soydaşlarıma (Ebnâ-i cinsime) burada birkaç söz
söylemezsem, bence bahis eksik (nâtamam) kalır. Ey Asurîler ve Keyânîlerin cihangirlik zamanında, onların öncüleri (pişdar) ve kahraman askerleri olan Arslan Kürtler! Beş yüz yıldır yattınız, yeter artık, uyanınız, sabahtır. Yoksa vahşet ve gaflet sizi vahşet sahrasında yağma edecektir."
c) "Süphân ve Ağrı dağları gibi geleceğin yüksek dağlarının doruğunda ayağa kalkmış, nefseesir olmayı yasak etmiş ve başkasına tecavüzü câiz görmeyerek şeriâte dayanmış olan, hürriyet sultânı, yüksek sesle sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gâfil ve dağınık bir kavme, cehâlet ve yoksulluğa hücûm için, fen, sanat ve silâh başına, ileri arş."
d) Kısacası Saîdi Nûrsî Kürdî’nin gerçek niyeti, Türklerin bölgede egemen olmalarını istemeyen İngilizlerin istekleriyle birebir örtüşmektedir. Gerçek gayesi, geri kalmış Kürtleri kalkındırmak/bilinçlendirmek olsa idi, “fen ve sanat başına” demekle yetinirdi. Ancak "SİLÂH BAŞINA" diyebilecek kadar pervasızdır.
e) Kürt Sait risalelerinde Ye'cüc Me'cüc denen ve dünyayı yok edecek olan korkunç yaratıkların Özbek, Tatar ve Kırgız gibi Türk boyları olduğunu söylemekte ve soydaşlarımızı "akvâm-ı vahşiyye" (yani vahşi kavimler) olarak tabir etmektedir.
f) "Birinci Dünya Savaşı’nda bizimle savaşmış da olsa, bir Hristiyan ölmüşse şehit sayılır, ahirette mükâfatı vardır." (Kastamonu Lahikasi,s.45).
Mehmet Akif, Çanakkale'de üzerimize gelen orduları, "Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela" diyerek lanetler. Havada uçan kol, bacak ve gövdelerin meydana çıkardığı dehşet verici tabloyu gözyaşları içinde anlatır Şiirlerinde. Said’i Nursi ise bu canavarlıkları yapan Hristiyanların "Rahmeti İlahiye'nin hazinesinden ne
kadar büyük mükâfatlar alacaklarına" dair risaleler yayınlamakla meşguldür.
h)"Özgür bir Kürdistan tohumunu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün" diyen Said Nursi, Cumhuriyet’in ilanından sonra da devam eden Kürtlerin isyanlarına katılır. “Biraderi azamım” dediği Şeyh Sait’in isyanına katıldığından dolayı yeniden sürgüne gönderilir. Onun biraderinin, “Bir Türk öldürmek yetmiş gâvur öldürmekten daha üstündür” sözü Said-i Nursi’nin düşünce yapısını dolaylı yoldan bize gösterir.
I) 1960'da Said-i Kürdi, Şeyh Sait'in torunlarına şunları söylemiştir: "Kardeşim Şeyh Sait kıyama başladığı zaman Van'da mağarada idim. Kendisine bir mektup yolladım, mektubun cevabını alamadan duydum ki kardeşim Şeyh Sait yakalanmıştır. Düşündüm ki mağaradan çıksam bile bir faydam olamazdı. Sonra beni mağaradan yakalayıp sürgüne gönderdiler. Altı yıl süre ile dizlerime vurarak esef çekip memleketimizde fiili olarak yapılan mukaddes cihattan mahrum kaldım."
3 Şualar"ında 10 maddelik olan bir bahsin 9 ve10. Maddelerinde bazı mülahazalarda noksanlaştırmaya gidildiğini, oysaki elyazması nüshasındaki 10 maddede Bediüzzaman"ın “Şeyh Said ve rüfekası hakiki şehitlerdir” demektedir.
4-SAİD NURSİ, ATATÜRK HAKKINDA İSE;
a) Ben bir manevi âlemde, İslam Deccal ini gördüm. Yalnız bir tek gözünde teshirce bir
manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bir münkir bildim. İşte bu inkârı mutlaktan çıkan bir cüret ve cesaretle mukaddesata hücum eder.(...) Fakat kahraman ve mücahit ordunun ve dindar milletin ruhundaki nur–u iman ve Kur’an ışığıyla hakikat–i hal–i göreceği ve o kumandanın çok dehşetli tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor.” (Şualar458–459,Siracun Nur 247)
b) Saidi Nursi, başlangıçta şifreli olarak işaret ettiği Deccal ’in kim olduğunu daha sonra şöyle anlatıyor:“Ölmüş gitmiş dünyadan ve hükümetten alakası kesilmiş bir adam hakkında otuz sene evvel bir Hadis–i Şerif’in ihbarıyla Kur’an’a zararlı bir adam çıkacak demiştim.Sonra Mustafa Kemal’in o adam olduğunu zaman gösterdi. (Emirdağ Lahikası I/278,Yirmiyedinci mektuptan Sabık Reis–i Cumhur’a ve üç makama gönderilen istida)
c) Saidi Nursi, Mustafa Kemal’e yönelik Deccal suçlamasında daha da ileri giderek şunları yazar:
“...Lozan Muahedesinde söz veren ve pek şiddetli ve dehşetli hücumlarına rağmen hiçbir hakiki Müslüman Türk’ü Protestan yapamayan ve Millet–i İslam için pek zararlı olduğunu ef’aliyle ispat eden ve Hadis– Şerif’in haber verdiği o müthiş şahıs kendisi olduğunu(yani Deccal, y.n) hayat ve mematiyle gösteren Mustafa Kemal’e bir mahrem eserde ‘din yıkıcı Süfyan’ dediğimizi (...)” (Emirdağ Lahikası I,50–51;Yirmiyedinci Mektuptan Mahkeme–i Kübra’ya Şekva ve Müdafaatın Bir Haşiyesi olan Parçanın Hülasasıdır, Ayrıca Müdafaalar, 226–227)
d) İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Bağdat’tan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)’nin de adı vardır.[] Bu cemiyetin düzenlediği Koçgiri Ayaklanması ulusalcı güçleri bir hayli uğraştırmıştır.“…Küre–i Arz’ın şimdiki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle din hakikatlerine taraftar çıkması ve İslamiyet’le Asya ve Afrika’nın saadet ve sükûnet ve müsalaha bulacağına (barışbulacağına) karar vermesi ve yeni doğan İslam devletlerini okşaması ve teşvik etmesi ve onlarla ittifaka çalışması, kırk beş sene evvel olan müddeayı isbat ediyor, kuvvetli şahit olur. ”Saidi Nursi, bu sözlerinde,
Dünyanın şu anki en büyük devleti Amerika’nın bütün kuvvetiyle dini hakikatlere sahip çıktığını, Amerika’nın, Asya ve Afrika’da İslamiyet’le beraber huzur ve saadet geleceğine karar verdiğini, Amerika’nın yeni doğan İslam devletlerini okşadığını ve onlarla ittifak ettiğini” bütün dünyaya ilan ediyor. Saidi Nursi’ye göre bütün Müslümanları okşayan Hristiyan Amerika, dünyanın en büyük devleti olarak aynı zamanda baş otorite idi.
e) ["saltanat-ı hilâfeti" mahveden bir Deccal” , "şimal tarafında zuhur" eden bir Büyük Deccal de vardır. ,"o insafsız , o çok kusurlu adam" . "Ayasofya Camisini puthaneye, Meşîhat Dairesini (Osmanlı Diyanet Dairesi) kızların lisesine çeviren adamı sevmemek suç olması imkânı var mı" "günahkârlar", "seyyiesiz", "Süfyan", "Nefreti âmmeye lâyık adam", "Deccal", "İslam’ın en büyük fitne-i diniyelerinden”, “Türkiye'nin siyasi rejimi Nur Saadetini söndürmeye çalışmaktadır.” “Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir.” (Said Nursi, Münazarat. s. 17) ve benzeri çok sayıda hakaret içeren sözler söylemiştir.
f) Oysa Saidi Nursi’nin Deccal dediği Atatürk, kurtuluş ve kuruluşumuzun mimarı idi. İzmir Amerikan Koleji’nde Misyoner faaliyette bulunuluyor diye bu okulu tamamen kapatmış, hayatta iken Bab–ı Ali’nin “Misyonerle Mücadele Teşkilatı” kurmasına destek vermiş, 3 Ocak 1922’de Meclis Başkanı iken yayınladığı bir muhtırada, İçişleri Bakanlığı’na çok sert çıkışarak, Amerikalıların Anadolu’da “Öksüzler Yurdu” altındaki yapılanma isteklerinin tamamen Hıristiyanlığı yaymak amacı taşıdığını vurgulayarak “bu talebin derhal reddedilmesini” istemişti.
g) . Laik cumhuriyetçi düzen 20 senelik inkılaplar sonucu doğmuştur ve dini müthiş sadmeye maruz bırakmıştır. (Münazarat, s. 135-141)…
h) Atatürk İdaresi, hadislerde gösterilmiş bulunan dehşetli ahir zamandır. Dinsizlik, konünistlik, ifsat komitelerinin faaliyet yıllarıdır. (Said Nursi, Sözler, 1957, s. 143)…
i) Türkiye genel olarak Ezan-ı Muhammedi’nin yasak edildiği, bidatların zorla topluma kabul ettirildiği bir devre yaşamıştır. Devrim kanunları muvakkattır ve hrıstiyanlık kanunlarıdır.(Said Nursi, Tiryak,…s. 65)…4
j) Türkiye’nin siyasi rejimi Nur Saadetini söndürmeye çalışmaktadır. Kemalistler seviyesiz, anarşist kimselerdir. (Said Nursi, Münazarat. s. 17)…
k) Devlet, İslamın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmelidir. Bütün hayatı nizamı onda mevcuttur.(İhsan Emci, Aradığımız Şuur, Mart 1964. Nu:8 )…
l) Alem-i İslamda yapılacak devrimler islamiyetin desatirine uygun olmak mecburiyetindedir, aksi halde gayri meşrudur. Bu bakımdan Meclis, aynı zamanda hilafet görevini de görmelidir. (Said Nursi, Mesnevi-i Nur’iyye, s.80-82)…
m) Şahs-ı Manev-i Hükumetin müslüman olması gereklidir. (Said Nursi, Hutbe-i Şamiye, s. 80)
n) Türk Devleti’nin dini islamdır ve bunun vikayesi milletimizin maye-i hayatiyesidir. Hükumet, islamiyet ve din için hizmet edecektir. (Said Nursi, Münazarat, s. 18 )
o) Said Nursi ise risalelerinde “Müslüman İsevi”, “Cihan Harbinde ölen Hıristiyanlar şehittir”, “Ermenilere valilik kaymakamlık görevi verilsin, Hıristiyanlara , “Müslüman olmak için dininizi tamamen terk etmeye gerek yok” şeklinde “İslami olmayan” fetvalar da vermiştir.
p) Daha da ileri giderek risalelerinde nurculara “misyonerlerle ittifak edin"!” çağrısında bulunuyordu.
TÜRKİYE CUMHURİYETİ HAKKINDA ;
“Yukarıda yapılan açıklamalara ve bizzat nur risalelerinden alının pasaj ve cümlelere nazaran;
I. Nurculuğun kurucusu Sait Nursi. hiç bir zaman Türklüğü ve Türk milletini kabul etmeyerek Kürt olduğunu övünerek beyan ve ilan etmekle beraber, 1327 (1911) tarihlerinde faaliyette bulunduğu anlaşılan (Kürt Teali) cemiyetinde çalışmak, memlekette Türklerden ayrı dili ve milliyeti olan bir kürt cemaati mevcut olduğunu ileri sürmek, yine o terihlerde kurulduğu bildirilen (Kürdistan Azmi Kavi) cemiyetinin mümessili olarak İstanbul’a gelip Kürtçe tedrisat yapan mektepler açılması için gayret göstermek ve « Uyan ey Selahattini Eyyubi’nin torunları Kürtler» diye tahrik ve teşviklerde bulunmak suretiyle memleketin bütünlüğünü bozmaya matuf amaç ve gaye takip ettiği anlaşıldığı,
II. Türk milliyetçiliğini red ve hatta zararlı ve tehlikeli olduğunu ileri süren Said Nursi’nin Türkiye’nin de dahil olacağı, tamamen şeriat hükümlerine ve islami esaslara göre düzenlenmiş ve merkezi Mekke olmak üzere bir islam devleti kurulmasını ve bu devlette Arapların hakim bir unsur haline getirilmesi lüzumunu nur risalelerinde teklif, telkin ve teşvik etmek suretiyle Türk Devleti’nin bağımsızlığını tenkis ve birliğini bozma yolunda hareketlerde bulunduğu,
III. Said Nursi nur risalelerinde: Türkiye Cumhuriyeti» nin tamamen şeriat esaslarına ve islamın siyasi prensiplerine göre teşekkül etmesi gerektiğini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesi lazım geldiğini, devrim kanunlarının geçici olduğunu, Kuran dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını, islamlığın düsturlarına uymayan devrimlerin meşru olmadığını mükerreren ve ısrarla yazıp telkin ve propaganda yapmakla beraber laik bir cumhuriyet rejimi kurduğu için Atatürk’e düşman kesilerek onu Ebusufyan ve Deccale benzetmek (tek gözlü deccal ya iman et, yahut bütün dünyanın maskarası olacaksın) diye ağır tecavüzlerde bulunmak suretiyle Türk Ceza Kanunu’nun 163. maddesini ihlal eden suç işlediği, (Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun (20.9.1965 gün ve E. 234/D-1 K. 313, Tebliğname:1-1078)”
Buraya kadar yaptığımız açıklamalar sonunda açıklıkla söyleyebiliriz;
“Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliğini açıkça hedef alan, laiklik karşıtı olduğu mahkeme kararları ile tescilli, azılı bir Türk düşmanı! olan, Kürtçülükte, Türk askerini, polisini ve masum bebekleri öldüren/öldürten Abdullah Öcalan'dan hiçbir farkı olmayan, Türk milli kültürüne, devletine, rejimine ve Türklüğe düşman, Türkçemizin katili. olan birinin Cumhuriyet topraklarında bir yere adının verilmesi açıklanamaz bir çelişki ve inkârdır.”
HUKUKİ NEDENLER:
A. Demokratik bir hukuk devletinde, toplumsal barış ve düzenin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi, farklı sosyal sınıf, ırk, din, mezhep ve bölgelere mensup insanların, güven ve barış içinde yaşayabilmeleri ile mümkündür. Bu nedenledir ki hukuk sistemleri kamu düzenini bozacak, düşmanlık veya kin duygusu oluşturacak tahriklere izin vermemiş, toplumun çeşitli katman, kesim ve grupları arasında, çatışmalara, kin ve düşmanlığa dönüşebilecek davranışları, ceza yaptırımına bağlamıştır.

B. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Başlangıç” kısmında, (Değişik: 3.10.2001-4709/1 md.) “Hiçbir faaliyetin Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı;”
C. MADDE 5- Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.
D. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 14. Maddesinde- (Değişik: 3.10.2001-4709/3 md.) “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan
haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz
E. MADDE 24- Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. (24/4)Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
F. T.C. Anayasasının 174/7 “26 Teşrinisani 1934 tarihli ve 2590 sayılı Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve
Unvanların Kaldırıldığına Dair Kanunun1.Maddesi “ağa, hacı, hafız, hoca, molla, efendi, bey, beyefendi, paşa,
hanım, hanımefendi ve hazretleri gibi lakap ve unvanlar kaldırılmıştır. erkek ve kadın vatandaşlar, kanunun karşısında ve resmi belgelerde yalnız adlariyle anılırlar” demektedir. Anayasamızın bu hükmü yürürlüktedir.
“Anayasamızın başlangıcında ise Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;” amir hükmü yer almaktadır. Isparta İli İl Genel Meclisinin Anayasa ve yasalarla düzenlenen “hukuk düzeni dışına çıkamayacağı” açıktır. İl Genel Meclisinin aldığı kararda ,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganında “HAZRETLERİNİN” ibaresi Anayasamızın 174/7 maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
G. Türk Ceza Kanunun 216. Maddesinde; “(1) Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
H. TCK’nin 125. Maddesinde “bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi gerekir”
I. “TCK’nin 312. maddesinde değişiklik yapılmasını öngören 4744 sayılı Kanunun 2. maddesinin Madde 312 - (Değişik: 2370 - 7.1.1981) “Kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça öven veya iyi gördüğünü söyleyen veya halkı kanuna itaatsizliğe tahrik eden kimse altı aydan iki yıla kadar hapis ve iki bin liradan on bin liraya kadar ağır para cezasına mahkûm olur. Halkı; sınıf, irk, din, mezhep veya bölge farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa açıkça tahrik eden kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin liradan on ikibin liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır. Bu tahrik umumun emniyeti için tehlikeli olabilecek bir şekilde yapıldığı takdirde faile verilecek ceza üçte birden yarıya kadar arttırılır” hükümleri yer almaktadır.

İ. "Çağdaş uygar toplum çoğulcudur. Bunun anlamı, toplumun, değişik din, mezhep, ırk, sosyal sınıf, bölge farklılığı, siyasal görüşler, idealler, toplum insanlarına hizmet bakımından farklı yollar, metotlar, değişik zihniyetler taşıyan insanlardan oluştuğudur. Böyle bir toplum yapısında demokratik ilke, farklılıklar içerisinde bütünleşmeyi sürdürerek birlikte, barış içerisinde yaşamayı zorunlu kılar; sosyal yapıyı oluşturan yapısal unsurlar birbirleriyle ahenkli bir bütün oluşturmakta devam etmelidir. Bütünleşme derecesi ne derecede yüksek olursa, demokratik özgürlükler de toplumda aynı oranda geniş olarak kullanılabilir. O halde kişilerin, maddenin(TCK/312) saydığı farklılıkları esas alarak düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edilmelerinin ortaya çıkaracağı tehlikeye karşı hukuk sisteminin savunma araçları getirmesi gerekli ve zorunludur. Hele toplum yapısı, geniş bir mozaik biçiminde olan ülkeler yönünden bu zorunluluk daha da önemlidir"
i. Giriş kısmında(Açıklamalar) Said Nursi’nin kendi sözlerinden yaptığımız alıntılar dikkatle incelenirse “….. Arslan Kürtler! Beş yüz yıldır yattınız, yeter artık, uyanınız, sabahtır….”, “…….silâh başına, ileri arş…….”,"Özgür bir Kürdistan tohumunu ekiyorum. Onu geliştirip büyütün", “Şeyh Said ve rüfekası hakiki şehitlerdir” vb. yazı ve sözlerle anayasamızın başlangıcında korunma göremeyeceği” belirtilen, yine TC Anayasasının 14. maddesinde “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.” Hükümlerini açıkça ihlal ettiğini,
ii. Yine TCK’nın 125,- 216,- 312. Maddelerinin ihlal edildiğini,
ii. Anayasamızın 5.Maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,” hükmü yer alır. Halbu ki, Isparta İl Genel Meclisi nin aldığı bu karar, Anayasamızın “bağımsızlık, bütünlük,bölünmezlik” ilkesine aykırıdır.
iii. Yine, İl Genel Meclisinin Bu kararı; Anayasamızın 24/4 Maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktasdır.
iv. Halen yürürlükte olan 25.07.1951 tarih ve 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu’nda, “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası il cezalandırılır” hükmünün açıkça çiğnendiği ortadadır.
v. Bu açık ve kesin Anayasa ve yasa ihlalleri orta da iken, “T.C ISPARTA İLİ, İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2-363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması” kararını almış olması, halkı kendi arasında düşmanlığa, kin beslemeye alenen tahrik edilmeleri tehlikesini de doğurmaktadır.
vi. İl Genel Meclisi aldığı bu kararla, “halkın, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özellikleresahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik” etme girişiminde bulunmuştur.
vii. ”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması bir özgürlük, hak yada bir hürriyet olarak da değerlendirilemez. Çünkü Anayasamız “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” demektedir.
viii. Isparta İl Genel Meclisi aldığı bu kararla “Kanunun cürüm saydığı bir fiili açıkça övme veya iyi gördüğünü söyleme” yoluna sapmıştır.
ix. Bu karar “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik”tir.
x. Diğer taraftan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında, "Kullanılması, görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabileceği" ifade edilmektedir.
xi. TÜRKİYE’ nin bütünlüğünü bozacağı kesin olan böyle bir kararın Isparta İl Genel Meclisi tarafından kabulü; özgürlüklerin genişletilmesi, yada bir hakkın kullanılması değil; Anayasal ve yasal düzenin kökten bozulmasıdır. Bu karar ile Türkiye’yi parçalara bölmenin bir adımı atılmış ve örneği oluşturulmuş olacaktır.
xii. Çünkü Yüksek Mahkemeniz bu kararın uygulanmasına geçit verirse bu yöndeki diğer uygulamaların da önünü açmış olacaktır.
Örneğin Menemen’e; “DERVİŞ MEHMET HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”,
Elazığ-Palu ilçesine “ŞEYH SAİD HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ”,
Balıkesir’e “ANZAVUR AHMET İN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” ,
Tunceli’ye “SEYYİD RIZA HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ
 Sivas’a “KIYAM IN YAPILDIĞI TOPRAKLARDASINIZ” vb. sloganlarının yazılmasının yasal dayanağı Mahkemenizce verilmiş olacaktır.
xiii. Bu gerçekleştiğinde Mahkemeniz dahil, Atatürk Cumhuriyetinin hiçbir kurumunun güvencesinin kalmayacağını, Cumhuriyetin tüm kuruları ile birlikte lağvedileceğini görmek için kahin olmaya gerek yoktur.
HUKUKİ DELİLLER:
􀀀 Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının, “Başlangıç” ve 2, 4, 5, 13, 14,24/4 ve 26/2, 174/7 Maddeleri
􀀀 Türk Ceza Kanunu 125,- 216,- 312. Maddeleri
􀀀 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu
􀀀 İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 9/2, 10/2 ve 17. 14. Maddeleri
SONUÇ VE İSTEM:
Atatürk Cumhuriyeti’ni ortadan kaldırma girişimlerinin her anlamda ve her alanda sürdürüldüğü bir süreçte, “Isparta İl Genel Meclisi kararı”, bu girişimlere devlet eliyle katkı sağlamaktır
“Isparta İl Genel Meclisinin, 06.12.2011 tarih 12/2-363 sayılı kararının “g” bendi, Türk milli menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliğini açıkça hedef alan, laiklik karşıtı olduğu mahkeme kararları ile tescilli, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurtuluş ve kuruluşuna karşı durmuş, birinin adını kutsallaştırma amacına hizmet edecektir.
Halk arasında bölünmeye, kin ve nefret tohumları saçma amacına hizmet edecek, yasalara ve anayasamıza aykırı olan bu kararın uygulanması durumunda, Türkiye Cumhuriyeti, devleti yönetenler eliyle bölünmeye, yurttaşlar arasında ayırımcılığa sürüklenmiş olacaktır.
Sayılan bu nedenlerle “T.C ISPARTA İLİ, İL GENEL MECLİSİ, 22. Dönem 06.12.2011 tarih 12/2-363 sayılı kararının “g” bendinde “Barla İlçemiz Ana yol kavşağına,”BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ HAZRETLERİNİN YAŞADIĞI TOPRAKLARDASINIZ” sloganı yazılması” KARARI İLE İLGİLİ DAVANIN DURUŞMALI GÖRÜLMESİNE, KARARIN İPTALİNE VE UYGULANMASI HALİNDE SONRADAN GİDERİLMESİ GÜÇ YADA OLANAKSIZ ZARAR VE DURUMLAR DOĞACAĞI İÇİN, İPTAL DAVASI SONUÇLANINCAYA KADAR YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA KARAR VERİLMESİNE İLİŞKİN İSTEMİMİZİ SAYGI İLE ARZ EDERİZ.

YÖNETİM KURULU ADINA :                            Mahmut ÖZYÜREK
                                                                             Atatürkçü Düşünce Derneği
                                                                                    Isparta Şube Başkanı


Ekler;
1-Isparta İl Genel Meclisinin06.02.2011 tarih ve 363 sayılı karar örneği
2-ADD Isparta Şubesi 23.03.2012 tarih ve 34 sayılı yazısı
3- İl Özel İdara Müd. TEBLİĞ Belgesi
4-Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Merkezinin Şubemize Konu ile ilgili “YETKİ DEVRİ”
5-İmza Sirküsü

1 Ağustos 2014 Cuma

“YETMEZ AMA EVETÇİ” ÇÖLAŞAN

“YETMEZ AMA EVETÇİ” ÇÖLAŞAN
Atatürkçü Düşünce Derneği, 6 Temmuz 2014 tarihinde Tansel Çölaşan’ın başkanlığında Genel Yönetim, Denetleme, Disiplin, Bilim-Danışma Kurulu üyeleri ile Şube başkan veya temsilcilerinin katıldığı “Cumhurbaşkanlığı seçimi” gündemli “DANIŞMA TOPLANTISI” yapmış.
Toplantı sonunda bir de SONUÇ BİLDİRİSİ yayınlanmış. Bildiri ile alınan kararlar kamuoyu ile paylaşılmış.
Bildiride Cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili olarak;
Derneğimiz partiler üstü bir çalışma anlayışına sahiptir Atatürk ilke ve devrimlerinin savunucusu olarak bu seçimlerde, herhangi bir aday için açık ya da kapalı destek kampanyası yürütülmeyecek
Atatürkçülere düşen görev, sandığa giderek demokratik, laik, cumhuriyet yıkıcıları ve bölücülere karşı birlik olmaktır.” denilmekte. 
“Zevahiri kurtarmak” tamda bu cümlelerde gizli.
1-“ADD Herhangi bir adayı desteklemiyor.” (Hatırlanacağı gibi, Türkiye’de karşı devrimin hukuksal altyapısının oylanması anlamındaki 2010 Anayasa Referandumunda da aynı yöntem izlenmiş, Şubelere bir genelge gönderilerek “TARAFSIZ KALIN” çağrısı yapılmıştı.)
2- Atatürkçüler “sandığa gidecekler” ve cumhuriyet yıkıcılarına (yani Erdoğan’a) , bölücülere(yani Demirtaş’a) oy vermeyecekler..
Peki, ne yapacaklar?   Ortadoğu’da emperyalizmle “hemhal” olmuş, Atatürk devrimleri ile sorunlu, Kemal Derviş’in ifadesiyle, “Küresel değerlere bağlı” Ekmeleddin İhsanoğlu’na “tıpış-tıpış” oy verecekler.
İşte 2 gün sürdüğü söylenen ADD Danışma Toplantısının “ATATÜRKÇÜ ÇÖZÜM ÖNERİSİ(!)”  Ya ayıptır!  “yetmez ama evet” diyebilmek için iki gün üst üste toplantı yapıp, iki sayfa laf kalabalığına ne gerek vardı? Danışma toplantısından çıkan bildirinin anlamı   “YETMEZ AMA EVETÇİLİKTİR.
Atatürkçü Düşünce Derneğinin Mandacı- Mason Genel Başkanı’nın yaptığı açıklamanın bir diğer anlamı, AKP karşıtlığı temelinde biriken ve giderek Kemalist-Halkçı- Devrimci bir direnişe dönüşme olasılığı yüksek olan geniş halk yığınlarının öfkesini,  emperyalizmin stepne Truva atı Ekmeleddin İhsanoğlu’na yedekleyerek ılımlı İslamcı-muhafazakârlığın meşrulaştırılması ve sürdürülebilirliğine yöneltmektir. Bu anlayış, Kemalist bilinç ve duruştan vazgeçilebileceğini, karşı devrimcilerle uzlaşılabileceğini bizzat ADD tarafından geniş halk yığınlarına “hazmettirme” operasyonunun adıdır.
ADD; Toplumsal Muhalefeti Kemalist bir çizgide örgütleyerek , Emperyalizmin özel yetkili taşeronuna karşı ayağa kaldıracağı yerde, Toplumsal muhalefeti ehlileştirerek AKP’nin operasyonlarla kurulan rejimini sağlamlaştırma amacına yönlendirme çabası içine girmiştir.
Mandacı - Mason Çölaşan ve ekibinin geniş halk yığınlarına önerdiği “yetmez ama evet” eğilimi, “ehven-i şer” in bir başka anlatımıdır. Tayyib’in  “milli irade” adı altında gericiliğin ve taşeronluğun meşrulaştırılması oyununa halkı yedeklemek için uydurulmuş masonik bir duruştur.
Ehven-i şer-i yani Ekmeleddin İhsanoğlu’nu yedeklemek, ölüm ile sıtma arasında tercihte bulunmakla eşdeğerdir.  Kemalizm’in tarihsel gerçekliğini ret ve inkârdır. Kemalist halkçı –devrimci umudu tüketmektir. Seçeneksizliği “seçenek” olarak sunmaktır. 
Geniş halk yığınları; AKP tarafından operasyonel olarak önüne sürülen, ADD tarafından desteklenen bu Trajedinin/ortaoyununun özneleri değil nesneleridir; karar veren değil biat edendir; o yönetmez, sadece yönetilir. Bu anlayışa, bu ortaoyununa Atatürkçüleri payanda yapma görevini üstlenen Tansel Çölaşan, 5 yıldır tam bağımsızlıkçı, devrimci-halkçı ADD'yi artık ehlileştirdiğini, sistemle bütünleştirdiğini düşünmektedir. Bu kanısında haklı olup olmadığını zaman gösterecektir. Ama biz daha önce söylediklerimizi bir kez daha yineleyelim.
 Hem Mandacı- Mason, hem Atatürkçü olunmaz!
Hem Mandacı-Mason, hem tam bağımsızlıkçı olunmaz,
Hem Mandacı- Mason, hem antiemperyalist olunmaz!
Hem Mandacı- Mason, hem halkçı devrimci olunmaz!
Bu nedenlerle ADD’yi ele geçirmiş olan Tansel ÇÖLAŞAN Atatürkçü Düşünce Derneğini sistemle uyumlulaştırmak, Kemalist kimliğini törpülemek üzere özel görevlendirilmiş bir “Truva Atı” olup olmadığını Atatürkçülerinin değerlendirmelerine bırakıyorum.
Kemalistler; tüm kötülüklerin kaynağı, AKP operasyonları ile faşist diktatörlüğe dönüşmüş, emperyalizmin işbirlikçisi sistemle uzlaşmayı değil hesaplaşmayı,
Günü kurtaran pragmatik tercihleri değil, stratejik ufukta ısrarlı olmayı,
Gericiliğin ve taşeronluğun meşrulaştırılmasını değil Kemalist bilinç ve devrimci bir kararlılığı,
Erdoğan’a mahkûm ve Ekmeleddin’e mecbur olmayı değil, yeniden Tam bağımsız Laik-demokratik Türkiye Cumhuriyetinin nasıl inşa edileceğini hedef olarak benimserler..01.08.2014 Isparta
Mahmut ÖZYÜREK


31 Temmuz 2014 Perşembe

ŞU ŞUBELER OLMASA ADD’Yİ NE GÜZEL İDARE EDERDİM.

 ŞU ŞUBELER OLMASA  ADD’Yİ NE GÜZEL İDARE EDERDİM.
II. Meşrutiyet döneminde iki defa Maarif Nezareti (Milli Eğitim Bakanlığı) görevine getirilen Emrullah Efendinin “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” dediği söylenir.
Üçüncü kez Atatürkçü Düşünce Genel başkanlığına “seçtirilen” Tansel ÇÖLAŞAN Emrullah Efendinin bu sözünü gerçeğe dönüştürüyor. Kendine muhalif gördüğü ADD şubelerini kapatmaya başladı.
13. ADD genel kurulunda bir oldubitti ile “şube kapatma” yetkisini” alan Çölaşan icraatına, Isparta'dan başladı. Şubenin Kemalist Yönetim kadrosunu hukuk dışı yöntemlerle görevden alan ve yerine Atatürkçülük adına, dinci gericilikle kol kola girmekte hiçbir beis görmeyen “tertipçi” bir ekibi atayan ÇÖLAŞAN, artık tertipçilerin “Isparta da ADD’yi bitirme” görevini tamamladıklarını görmüş olmalı ki, ADD Isparta şubesini kapatmaya yöneldi.  
Türkiye’nin, emperyalizmin kıskacına alındığı gerçeğini göz ardı edip,  “masonik laiklik” gibi bir ucubenin savunusunu yapan Çölaşan, AKP’ye karşı sözde muhalif bir görüntü çizerek zevahiri kurtarmaya çalışmaktadır.
2010 Referandumunda  “ADD ŞUBELERİNE TARAFSIZ KALIN” genelgesi gönderen Çölaşan,  10 Ağustosta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde İslamcı-muhafazakârlığı Atatürkçülük adına desteklenmesi çağrısı yapmakta hiçbir sakınca görmemiştir.
Şube kapatma yetkisini tam da bu anlamda kullanacaktır. Bilindiği üzere 2010 referandumunda “TARAFSIZ KALIN” genelgesine şiddetle karşı çıkan şubelerin başında ADD Isparta şubesi vardı. Bu nedenledir ki,  Tansel Çölaşan, Başta Isparta şubesi olmak üzere kendini eleştiren hiçbir şubeyi affetmedi. Birçok şube yöneticisini “KUMPASLAR KURDURARAK, TERTİPLERLE”   görevlerinden aldı.
 Şimdi Kumpas ve tertip kurduramadığı şubeleri  “SUDAN NEDENLERLE KAPATMAYA” yöneldi..  Yöneldi yönelmesine de, onlarca ADD Şubesi ve delegesi kendilerinin kapatılması kararı alan” mandacı ve mason” Tansel Çölaşan’a bu yetkiyi nasıl verdiler?  Şaşıyorum doğrusu..31.07.2014. Isparta
Mahmut ÖZYÜREK


29 Temmuz 2014 Salı

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ISPARTA ŞUBESİ KAPATILARAK “TASFİYE” EDİLMEKTEDİR.

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ISPARTA ŞUBESİ KAPATILARAK “TASFİYE” EDİLMEKTEDİR.
 Atatürkçü Düşünce Derneği Isparta Şubesine 2012 yılında Tansel ÇÖLAŞANIN gözetim ve denetiminde başlatılan “Kemalist kadroyu tasfiye etme” operasyonu; ADD Isparta Şubesine Dinci gericilikle kol kola girmekte hiçbir beis görmeyen,  Atatürkçülüğü Masonik bir laikliğe indirgeyen, Kemalizm kaçkını tertipçilerin Şube Yönetimine atanması ile sonuçlanmıştı.
ADD Isparta Şubesinin Önceki yöneticileri, AKP faşizminin Şeriat hayallerin engelleyecek Atatürk’ün Altı Ok programını, gericilikle mücadeleyi, emperyalizmle mücadelenin olmazsa olmaz gereği sayan, yeniden ulusal bağımsızlığın, milliyetçi ve halkçı bir toplumsal Kemalist devrimle gerçekleşebileceğini ödünsüz savunmaları nedeniyle görevlerinden alınmışlardı.  
Bizler bu süreçte,  gerek mahkemelerde, gerekse yazılı açıklamalarımızda “ADD Isparta Şube Başkanı Mahmut ÖZYÜREK, bir tertip ve kumpas sonucu görevinden alındığını, Mahmut Özyürek ve arkadaşlarına karşı Türk Medeni Hukuku değil, Silivri Hukukunun uygulandığını,  Buradaki amacın hukuku uygulamak değil, KEMALİSTLERİ TASFİYE ETMEK” olduğunu binlerce kez yazıp söyledik.
ALTIOK ÇİZGİSİNDEN ve antiemperyalizmden soyutlanmış ATATÜRKÇÜLÜK anlayışını ADD içinde egemen kılma görevini üstlenen Tansel ÇÖLAŞAN ve destekçileri, ele geçirdikleri ADD içinde üstlendikleri gericiliğe ve emperyalist hegemonyaya karşı çıkacak KEMALİST direnişi örgütleyecek kadroları etkisiz kılma, tasfiye etme operasyonunu sürdürmektedirler.
Tansel ÇÖLAŞAN tarafından “emredici hukuk kurallarına” aykırı olarak atanan; Dinci gericilikle kol kola girmekte hiçbir beis görmeyen,  Atatürkçülüğü Masonik bir laikliğe indirgeyen, Kemalizm kaçkını, İslamcı-muhafazakârlığı Atatürkçülük adına destekleyen ADD ISPARTA ŞUBESİ YENİ YÖNETİCİLERİ üstlendikleri yıkım, yok etme görevlerini eksiksiz yerine getirdiler.
Tüm bu gelişmeler sonunda, geçmişte Isparta da Kemalizm’in kalesi olan ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ ISPARTA ŞUBESİ KAPATILARAK “TASFİYE” EDİLMEKTEDİR.
Türkiye’de Gericiliğin önemli merkezlerinden biri olan Isparta’da, geçmişte dinci gericiliğin korkulu rüyası haline gelen ADD Isparta Şubesinin, önce Gericilerle EL-ELE" dans eden bir konuma getirilmesi, sonrada kapatılmasının sorumluları bellidir.
İflah olmaz bir Mason olan Tansel ÇÖLAŞAN, 2012- 2014 dönemi Genel Yönetim Kurulu üyeleri,  Isparta da ADD Yönetimine GYK Tarafından atanan dinci gericilerin denetimindeki Kumpasçı ekip ADD ISPARTA ŞUBESİNİN TASFİYE İLE KAPATILMASININ SORUMLULARIDIR…
Kemalist düşüncenin ödünsüz savunucuları olarak bizler, ADD Isparta Şubesinin tasfiye edilerek kapatılmasını gerçekleştirenlerden hesap soracağımızın bilinmesini, Kemalist Kamuoyuna saygı ile duyururuz.29.07.2014

Mahmut ÖZYÜREK
Mümtaz ÇAPÇI
Feray SELEK
Abdullah GÖKTAŞ
Niyazi ÇAMURCU
Muhittin PEKER
Vedat HALICIOĞLU
  

19 Temmuz 2014 Cumartesi

EKMELEDDİN BEYİN PEŞİNE TAKILMAK

10 Ağustos seçimi, sonucu önceden saptanan bir seçimdir. Hukuk dışıdır, Ahlâk dışıdır, halkın istencini (iradesini) dışlayan, emperyalizmin  öngördüğü seçimdir. Bay Ekmeleddin’in kişiliğini küçümsediğimiz sanılmamalı. Kendi alanında değeri yadsınamaz ürünler de sergilemiş olabilir.
Bu nitelikler  Cumhurbaşkanı olması içinde yeterli midir sorununa yanıt aramak gerekecektir. Yanıt bulunamıyorsa o seçim boykot edilmeli. Çünkü Çankaya, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gözüdür, sözüdür, özüdür.
 ABD-AB çaprazında içimizdeki satılık hainlerle Büyük Ortadoğu Projesinin uygulama alanına dönüştürülmüş Türkiye’mize sahip çıkacak bir Çankaya’yı yeniden yaratma görevi ile karşı karşıyayız.  Bu görevi üstlenecek aday henüz ortada yok ve 10 Ağustos, böyle bir adayı halkımızın yaratmasını önlemek amacıyla  dışımızda saptanmış, gaflet içindeki siyasal  kadrolara kabul ettirilmiştir.
 Bay Ekmeleddin’in peşine takılanlara soruyorum: Gizli tanık ve polis tutanakları ve bilgisayarlara yapıştırılmış düzmece mesajlarla, seçkin bilim adamlarımız,  yazar ve düşünürlerimiz, İşçi Partisi’nin genel Başkanı, Genel Sekreteri ve seçkin üyeleri ordu komutanlarımız  ne ile suçlandıklarını bilmeksizin zindanlara tıkılırken:
 1. Bay Ekmeleddin’den  böylesi adaletsizliğe, böylesi haksızlığa, zulme karşı bir tek tümce işittiniz mi? Neredeydi kendisi?
 2. R.T.Erdoğan’ın  yarattığı soygun düzenini, haksız edindiği nesnel ve parasal kaynakların, hukuka, ahlâka ve İslam dininin kurallarına aykırı olduğunu açıklayan bir tek tümcesine rastladınız mı?
 3.Necm Suresi’nin 39’uncu Ayetinde “say’inden (emeğinden) başkası senin değildir” hükmünü anımsatarak  R.T.Erdoğan’ın oğlunun içine üç TIR kamyonunun girdiği gemiciğini (!) kınadığına tanık oldunuz mu?
 4.İslam’ın kutsal kitabında “Hükmedersen adaletle hükmet” ayetini R.T.Erdoğan’a anımsatan bir tümcesine rastladınız mı?
 5.İslam’ın kutsal kitabında “güzel iş yapanlara güzellikler vardır” ayetini anımsatarak R.T.Erdoğanı uyardığına tanık oldunuz mu?
 6.Kürt açılımı adıyla başlayan demokratik açılıma dönüşen ve ulusal birliğimizin yok edilişine yol açan kararlar verilirken Habur’daki  çadır mahkemesinde yüz karası trajediyi yadırgayan bir ses duyabildiniz mi?
 7.Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye yönelik ahlak ve gerçek dışı suçlamalara karşı İslam’ın kutsal kitabındaki “zanna dayalı hüküm” vermemeyi öngören Ayetini R.T.Erdoğan ve yandaşlarına anımsattığı bir tek tümcesine rastladınız mı?
 8.Türkiye Cumhuriyeti Devletinin varlığının kaynağı olan coğrafyasına ve ulusuna sahip çıkmayı önleyen BOP projesi hakkında Bay Ekmeleddin’in ne düşündüğünü içinizde birisi bugüne ona kadar sormaya gereksinim duydu mu?
 9.Dış ticaret’in sürekli açık verdiği ve  dış borçları geri ödemeyi olanaksızlaştıran Gümrük Birliği sorunu hakkında  Bay Ekmeleddin’in ne düşündüğünü merak ettiniz mi? Gümrük Birliğinden çıkmadıkca ekonominin düzlüğe çıkamayacağını ve  dış borçlar geri ödenmedikçe de bağımsız Türkiye’nin yaratılamayacağını Bay Ekmeleddin’in  kabul edip etmediğini merak ettiniz mi?
 10.Türkiye Cumhuriyeti Devletini “Türk-Kürt Ilımlı Islam Federasyonu”na dönüştürmeyi ve Misak-ı Milli sınırlarımızın kuşattığı vatan bildiğimiz toprağımızı özerk eyaletlere bölmeyi amaçlayan BOP’a karşı Çankaya’nın nasıl bir strateji uygulayacağı, tüm sorunların başında gelmektedir.
 Türkiye Cumhuriyeti Devletine sahip çıkmayı amaç alan ulusumuz bu soruna yanıt verecek iradeyi yaratmadıkça kendisine de sahip çıkamaz. R.T.Erdoğan ve genel başkanı olduğu AKP iktidarından kurtulmak temeldeki çözümün kendisi olamaz, yerine Çankaya’da hangi iktidarı yaratacağımızın bilincine ulaşılmadıkça.
Böyle biline çare buluna.
Saygılarımla. 19.7.2014
Dr. Ali Nejat Ölçen