31 Ocak 2018 Çarşamba

SOSYAL DEMOKRASİ VE KEMALİZM BİRBİRİNE ZITTIR

SOSYAL DEMOKRASİ ATATÜRKÇÜLÜK DEĞİLDİR / Dr. Hasan İleri

Atatürkçülük (Kemalizm) ve Sosyal Demokrasi tartışması konuya ilgi duyanların zihinlerinde genellikle sessiz olarak yaptıkları, zaman zaman da sesli hatta yüksek sesle yaptıkları, güncelliğini kaybetmemiş bir tartışmadır. CHP Kurultayı nedeniyle yeniden yüksek sesle yapılmaktadır.

Geniş ve çok önemli olan bu konunun sağlıklı olarak irdelenmesi için tarafsız kalınması ve bazı somut gerçeklerin görmezden gelinmemesi ve konunun bugünkü dünya ve Türkiye gerçeklerinde incelenmesi ve irdelenmesi gerekmektedir. Konunun anahtarı Kemalizmin iyi incelenip irdelenmesidir. Çünkü bize göre Kemalizm, maalesef bizim açımızdan yeterli olarak bilinmemektedir.

KEMALİZM NEDİR?

Kemalizm, Atatürk’ün hayatı boyunca Türkiye ve dünya için ürettiği fikirler ve bu fikirlere dayanan proje ve eylemlerdir. Bunların sonuçlarıdır. Kemalizm sadece Altı Ok’ tan ibaret değildir. Altı Ok, Türkiye içindir.

Bazı çevrelerde Kemalizm ve sosyal demokrasi tartışılırken Türkiye’deki sosyal demokrasinin kökleri Kemalizm’de aranmaktadır. Bu yanlıştır, böyle bir şey yoktur.

Sosyal demokratlar, partilerini 23 Aralık 1918’de bugünkü İstiklal Caddesi’nde kurmuşlardır. Kurucuları ve liderleri Dr. Hasan Rıza’dır. Hasan Rıza liderliğindeki sosyal demokratlar, Mustafa Kemal ile bazı temaslarda bulunmuşlardır. Sosyal demokratlar Kurtuluş Savaşı’na soğuk bakmışlar, Wilson Prensipleri’ni benimsemişlerdir. Savaştan sonra Cumhuriyet Hükümeti’nden parti izni istemişler, ama 13 Mayıs 1925 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile yasaklanmışlardır.

SOSYAL DEMOKRASİ VE KEMALİZM BİRBİRİNE ZITTIR

Sosyal demokrasinin benimsediği yaklaşımlar ile Kemalizm’in yaklaşımları birbiriyle uyuşmamaktadır. Çok kısa olarak bu konuda bazı hususları belirtmeyi uygun buluyorum:

Sosyal demokrasi ulusal egemenliğin aşılmasını ister.
Kemalizm’de ise ulusal egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ve ulusal egemenliğin aşılarak oluşturulmak istenen küreselleşmeyi bir RÜYA olarak görür.

Sosyal demokraside Cumhuriyetçilik şartı yoktur. Birçok sosyal demokrat ülkede KRAL vardır. Örneğin İsveç, Norveç, Danimarka, Belçika gibi ülkelerde demokrasi ile beraber krallıklar vardır. Kemalizm’de böyle bir durum olamaz. Kemalizm’in birinci ilkesi Cumhuriyetçiliktir.

Sosyal demokraside milliyetçilik yoktur. Uluslaşma, sosyal demokraside yoktur. Sosyal demokrasi yöresellikle, evrenselliğin uyumlu olarak bütünleşmesini savunur. (YENİ SOL, İsmail Cem - Deniz Baykal)

Sosyal demokratlar Türkiye’nin Misak-ı Milli’sini tanımak zorunda değildir.

Sosyal demokrasi, Atatürk devrimlerini kabullenmek ve onlara uymak zorunda değildir.

Sosyal demokrat ülkelerde, bizde olduğu gibi Diyanet İşleri Başkanlığı veya muadili bir kurum yoktur. Kilise, sosyal demokraside dini tebliğde özgürdür, tarikatlar serbesttir.

Çok kısa olarak değindiğimiz bu hususlardan da anlaşılacağı gibi CHP’deki bugünkü kavga ULUSALCI-YENİLİKÇİ kavgası değil Kemalizm-sosyal demokrasi kavgasıdır.

Kılıçdaroğlu ve ekibi sosyal demokrasiyi savunmaktadır.

CHP'nin kurumsal yönetimine buradan sesleniyorum:

Kendinizi yenilikçi, ulusalcı gibi kılıflara sokmadan Atatürkçü (Kemalist) ya da sosyal demokrat olarak açıklayınız.

Böyle bir açıklamaya CHP’ nin de Türkiye’nin de ihtiyacı vardır.

Ayrıntılı bilgi için: https://youtu.be/nABXk6vYcSk

***
Hem Atatürkçü (Kemalist) hem Sosyal Demokrat olunmaz. İkisi ayrı ideolojilerdir. Bir kurum ele geçirilip başka noktalara çekilebilir. Partizanca müritlik yapan yobazların koyun diye aşağıladıkları başka bir partinin müritlerinden özde hiçbir farkları yoktur.

"Atatürkçü" olmak ile "Atatürksever" olmak aynı şey değildir.

CHP KURUMSAL OLARAK Sosyal Demokrasi ideolojisine saptırılmışken MHP de yine KURUMSAL OLARAK Türk-İslam Sentezciliği ideolojisine saptırılmıştır. Bu partilerde BİREYSEL olarak Atatürkçülerin bulunması, vatansever insanların yer alması başka şeydir bu partilerin kurumsal çizgilerinin saptırılmış olması başka şeydir.

Çeşitli gerekçelerle çeşitli partilere oy veren Atatürkçüler ve de özellikle Atatürkseverler sayıca halen belirleyici güç olmakla birlikte bir dağınıklık söz konusudur.


Atatürkçüler, Atatürkseverleri de bilinçlendirerek ya bulundukları dernek, sendika, vakıf ve siyasi partilerden oluşan Sivil Toplum Örgütleri'nde yönetici güç olup kurumlarını Atatürkçü çizgiye çekmeli ya da yapay sağ-sol ayrımlarını ve günübirlik mülahazalara dayalı partizanca davranışları bir kenara bırakarak aynı yapıda birleşmelidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder