8 Ocak 2014 Çarşamba

Zahide Uçar: BEYAZ ATLI, TBB KANATLI PRENS

Zahide Uçar: BEYAZ ATLI, TBB KANATLI PRENS
Dolarlar ortaya saçılmışken, kırk harami saltanatı tam da topuğundan vurulmuşken… Kiralık katil suçüstü yakalanmışken…
AK BİT Suriye’ye gönderdiği silah yüklü olduğu söylenen tıra çarpmışken…

Erdoğan ve müritleri gırtlağına kadar terör, kara para ve yolsuzluk bataklığına saplanmışken..
Beyaz atlı, BARO kanatlı bir prens, sihirli değneğiyle Ankara ufuklarında beliriverdi.
Oysa daha önce kırk haramilere ve kiralık katillere savaş açmış bir Kara Murat rolündeydi(!)..
Hırsızlar ve arsızlar üzerinden geleceğin şiyaseti şekilleniyor. Ve asıl operasyon Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yapılıyor.
57. Hükümet döneminde bankalardan bir gecede altı milyar dolar çekerek ekonomik kriz yaratanlar, geleceğin siyasetini de dizayn etmişti.

Siyaset kırk haramilerin yolsuzlukları üzerinden yeniden dizayn ediliyor. Kırk harami saltanatına duyulan tepki enerjileri, öne çıkartılan bazı figürleri geleceğe taşıyacak itici güce dönüştürülüyor.

Yolsuzluklar sır değildi. Her vatandaş kendi ilinde, beldesinde zaten bu yolsuzlukları görüyordu. Bakanların karıştığı yolsuzluğun boyutunun 100 milyar Euro’yu bulduğu yazıldı. Bence bu miktar buzdağının görünen bir ucudur.
Alanya’dan Gazipaşa’ya gidiyordum. Demirtaş’ı geçtik, yolun üzerinde bulunan tepeye bir otel yapılmış. Yolu üstten bir tünelle geçip, asansör ile denize inişi sağlamışlar. Yakınlarında başka tesis yok. Yerleşim de yok. Epey maliyeti olduğu görülen otelin sahibini merak ettim. Otelin yapıldığı arazi ikinci dereceden sit alanıymış. AKP’nin Diyarbakır milletvekili olan eski bir bakanına aitmiş. İkinci dereceden sit alanı olan arazi daha önce hazinecilerin gizlice kazı yaptığı bir yermiş(!)… Gömü alanlarından yol geçirmek, bina yapmak AK şeytanların ayrı bir icraatıdır.
Evet, bir operasyon var. İki suç ortağını birbirine kelepçeleyen efendileri kağıtları yeniden karıyor. Kartlar karılırken operasyonlar iftira üzerinden değil, gerçekler üzerinden yapılıyor. O kadar gürültü çıkarılmasının nedeni de mermi gibi gelen bu gerçekliktir.
Yani, Beşiktaş yargısının polis görünümlü BTÖ elemanlarının Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin telefonuna suç örgütlerinin telefonlarını eklemesi gibi sehven bir durum yoktur. Milyon dolar paralar sehven ayakkabı kutularına konmadı. Gemiciklerin, villaların, mücevher dükkanlarının sehveni olamayacağına göre, soygun açıktır.
Bu ülkede Cumhuriyetin bütün maddi kazanımları satıldı. Üzerine Cumhuriyet döneminde (80 yıl) yapılan toplam borcun üç katı borç yapıldı. Üretime yönelik hiçbir yatırım yapılmadı. Devlet memuru ve işçi sayısı beşte bire indi. Yani kamu gideri azaldı. Devlet taşeron işçi çalıştırıyor.
Halk giderek daha çok fakirleşti. Alım gücü düştü.
Erdoğan yemedik diyor. Halk zaten aç. O zaman Nasrettin Hoca misali adama sorarlar. Bu kediyse et nerede? Et buysa kedi nerede?
Kurmaca davalar üzerinden AK Darbe yapıldı. Devletin çivileri söküldü. Bütün değerler ters-yüz edildi.
17 Aralık günü başlayan yolsuzluk operasyonu gerçekler üzerinden yürütüldüğü için oynanan oyun çok daha büyük olacaktır. Halk önüne konan çözümlere daha kolay sarılacaktır.
Çünkü oyun kurucuların dönüştüremedikleri vatansever Türk sorunu var. Çözüm diye önümüze koyacakları aktörlerin görevi, bu kesimi rapt-ü zapt altına almak olabilir mi?
Metin Feyzioğlu, bütün bu yolsuzluk kavgalarının ortasına beyaz atlı prens gibi düşüverdi(!).. Gündem değişti. Kasım kasım kasılan kibir abidesi Erdoğan, geçmişte kendine muhalif olan Feyzioğlu ile görüşmeyi kabul etti(!)..
TBB Başkanı Feyzioğlu’nun Amerikan Büyükelçisiyle yaptığı görüşmelerin haberini hatırlayalım:
“Amerikan Büyükelçisi Ricciardone’yle bir ayda iki defa görüşen TBB Başkanı Feyzioğlu, diğer ziyaretlerin aksine görüşmeleri Barolar Birliği sitesine koymadı. Hukukçu Yrd. Doç. Dr. Sinan Kocaoğlu, ‘Ulusalcı görünüp Amerikancılık yapanlara karşıyız’ dedi.
Öte yandan Metin Feyzioğlu’nun eşi Birgül Feyzioğlu’nun ABD Büyükelçiliği’nin avukatı olduğu da belirtildi. (stargazete.com)” 16 Eylül 2013
Bu durum bana başka bir olayı hatırlattı.
Kemal Kerinçsiz Büyük Hukukçular Birliği Başkanı iken Amerikan Başkonsolosluğundan bir davet alır ve reddeder. Gerisini kendi savunmasından kısa bir kesit alarak okuyalım:
(CELSE TARİHİ :22.04.2011
Başkanım ABD Başkonsolosuyla görüştüğüm iddia edilmişti. Oysa ben net bir şekilde gelen talebi reddettim ve bu gelen talebi de Dışişleri Bakanlığına bildirdim. Buradan Dışişleri Bakanlığına yazılan yazıya gelen cevapta da; benim bu talebi reddettim açık bir şekilde ifade edilmişti. Wikileaks Belgelerinde de yayınlanan bu delil şu anda tam olarak kanıtlanmış durumdadır. ABD Başkonsolosluğu maslahatgüzarının 3 Ağustos 2006 tarihli telgrafında aynen şu cümleyi kullanmış, okuyorum. “Kerinçsiz ve onun Büyük Hukukçular Birliği isimli örgütü AB karşıtı, NATO karşıtı ve ABD karşıtı. Biz Kerinçsiz’le görüşme talebinde bulunduk, o bunu kendi örgütünün bir üyesinin bir dış gücün ajanıyla görüşmesinin uygun olmayacağını söyleyerek reddetti. Daha sonra bu reddedişini Milliyetçi Hareket Partisinin yayını Yeniçağ’da yayınladı” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş. O Wikileaks Belgesinde yayınlanmayan bir şey var. Dediler ki; “siz bizimle görüşmüyorsunuz ama sizin ülkenizin vatandaşları bizimle görüşmek üzere kapımızda kuyruklar. Siz bu beyanlarınızın bedelini ödeyeceksiniz” diye bir tehditte bulundular.”)
Bedelini ödedi, hala ödüyor. 2008 yılından beri esir evinin tutuklusu…
“Görüşmeyenler bedel ödüyorsa, görüşenler ödül mü alıyor” diye sorabiliriz.
Erdoğan’ın izdüşümü Sarıgül…
Belli pazarlıklar sonucu çıkarıldığını düşündüğüm Balbay…
Balbay ne buyurmuştu?

“Freedom House başta olmak üzere ABD’deki pekçok kuruluş benimle ilgilendiklerinde tabii kendimi kişi olarak daha güçlü hissederim!”

Ve gündeme paraşütle düşen beyaz atlı, TBB kanatlı Metin Feyzioğlu…
Eşi ABD Büyükelçiliği’nin avukatı…
Ve Feyzioğlu “Amerikan Büyükelçisi Ricciardone’yle bir ayda iki defa görüşüyor…”
Sarıgül, Balbay, Feyzioğlu…
Geleceğin filmi çekiliyor…
Ve benim aklıma bir fıkra geliyor:
Köyün birinde adamın adı eşek imiş… Bu isimden çok sıkılan ve utanan adam çare ararken köylüler;
“Sen iyisi mi bir sofra yemek ver. Adını değiştirelim” der.
Adam bir sofra yemek verir. Adı değiştirilir. Eve gelince hanımı;
“Adam ne ad verdiler” diye sorar. Adam;
“Sıpa” diye cevap verir. Hanımı;
“A salak herif, sıpa büyüye büyüye eşek olur. Senin adın değişmemiş ki” der.
Umalım ki millet eşek adını sıpa yapan bu adamın durumuna düşmesin.
NOT: Yeniden yargılama bir tuzak olabilir. Komplo kuruldu deniyorsa, önce komplo kuranlar tespit edilip yargılansın. Bunu yapamazlar. Ucu kendilerine dokunur. Örtülü ödenekten bu davalara ayrılan paralar ortaya saçılır. O zaman ne?
Yolsuzluk ve rüşvet davalarını kapatmak için yeniden yargılama yapılır. Cezalar yeniden onanır. Göstermelik birileri bırakılır. Bir taşla çok kuş vurulmuş olur. Bu tuzağa düşülmemeli.
İLK KURŞUN

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder