21 Mayıs 2016 Cumartesi

BAŞKANLIK: DEMOKRASİ Mİ DİKATATÖRLÜK MÜ? YANITI ATATÜRK VERSİN:



"Cumhuriyet, milletvekillerinden kurulu meclisi ve belli bir süre için seçilmiş devlet başkanı ile, ulusal egemenliğin korunmasını en iyi sağlayan düzendir.

Cumhuriyette meclis, cumhurbaşkanı ve hükümet, halkın özgürlüğünü, güvenliğini ve rahatını düşünmek ve sağlamaya çalışmaktan başka bir şey yapamazlar.

Çünkü bunlar bilirler ki kendilerini erk ve yetki yerine belli bir süre için getiren, istenç ve egemenliğin sahibi olan ulustur.

Ve yine bunlar bilirler ki, erk yerine saltanat sürmek için değil, ulusa hizmet için getirilmişlerdir.

Ulusa karşı konumlarını ve görevlerini kötüye kullanacak olurlarsa, şu ya da bu yolla, ulusal istencin kendileri hakkında da belirmesiyle karşı karşıya kalabilirler.

Ulusça, ulus adına devleti yönetmeye yetkili kılınanlar için, gerektiğinde ulusa hesap vermek zorunluluğu, gelişigüzel ve gönlünce davranmakla bağdaşamaz.

Oysa gücünün ve yetkisinin Tanrıdan geldiğini ve yalnız ona karşı, öbür dünyada, hesap verebileceğini sanan ve devleti, ülkeyi babadan kalma bir çiftlik gören bir buyurgan, her türlü sınırlamadan kendini bağımsız sayar.

Böyle bir yönetimde ulusun benliği, özgürlüğü söz konusu bile olamaz.

Bundan dolayı, yetkisi sınırlı bile olsa buyurganlık biçimi demokrasiye, ulusal egemenlik ilkesine uygun değildir.

Hükümetin sınırlı sayıda insanların, sınıfların elinde bulunması da ulus varlığının hiçbir biçimde kabul edemeyeceği bir durumdur. Bütün ulusun çoğunlukla, devlet yönetimine katılmasına engel olan bu “çokerki” yöntemi de bir kesimin, kendi çıkarlarını sağlamak için bütünüyle ulusa ait olan egemenliği zorla kapmasından başka bir şey değildir."

KAYNAK: ATATÜRK, YURTTAŞ İÇİN MEDENİ BİLGİLER (Özleştiren Ö. Ozankaya, ADD Yayını)



Durum, 1919’daki durumdan farklı değildir.
Bir yandan “turuncu devrimler” gibi sinsi yıkım projelerini, bir yandan Büyük Orta Doğu Projesi gibi bölgemizi işgal saldırılarını, bir yandan da dünyaya barış ve demokrasi getireceğini söyleyip ateşe boğan küreselciliğin saldırganlığını göz önünde bulunduralım. Bunlara, ülkemizde adeta iktidar ortağına dönüşen etnik bölücülüğü ve iktidara yerleşen İhvan ümmetçiliğinin Cumhuriyet düşmanlığını ekleyelim. Ve bu düşmanca süreçlere ya işbirlikçiliğinden ya da teslimiyetçiliğinden destek veren son liberallerin koşturmalarını katalım. İçinde bulunduğumuz durumun 1919’daki durumdan ne kadar farkı kalır?
Yeni-Anayasacılık, Türk ulusunun savaşla kazandığı varlık ve egemenlik hakkını ortadan kaldırmayı amaçlamıştır. Bunu hiç unutmamak gerek.
Yeni-Anayasaya Geçit Yok! Tarih :


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder